Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ÖLÜMSÜZLÜK SUYU “KARANLIK ÜLKESİ”NDE

17 Temmuz 2013 Çarşamba

İnsan her zaman uzun yaşamak, hatta hiç ölmemek ister. Ölümsüzlük suyunu arayan kahramanların serüveni, en eski efsanelerde geçer. Hazret-i Hızır'ın bu sudan içtiği söylenir. Âb-ı hayat neder? Nerededir? Hazret-i Hızır hâlâ hayatta mıdır?

Âb-ı Hayat, Farsça hayat suyu demektir. İçenin ölümsüzlük kazanacağına inanılan sudur. Saf ve berrak su için de kullanılır. İnce ve derin mânâlı söz için de kullanılır. Bir şeyin kıymetini ifâde etmek için de kullanılır. Âb-ı Hızır, Âb-ı Zindegânî, Âb-ı Bekâ, Aynü’l-Hayât, Nehrü’l-Hayât da denir. Ölümsüzlük, acaba insana uygun bir vasıf mı? Ölümsüzlük suyundan içen birinin, sevdiklerini hep kaybedince, büyük bir bedbahtlığa düştüğü hikâye edilir.

Suların birleştiği yer

Kur'an-ı Kerîm'de Hazret-i Musa ile Hızır aleyhimesselâm kıssası anlatılırken âb-ı hayata bir ima vardır (Kehf, 60-82). Hazret-i Musa ve genç arkadaşı Yûşâ, çalışarak elde edilemeyen, ancak Allah tarafından ihsan edilen ledünnî ilme sahip Hızır’ı aramak üzere Mecma’ül-Bahreyn’e, yani iki denizin birleştiği yere doğru yola çıkarlar. Yanlarına azık olarak aldıkları tuzlu balığın canlanıp denize atlaması üzerine buluşma yerine geldiklerini anlarlar. Su, hadis-i şerifte bildirildiğine göre, balığa değip canlandırmıştır. Hazret-i Musa, bu hâdisenin olduğu yerde Hızır ile buluşup fevkalâde şeylere şahit olacağı gezintiye çıkar. Buhârî, “Mecmaü'l-Bahreyn'den maksat hayat pınarıdır” der. Burasının İstanbul olduğunu söyleyen, Boğaz’daki Yuşa Tepesi’ni de delil gösteren rivayetler de vardır.

Bu sudan içen kimsenin uzun yaşayacağı veya ölümsüzlüğü elde edeceğine inanılır. Tefsirlerdeki rivayete göre, İskender-i Zülkarneyn, "Karanlıklar Ülkesi"nde bununan hayat suyunu işitip aramaya karar verir. Hızır diye anılan halazadesi Elyesa’nın refakatinde ordusu ile yola çıkar. Yolda fırtına yüzünden ordudan ayrı düşerler. Karanlıklar ülkesine gelince Zülkarneyn sağa, Hızır sola giderek yollarını tayine çalışırlar. Günlerce yol aldıktan sonra, Hızır ilâhî bir ses duyar ve bir nur görür. Orada âb-ı hayâtı bulur. Bu sudan içer ve yıkanır. Böylece hem sonsuz bir hayata kavuşur ve hem de fevkalâde güçler kazanır. Sonra Zülkarneyn'le karşılaşır. O da, âb-ı hayâtı ararsa da bulamaz ve bir müddet sonra vefat eder. Halk edebiyatındaki İskendernâmeler bu mevzuya dair tafsilatla doludur.

Bir başka efsanede, İskender, âlimlerden âb-ı hayatı öğrenir. Onu aramak üzere ordusuyla yola çıkar. Askerlerini kaybeder. Yalnızca aşçısı kalır. Aşçı elindeki tuzlu balığı yıkamak üzere bir çeşmenin yanına gider; balığı yıkayınca canlanır. Aşçı da vaziyeti anlayıp sudan içer. Başına gelenleri İskender’e anlatır. iskender, tarif edilen çeşmeyi bulamaz. Aşçıya kızıp, öldürmeye çalışır. Öldüremeyince de boynuna taş bağlayıp suya atar. Aşçı bir deniz cinnine dönüşür. Kur’an-ı kerimde Tâlût'un bir sefer sırasında rastladıkları bir sudan içmekten askerlerini men ettiği anlatılır. Burada acaba âb-ı hayata işaret mi vardır?

Ölümsüz insan var mı?

Halk arasında Hızır ile İlyas adında iki aziz zâtın, âb-ı hayat içerek ölümsüzlük kazandığına inanılır. İlki karadakilerin, ikincisi denizdekilerin kurtarıcısıdır. Zaman zaman ehil kimselere gözükürler. İnsanlar bu iki zâtı görmeyi büyük bir lutf sayar. Mayıs’ın 6’sında buluşup, mantar közleyip yerler. Bu güne Hızırilyas denir. Bütün bu halk inanışları bir yana, Kur’an-ı kerîm, Hazret-i Peygamber’den önce kimsenin ölümsüz kılınmadığını söyler (Enbiyâ suresi, 34). Hazret-i Peygamber de vefatlarından bir ay evvel, “Şu anda yeryüzünde bulunanların hiçbiri yüz sene sonra hayatta kalmaz” buyurmuştur. Bu sebeple İmam Rabbânî gibi âlimler, Hızır ve İlyas aleyhisselâmın vefat ettiğini; ancak ruhlarının bedene girerek insanlara yardım ettiğini söyler. Hızır’ın hayatta olduğunu söyleyenlerden bazıları, “Hazret-i Peygamber, öyle buyurduğunda, Hızır yeryüzünde değil, su yüzünde idi” der. Muhyiddin Arabî’nin hârikulâde sözleri, hep Hızır’dan öğrendiği söylenir. Tefsirlerde, Hızır ve İlyas, Benî İsrâil’den iki peygamber olsa gerektir, diyor.

Âb-ı hayatın tasavvufî manaları da vardır. Allahü teâlânın Hayy (hayat verme) isminin tecellisine delâlet eder. Hayy isminin sırrına erenler, âb-ı hayât içmiş olurlar. İmam Rabbânî der ki: Evliyânın bâtınları, kalbleri âb-ı hayâttır. Bir katre (bir damla) tadan, ölümsüz hayâtı bulmuş ve sonsuz seâdete, mutluluğa kavuşmuş olur. Mevlânâ, Divan-ı Kebîr’inde üstadı Şems’i âb-ı hayata benzetir. “Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler/Meğer Hızır, İlyas ola âb-ı hayât içmiş gibi” mısraları bu hakikata işaret eder. Son devir âşıkları, “Zemin, ne kadar zulmet (karanlık) içinde oldu!” diye şikâyet etmiş; sonra da “Lâkin âb-ı hayât zulûmâtta (karanlıklarda) bulunur” diye teselli olmuşlardır. Nitekim zahmet etmeden, rahmete kavuşulamaz. Zeyneb Hanım adında bir hanım Osmanlı şairi de der ki: Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül/ Bin yıl gerekse Hızır ile Seyr-i Skender et! [Ey gönül, nasib değilse eğer, kavuşamazsın sen âb-ı hayata/Hızır ile İskender’in dolaştığı yerleri bin yıl dolaşsan da!]

 

 

Sümerlerin Gılgamış Destanı, âb-ı hayat üzerinedir. ME 2700’lerde yaşamış Kral Gılgamış, Tufan’dan kurtulan ve hikâyesi Hazret-i Nuh’a benzeyen ölümsüz tek insan Utnapişim’i bulmak için yola düşer. Çok zahmetler çektikten sonra bulur. Utnapişim, uzakta, nehirler ağzında, denizin dibindeki bir bitkinin adını verir. Gılgamış o yeri bulur; buz gibi suya dalar; bitkiyi koparır; ama biltinin güzel kokusunu alan bir yılan otu kapıp kaçar. Gılgamış “Ben onu memleketimin yaşlılarına götürecektim” diyerek ağlar. Memleketine eli boş döner.

Evliya Çelebi’ye bakarsanız, âb-ı hayat Anadolu’dadır. İskender, bu suyu bulduğu yere cennet suyu manasına Çabakçur demiş ve buraya bir kale inşa ettirmiştir. Bir avcı, vurduğu kekliğin bu suya düşünce canlandığını görür; ama sırrı ifşa edince, su bin parçaya bölünür. İşte Bingöl hikâyesi.

                    

1513’te Florida’ya çıkan İspanyol kâşif ve Porto Rico valisi Juan Honce de Leon, yerlilerden işittiği bir efsanenin ardına düşer ve içenlerin gençleştiği Gençlik Çeşmesi’ni bulur. Burası şimdi bir millî park ve kaplıcadır.

 


 Önceki Yazılar
23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

Diğer makaleler için tıklayınız...