Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MALİYECİLER ESKİDEN DE KİMSENİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKMAZDI

12 Kasım 2013 Salı

Şimdiki maliye müfettişlerinin işini eskiden bakikulları yapardı. Usulsüz harcama gördüler mi, kimsenin gözünün yaşına bakmaz, sultan demez, yakasına yapışırdı.

Osmanlılarda devlet hazinesine Hazine-i Âmire veya Bîrûn Hazinesi denir. Topkapı Sarayı’nın orta avlusundadır. Başında defterdar bulunur. Padişahın hususî hazinesi, Hazine-i Hâssa başkadır.

Paranın ateşle imtihanı

Zekâtlar, ganimetler, arazi ve hayvan vergileri, arazi ve maden kiraları, lukatalar, sahipsiz miraslar, para cezaları hazinenin başlıca geliridir. Hazineye girecek meblâğlar, bir heyet huzurunda makbuz karşılığı teslim alınır. Akşam günlük muhasebe yapılır. Câri harcamalar için birkaç kese tutulur. Geri kalanı hazineye konup mühürlenir. Hazineden ödeme yapılabilmesi için mutlaka sadrazamın yazılı emri ile defterdarın imzası lâzımdır.

Defterdar huzurunda yere serili bir kırmızı halı üzerinde giren çıkanı kaydeden kâtipler bir sırada oturur. Yanlarına da hazineye giren paranın kalp olup olmadığını tedkik eden memurlar vardır. Bunun için divanda parayı sınamak için daima kızgın bir mangal bulunur.

Hazine defterleri Selçuklulardan gelen âdete geleneğe uygun olarak Farsçadır. Herkesin okuyamayacağı siyakat yazısıyla tutulur.

Padişah veya sadrazam sefere giderken, hazine ve maliye defterleri de beraber gider. Defterdar da. Ordunun paraları sandıklar içinde bir deve kolu tarafından naklolunur. Konak yerlerinde hazine çadırı kurulur. Yeniçeriler muhafızlığını yapar. Ordu bozulursa, vay hazinenin hâline! Ürdün’deyken herkeste bir hazine merakı vardı. Ellerinde harita, 1918’de Osmanlı ordusunun ricat ederken buralarda gömdüğü sandıklar dolusu altını arıyorlardı.

Defterdar

İslâm tarihindeki müstevfi ve bugünki mâliye bakanı mevkiindedir. Divan-ı Hümâyun âzâlarındandır. Divan toplantısından sonra en son sadrazam ve kubbe vezirleri ile beraber defterdar padişaha arza çıkar. Malî mevzularda padişahın itirazı veya suali olursa, defterdar cevaplandırır. Arzdan sonra sadrazam, defterdar, vezirler ve nişancı yemek yeyip dağılır. Akçeli işlerde sadrazamın defterdara danışması mecburîdir.

Defterdarlığa, defter eminleri, şehreminleri, kâdılar ve reisülküttâblardan tayin yapılır. Ekserisi Türk asıllıdır. Defterdar, devletin bütçesini hazırlar; padişaha okur; gelirleri toplar; masrafları kontrol eder; mâlî hususlardaki şikâyetlere bakar; gerekirse tahsildar ve mültezimlere ceza verir. Kalpazanlıkla mücadele eder. En ehemmiyet verdiği iş, üç ayda bir yeniçerilere verilecek maaşı tedarik etmektir. Edemez veya paranın ayarı düşük olursa, makamına, hatta hayatına mâl olabilir.

Sultan Fatih zamanında Rumeli ve Anadolu defterdarı olmak üzere iki taneydi. Rumeli defterdarına başdefterdar, diğerine şıkk-ı sâni defterdarı denirdi. İşler artınca, Sultan II. Bayezid zamanında şıkk-ı sâlis defterdarlığı ihdâs edildi. Mısır’ın fethinden sonra Arab ve Acem defterdarlığı kuruldu. Haleb, Şam, Trablusşam, Erzurum, Sivas, Karaman ve Anadolu eyâletlerinde de defterdarlıklar kuruldu. Bunlara kenar defterdarlığı, merkezdekilere kapı defterdarlığı dendi. Bir de defter eminine bağlı tımar defterdarları vardır. Bunlardan ayırmak için diğerlerine hazîne veya mal defterdarları da denir.

Osmanlı Vergi Mahkemesi

Defterdar, Bâbıdefterî denilen konağında ayrıca bir divan toplar. Malî işleri görüşür. Malî dâvâlara bakar. Defterdarın kalabalık bir maiyeti, güçlü sekreteryası ve bugünki maliye müfettişlerinin işini gören bâkîkulları vardır. Defterdar divanındaki dâvâlara kazaskerlikten gönderilen mirî kâtibi bakar; başbâkikulu dâvâlı sıfatıyla hazır bulunur. Bu çok ileri bir sistemdir. Bakı, bakmaktan gelir. Kulu da, karakolda olduğu gibi kolu demektir. Vergi borçlarını takip eder.

Önceleri yoklama kâtibi, Sultan II. Mahmud’dan itibaren curnal kâtibi denilen ve fermânla tayin edilen bir memur, vergilerin âdilâne ve yolunda dağıtılıp dağıtılmadığını kontrol eder; vaziyeti raporla padişaha bildirir.

1838 senesinde Mâliye Nezâreti kuruldu. Başdefterdar, mâliye nâzırı adını aldı. Sancak ve kazâlarda sandık emini ve mal müdürü vazife yapmaya başladı.

Maliyeciler, sultanın yakasına yapıştı

1481’de Sultan II. Bayezid tahta geçince, küçük kardeşi Cem Sultan ayaklandı. Kütahya’yı ele geçirmek üzere şehre yürüdü. Anadolu Beylerbeyi Damad Sinan Paşa İstanbul’a kaçtı. Zevcesi Sultan Bayezid’in kızı Ayşe Sultan şehri müdafaaya karar verdi. Kale kumandanını çağırdı. Kalenin hazinesinde bulunan 25 bin akçeyi cesaretlendirmek üzere askere dağıttırdı. Cem Sultan’ın gözü korktu. Bursa’ya döndü. İşler yatıştı. Bâkîkulunun raporu üzerine maliye Ayşe Sultan’ın yakasına yapıştı. Kanunsuz harcadığı 25 bin akçeyi istedi. Sinan Paşa, kaptan-ı deryalığa tayin olunmuştu. Ayşe Sultan Gelibolu’daydı. Nakit parası olmadığından, dedesi Sultan Fatih’in kendisine evlenirken hediye ettiği mücevherli tacı satışa çıkardı. Bu kadar kıymetli tacı alacak kimse çıkmadı. Bunun üzerine padişah babasına mektup yazıp, tacın satışına aracılık etmesini istedi.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...