Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Suriye’de Nusayrî hâkimiyeti bitiyor mu?
ESED’İN İNTİKAM KORKUSU


18 Aralık 2013 Çarşamba

Suriye’de iç savaş kıyasıya devam ediyor. Esed, direniyor. Zira rejim devrilirse, sadece Esed ailesini değil, kalabalık bir etnik grubu da dehşetli bir akıbet beklemektedir.
Suriye hâdiseleri koptuğunda, çokları kolaycılığa kaçarak, bunu bir demokrasi hareketi olarak gördü. Halbuki biraz kurcalandığında, Suriye’de azınlığı teşkil eden, ama 43 yıldır iktidarı elinde tutan Nusayrîler ile Sünnîler arasındaki ciddi mücadele ortaya çıkar. İran’ın iktidara desteği de bunun bir göstergesidir. Burası Tunus, Mısır, Libya gibi homojen yapıda değildir. Rejimin yapı taşı dinî bir grup olan Nusayrîlerdir. Rejim devrilirse, sadece Esed ailesinin değil, kalabalık bir etnik grubun da felâketi olacaktır.
Göze batmadan yaşamak
Arap Alevîleri denilebilecek olan ve nüfusun % 10’unu teşkil eden Nusayrîler, Milel ve Nihal’e göre, Allah’ın Hazret-i Ali ve soyuna hulûl ettiğine (onların şeklinde göründüğüne), 883’te ölen liderleri Iraklı İbnü’n-Nusayr’ın da 10. İmam Ali Nakî’nin peygamberi olduğuna inanan aşırı bir Şiî fırkasıdır. Anadolu’da Arap uşağı veya fellah diye bilinir. Kur’an-ı kerime saygı göstermekle beraber, bunun bâtınî (gizli) mânâlarının olduğunu ve bunu ancak kendilerinin bildiğini söylerler. İnanç ve ibâdetlerini de geleneklere göre şekillendirmişlerdir.
Esed Ailesi
Dinî esasları, 900 yılında mezhebin başına geçen ve fırkanın ikinci kurucusu sayılan Hasîbî’nin yazdığı 16 kısımlık Mecmu’ adlı kitaba dayanır. Mekânsız, kıblesiz bir “bâtınî namaz” kılınır. Fâtiha ve İhlâs suresi ile Mecmu’dan parçalar ve kuddas denilen hususî dualar okunur. Hazret-i Ali ve ailesi hürmetle anılır. Bir şeyhin gelişi veya bayramlar münasebetiyle kılınan toplu namazda, farklı olarak ezan okunur. Üç halife kötülenir. Namaz sırasında elden ele dolaşan bir kadehten hususî bir içki içilir. Kadınlar, çocuklar ve yabancılar cemaate alınmaz. Oruç, mezhebin sırlarını kimseye söylememe; zekât, ise şeyhe ödenen para olarak tatbik edilir. Fıtra ve Kurban bayramından başka, Hazret-i Ali’nin Allah tarafından halife tayin edilmesi hatırına Gadîr ve hicrette Hazret-i Peygamber’in yatağında yatışı şerefine Firâş bayramları ile Nevruz, Mehrican ile İsa’nın doğum gününü kutlarlar. Din ulularının kabirlerine hususî hürmet gösterilir. Dinî hayatı, babadan oğla geçen bir ruhban sınıfı idare eder. Bulûğa eren erkeklerin cemaate kabulü merasimle olur.


1914'de Antakya'da bir Nusayri


Antakya'da bir Nusayri çocuğu

II. Cihan Harbi esnasında Banyas'ta bir Nusayri bayramı

Dua eden bir Nusayri dedesi

Dua eden bir Nusayri kadın

Lübnan'daki Şeyh Umran mabedinde dua eden bir Nusayri

XX. asır başında Lazkiye'li bir Nusayri
 
Tartus'ta Nusayriler - 1920'ler
Nusayrîlik, Irak’ta doğmuş olmasına rağmen, Suriye’de tutundu. Lazkiye, Cebel Ensâriyye, Antakya, Adana, Mersin ve Kuzey Lübnan’da,  Sünnî komşularından uzak, yıllar boyu göze batmaktan, dikkat çekmekten sakınarak yaşadılar. Kendilerinin reddettiği bir rivayete göre, Kudüs’e ilerleyen Haçlılara yardım ettiler. Bu sebeple komşuları tarafından kendilerine pek de hoş gözle bakılmadı. Hatta XIII. asırda yaşamış ve müfrit fikirleriyle tanınan Halebli bilgin İbni Teymiyye, Nusayrîleri, Moğollardan ve Haçlılardan daha tehlikeli bir topluluk olarak vasıflandırır. Haçlı seferlerinden sonra, fırka tamamen içine kapanmış ve büyük bir sefaletin içine düşmüştür.
Nusayri doğancı
Fransız öpücüğü
Suriye, XVI. asırda Osmanlı hâkimiyetine girince, Nusayrîlere mahallî şeyhlerin riyasetinde bir otonomi tanındı. Tanzimat’tan sonra bu otonomi kaldırılıp, kendilerine -Müslüman sayıldıkları için- mecburî askerlik getirilince, Nusayrîler ayaklandı. Sultan Hamid, kendileriyle uzlaşarak grubun sadakatini tekrar temin etti. Nusayrîleri Sünnî ekseriyet ile kaynaştırmak üzere teşebbüse geçildi; beldeye câmiler yaptırıldı. Ama bu politikanın ömrü kısa oldu.
Fransız işgali devrinde Suriye Devletleri
Lübnan'da Nusayrilere ait Cebel Muhsin Camii
Mecmu adlı kitaptan iki sayfa
I.Cihan Harbi’nde yenilen Osmanlı orduları, Lübnan ve Suriye'den çekilince, belde yeni bir sömürgeci gücün, Fransızların eline geçti. Fransızlar burada 1920’de manda idaresi kurdu ve etnik/dinî esasa dayalı beş farklı devlete böldü: Haleb, Şam, Lübnan, Dürzî ve Alevî Devletleri. İngiltere ve Fransa, her zaman azınlıkları ekseriyete karşı güçlendirmiştir. Ama Lazkiye civarındaki Alevî Devleti'nin ömrü uzun sürmedi. 1946'da müstakil Suriye kurulunca, Alevî Devleti de buraya bağlandı. Nusayrîler için, Alevî ismini yaygın kullananlar da Fransızlar olmuştur.
 
Alevi Devleti'nin bayrağı ve pulu
İstiklâlini kaybetmek Alevîler için bir hüsran gibi görünse de, aslında yeni düzende Suriye'de iktidara giden kapılar, kendilerine bir bir açılmaya başladı. Şehir merkezlerinden uzak, köylerde ve dağlık mıntıkalarda yaşayan Nusayrîler, fakirlik ve dışlanmışlık duygusundan sıyrılmak için, memleketin en güçlü müessesesi olan orduda yer tutmak yolunu seçti. Düzenli maaş ve cemiyette belli bir saygı görmek, onları orduya çekti. Nusayrîler orduya resmen akın etti. Günde üç öğün yemek, kıyafet ve silah taşımak; eskiden elde edemedikleri, istikbalde de elde etmeleri zor şeylerdi.
Suriye Ordusu
1946'da Fransızlar çekildiğinde, Nusayrîler düşük rütbelerdeydi. 1956'de ise, ordudaki subayların yaklaşık yüzde 65'i Nusayrî idi. Orduda giderek güçleri artan Nusayrîler, kısa zamanda devlet kademelerini de aştılar. Muhaberat (gizli askerî polis), tamamen Nusayrîlerin elindedir. Şimdi bile her Sünnî memurun, Nusayrî bir yardımcısı vardır ve bütün salahiyetler onun elindedir.
Samandağlı bir Nusayrî çocuğu pilot Hâfız el-Esed, Nasyonal Sosyalist Baas (Diriliş) Partisinin sol kanadına mensup bir pilottu. 1970’de darbeyle iktidara gelişi, Nusayrîleri de siyasete taşıdı. Hristiyan ve Dürzîlere, kendisiyle bir olurlarsa, onları Sünnî hâkimiyetinden koruma vaadinde bulundu. En zengin Sünnî tüccarlara da işbirliği para kazanma yolu açarak Sünnîleri böldü. Hatta oğlu Beşşâr’ı, Sünnî bir ailenin kızı ile evlendirdi. Esed ailesi, hükümet içinde, istihbarat ve emniyet gibi üst kritik vazifelerde Nusayrîlere öncelik verdi. Bu strateji, aileyi 50 yıla yakın iktidarda tutmaya yetti.
İntikam!
İktidarlarını sarsan ilk hareket Müslüman Kardeşler’in 1982'de Hama’da ayaklanması ve ardından gelen katliâm oldu. Hâfız Esed’in acımasız kardeşi Rıfat, isyanı kanlı bir şekilde bastırdı. Şehir, yer ve gökten bombardıman edildi. Onbinlerce kişi öldü. Şam’da aynı zamanlı hareketlerde kan gövdeyi götürdü. Muhalifler ve bunlarla irtibatı olduğu farzedilen herkes ya öldürüldü, ya kaçtı. Hâfız’ın veliahdı Bâsil Esed bir otomobil kazasında ölünce, hiç beklenmedik bir şekilde İngiltere’de göz doktoru olan oğlu Beşşâr yerine geçti. Önceleri liberal bir politika takip eden Beşşâr, etrafa ümit verdi. Rıfat, yurt dışına kaçtı. Ama yarım asır ağır bir baskı yaşayan Sünnîler, bunu pek görecek halde değildi. Hele memlekette üçüncü sınıf insan olarak yaşayan kuzeydeki kalabalık Kürt ve Türkmen nüfusu, fena vaziyetlerinin iyileştirilmemesinden muztaripti.
Nusayriler Esed lehine nümayiş yapıyor
Beşşâr, Suriye’yi iki senedir ateş yumağına çeviren isyanın dinî esaslı olduğu ve arkasında Nusayrîleri Suriye’den atmak isteyen el-Kâide’nin bulunduğu; eğer iktidarı kaybederlerse katliâma uğracakları hususunda kendi halkını iknâya çalışmaktadır. Gerçekten Esed düşerse, Nusayrîleri korkunç bir akıbetin beklediği, senelerce ezilen Sünnîlerin intikam alacağı kuvvetle muhtemeldir. Bundan, nüfusun % 10’unu teşkil eden ve tabiî olarak iktidarı destekleyen Hristiyanların da kurtulamayacağından korkuluyor.  
Bu sebeple Nusayrîlerin çoğu Lazkiye’ye kaçmış ve şehirde silah depolamış vaziyettedir. Yenilirlerse, hiç değilse burada müstakil bir devlet kurmak isteyecekleri düşünülebilir. Bu sayede Akdeniz’e inen İran, Ortadoğu hâkimiyetini kaptırmaktansa, Esed rejimine destek vermeyi tercih etmektedir. Neredeyse tek Ortadoğu üssü Suriye’de kalan Rusya’da bu saftadır. Akdeniz ve Suriye’de savaşın yıllarca sürmesi, ülkenin etnik/dinî esaslı bölünmesi; kazananların da (Afganistan’da olduğu gibi) ganimeti paylaşmak uğruna birbirine düşeceğini söylemek zor değil. Şu halde -Allah saklasın- Suriye on yıllarca bu felâketten kurtulamayacak demektir.

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...