Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
HAZRET-İ PEYGAMBER NEDEN ÇOK EVLENDİ?

10 Temmuz 2013 Çarşamba

  Aşk hayatlarının renkliliği ile tanınan Avrupalılar, nedense Hazret-i Peygamber’in aile hayatına öteden beri çok alâka gösterir. Bu yolda yazılmış mübalağalı, hatta uydurma romanlar, piyesler çoktur.

Garb, öteden beri Şark’ın harem hayatına alâka duymuş; bazen gıpta, bazen tenkit etmiştir. Hazret-i Peygamber’in çok evliliği de dillerinden düşmemiştir. Filozof Voltaire’in Zenobia piyesi, bu yolda yazılmıştır. Sultan Hamid bu gibi piyeslerin oynanmasını diplomatik yollarla önlerdi. Tevrat ve İncil’de anlatıldığı üzere, önceki peygamberlerin çok zevceleri vardı. Hazret-i Davud’un 100 zevcesi, 300 câriyesi; Hazret-i Süleyman’ın 300 zevcesi, 700 câriyesi bulunuyordu.

       Süleyman aleyhisselam ve Seba melikesi Belkis'in ziyaretini tasvir eden resim

Müminlerin anneleri

Hazret-i Peygamber, yakışıklı ve herkesçe sevilen bir genç olmasına rağmen, bir erkeğin en güçlü ve en çok kadına ihtiyaç duyduğu bir zamanda, Hazret-i Hadîce’den başka hanımla evlenmemiştir. Onunla çok da mutlu olmuştur. İbrahim hariç, çocuklarının hepsi de bu hanımdan doğmuştur. İsimleri Kâsım, Abdullah, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma’dır. Erkekler küçük yaşta vefat etmiş; kızlar evlenmiş, yalnızca Fâtıma babasından sonra 6 ay daha yaşamıştır. İbrahim, Mısır Hâkimi Mukavkıs’ın gönderdiği Mariyye isimli câriyeden dünyaya gelmiştir. Böylece efendi ile câriyenin karı-koca hayatı yaşamasının meşruluğu; doğan çocuğun da hür oluşu gibi hususlar anlaşılmıştır.

                                               

      Hazret-i Hadice'nin Mekke-i Mükerreme'de Cennetü'l-Muallâ'daki türbesi. Vehhabilerce yıkılmıştır.

Evliliklerinin hemen hepsi hicretten sonra ve bir maslahat sebebiyledir. Bu hanımların çoğu yaşlı, dul ve ihtiyaçlı hanımlardı. İlk nikâhladığı Sevde binti Zem’a, yaşlı ve duldu. Evlendiği tek kız Âişe idi. Hepsi de ilk Müslümanlardandır ve bu sebeple çok sıkıntı çekmişlerdir. Evlilikleri, bir nevi mükâfat yerine geçmiştir. Çok kadınla evlenmek, hele Peygamber gibi büyük misyonu olan zâtlar için zevkten ziyade, bir yüktür. Bunu taşımak, ancak ulvî maksatlarla olur. İslâm inancına göre eşler âhirette beraber olacağı için, bu hanımlar öldükten sonra Resulullah ile beraber olmayı bir devlet sayardı.

Hicretin VI. yılında hicâb âyeti (Ahzâb: 53) gelip, kadınlarla yabancı erkeklerin bir arada bulunmaları ve görüşmeleri yasaklanınca, Resulullah, hanımlara tebliğ vazifesini, zevceleri vasıtasıyla yerine getirmeye başlamıştır. Böylece Peygamber’in çok evlenmesinin bir hikmeti daha ortaya çıkmıştır. Hanımlar, bu muhterem zevcelere gelerek sual sorarlar; onlar da Resulullah’dan aldıkları cevabı, bunlara bildirirlerdi.

                      Medine'deki Mescid-i Nebevi'nin ilk halinin maketi. Yandaki odalar Peygamber zevcelerinin odalarıdır.

Evlenilecek kadınların sayısının dörtle tahdid edildiğinde, Hazret-i Peygamber’in dokuz hanımı vardı. Âyet-i kerime “Bunları boşama, bunlardan başka da evlenme!” buyurdu (Ahzâb, 52). Kur’an-ı kerim bu hanımların “müminlerin anneleri” olduğunu söyler (Ahzâb, 6). Resulullah, bunları boşasa, başkasıyla evlenemezler; mağdur olurlardı. Halbuki evliliklerinin bir sebebi de mağduriyetlerinin önlenmesiydi.

Bu hanımlar, keskin zekâları, derin ferâsetleri ile Peygamber’in ibâdetleri ve ev içindeki hareketlerini haber vermenin yanında; fıkhın teşekkülünde de çok mühim rol oynamışlardır. Âişe, en çok hadîs rivayet eden 7 kişinin ikincisidir. Binden fazladır. Hafsa, okuma-yazma bilen nâdir zâtlardandı. Bazı âyetler, Hazret-i Peygamber’in ev yaşantısı ve hanımları ile alâkalı olarak inmiştir. Resulullah’ın müteaddid hanımlarla evlenmesinin bir hikmeti budur. Nitekim henüz amelî hükümlerin mevzubahis olmadığı Mekke devrinde tek hanımla evlidir.

               Medine-i Münevvere'nin eski bir resmi

Bereketli kadın

Bu evliliklerden bir kısmı, Hazret-i Ebû Bekr ve Ömer gibi İslâmiyete çok hizmet etmiş zâtların taltifini temin etmiştir. Âişe, Hazret-i Ebu Bekr’in; Hafsa, Hazret-i Ömer’in kızıdır. Bir kısmı da mühim şahısların veya kabîlelerin müslüman olmasına sebebiyet vermiştir. Ümmü Habîbe (Remle), Ebû Süfyan’ın kızı, Hazret-i Muâviye’nin kızkardeşidir. Ümmü Habîbe, kendisini ziyarete gelen babasını, Resulullah’ın minderine oturtmamış, bu da Ebu Süfyan’ın kalbinde ilk iman ışığını yakmıştır. Muâviye, daha evvel ablasını ziyarete gele gide iltifata kavuşmuş ve Müslüman olmuştu.

Beni Mustalık kabilesi yenildiğinde, reisin kızı Cüveyriyye, Hazret-i Peygamber’in hissesine düşmüştü. Müslüman olunca, kendisini azatlayıp evlendi. Bunun üzerine Eshab, “Biz Resûlullah’ın akrabalarını köle yapamayız” dediler ve esirlerin hepsini serbest bıraktılar. Âişe, “Cüveyriyye’den bereketli kadın görmedim” derdi. Bu isim, Anadolu’da Cevriye’ye dönüşmüştür.

         Medine-i Münevvere'de Cennetu'l-Baki'de Peygamber zevcelerin kabirleri

Hazret-i Peygamber, halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile azatlısı ve evlatlığı Zeyd’i evlendirmişti. Ama mutlu olamayıp ayrıldılar. Hazret-i Peygamber, sebep olduğu evliliğin bozulmasına çok üzüldü. Güzel ve soylu Zeyneb’i teselli edecek tek şey Peygamber ile evlenmekti. Öyle oldu. Böylece evlatlığın öz oğul gibi olmadığı, zevcesinin de mahrem bulunmadığı hükmü anlaşıldı.

Resulullahın halasının oğlu Ebû Seleme, Uhud’da şehid düşünce, mağdur olan zevcesi Ümmü Seleme (Hind) ile evlendi ve küçük çocuklarına babalık yaptı. Bir başka halazâdesi Abdullah bin Cahş da aynı harbde şehid düştü; dul zevcesi Zeyneb binti Huzeyme, Resulullah ile evlendiyse de 8 ay sonra vefat etti. Cömertliği sebebiyle “Fakirlerin Annesi” diye anılırdı. Hafsa’nın zevci de Uhud şehididir.

İlk yıllarda Habeşistan’a göçen kafileden Ubeydullah bin Cahş, henüz kalbine tam yerleşmemiş imanından dönerek Hıristiyan oldu. Dinini değiştirmemekte direnen zevcesi Ümmü Habîbe’yi boşadı. Az sonra da öldü. Ümmü Habîbe, çok sıkıntıya düştü. Bunu işiten Resulullah, Habeş hükümdarına mektup yazarak kendisini nikâhlamak istediğini bildirdi. Necâşi, nikâhı yapıp, Ümmü Habîbe’yi Medine’ye gönderdi.

Safiyye bin Huyeyy, Hayber Yahudilerinin reisinin kızı ve dul idi. Resulullah kendisi ile evlendikten sonra Müslüman olmuştu. Hazret-i Peygamber, Hayber’in fethinden sonra Mekke’ye ömre için gittiğinde, Meymûne binti Hâris’in zevcinin vefat edip muhtaç kaldığını görünce, nikâhladı. Bu hâdise, Resulullah’a yapılanlardan dolayı eziklik duyan Mekkelilerin gönlünde bir ferahlık meydan getirdi ve Müslüman oluşlarını kolaylaştırdı. Meymûne, ilk Müslümanlardan ve Resulullah’ın amcaları Hamza ile Abbas’ın da baldızı idi. 


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...