Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
OSMANLILARDA EKONOMİK HAYAT NASIL YÜRÜRDÜ?

17 Ekim 2012 Çarşamba

 

Osmanlı ekonomik hayatına liberal prensipler hâkimdir. Ama bu başıboş bir liberalizm değildir. Millî gelirin ferdlere taksiminde sosyal adalet esastır.

Devlet, hazine sayesinde ayakta durur. Hazineyi hem dolu tutmak, hem de bunları yerince sarfetmek ince bir sanattır. Buna dair kitaplardan günümüze gelen en eskileri İslâm dünyasında yazılmıştır. İmam Ebû Hanife’nin gözde talebesi Ebû Yusuf’un halife Harun Reşid’in arzusu üzerine yazdığı Kitabü’l-Harac buna misaldir.

Az vergi=Çok itaat

Beytülmâl de denilen İslâm devletinin hazinesi dört kısımdır: 1-Zekâtlar, Kur’an-ı kerîmde sayılan 8 sınıf insana verilir. 2-Ganîmet, maden ve define vergisi, fakir, yetim ve parasız yolcularındır. 3-Gayrımüslimlerden alınan vergiler, memur maaşlarına ve millî müdâfaaya gider. 4-Sahipsiz miras ve buluntu mallar, bakıma muhtaç insanlara harcanır. Yetmezse, ayrıca vergi toplanabilir. Ancak işini bilen hükûmetler, halkın kendisinden hoşnud olmasını ve daha gönülden itaat etmesini sağlamak için, bunlarla iktifa eder. Beytülmâl gelirleri sağlıklı bir şekilde toplanıp yerli yerince sarfedilirse, halktan ayrıca vergi toplamaya veya borç almaya gerek kalmaz.

Osmanlılar beytülmâl yerine hazine tabirini tercih etmiş; bu tabir, vâris bırakmadan ölenlerin miraslarıyla meşgul olan merkezdeki Beytülmâl Müdürlüğü’nde yaşamıştır. Tâ Hunlardan gelen geleneğe uygun olarak, Osmanlılarda devlete ve hükümdara ait olmak üzere iki çeşit hazine vardır. Birincisine Bîrûn Hazînesi (dış hazîne), ikincisine Enderûn Hazînesi (iç hazîne) denir. Sultan II. Mahmud’dan sonra birincisine Hazine-i Âmire, ikincisine Hazine-i Hâssa denmiştir.

                                                 Osmanlı ekonomisinin kalbi Eminönü'nde atardı

Özelleştirmenin tarihi eski

İslâm devleti ekonomik hayata karışmaz. Ticaret ve sanayi ile uğraşmaz. Bunları ferdler yapar. Bu bakımdan komünizme yer yoktur. Devletin yegâne işi içte ve dışta emniyeti temindir. Bu vazifesini yerine getirmek için beytülmâli kullanır. Maarif ve sağlık hizmetlerini vakıflar yapar. İmar işlerine, o hizmetlerden faydalananlar bedenen veya mâlen iştirak eder. Mahkemelerin masrafları bile buraya mürâcaat edenlerden karşılanır. Geriye askerî masraflar kalır. Osmanlılar, devlet arazilerini halka kiraya vererek, buradan alınacak ücret karşılığında sipahi denilen vazifelilere asker besletmiştir.

İslâm devleti, cemiyette düzenin sağlanması ve sürmesi için gereken tedbirleri alır. Bunun için elverişli şartları hazırlar ve ferdler arasında bir çeşit koordinasyon vazifesi yapar. Ekonomik düzen, sosyal adalet üzerine kurulmuştur. Özel teşebbüse, herkesin meşru dairede dilediği işi yapmasına imkân vermiştir. Alın teri ile elde edilen bir kazanca kimse müdahale edemez. Mülk edinme ve tasarruf hürriyeti tamdır.

Bu ekonomik sistem, hür dünya ülkelerinde tatbik edilen liberal sisteme yakındır. Ancak narh koymak, zekât,  cizye gibi hazine gelirlerini toplamak ve sarf etmek devletin elinde olduğu için başıboş bir liberalizm de değildir. Üretimde mümkün olduğunca hususi teşebbüsü; millî gelirin ferdlere taksiminde de sosyal adaleti esas almaktadır.

                                                Edirnekapı'dan şehre mal getiren deve kervanı

Paranın üstündeki resim

*Hususî mülkiyet dokunulmazdır. Yol inşaı gibi umumun menfaati gerektirdiğinde, şahsî malları hükûmet satın alabilir. Devlet memurlarının haksız kazançları müsâdere edilerek ellerinden alınır ve tekrar hazineye konur.

*Ticaret serbesttir. Ancak gerektiğinde ekmek, et gibi bir takım ihtiyaç mallarına narh (kâr haddi) konulabilir.

*Esnaflık, gedik usulüne tâbidir. Kalite ve arz-talep dengesini muhafaza endişesiyle, her beldede muayyen sayıda esnaf tutulur. Usta olmadan ve o işi yapan bir dükkân boşalmadan yeni dükkân açılmasına izin verilmez.

*Hükûmet, kıtlığa yol açmamak maksadıyla, hububat başta olmak üzere bazı mühim maddelerin kazâların dışına çıkarılmasını yasaklayabilir. Pamuk, sahtiyan, tiftik gibi bazı stratejik maddelerin de yurt dışına ihrâcını men edebilir.

*Yed-i vâhid (tekel) usulü vardır. Bazı malların alım ve satımı devlet eliyle yürütülür. Maliyet farklarından dolayı halkın zarara uğramaması veya stratejik malların dolaşımını kontrol etmek içindir. Tuz, tütün, afyon, palamut, ipek, zeytinyağı, pamuk, tiftik, yapağı zaman zaman yed-i vâhide bağlanmıştı. Bu usul Tanzimat’tan sonra kaldırılmıştır.

*Amme hizmetleri vakıflar yoluyla yerine getirilir. Devlet, mâbed, hastane, çeşme, köprü, imâret, mektep gibi hizmetlerin yapılmasını şahıslara bırakmıştır. Bunların yaptırdığı vakıfları da arazi ve gelir tahsis ederek destekler.

*Eyaletler, kendi harcamalarını kendi gelirlerinden karşılar. Artanı merkeze gönderilir. Onun için bazı yerler daha mamurdur.

*Ecnebi tüccarın faaliyetlerine müsaade olunmuştur.

*Devlet para basmış; ama başka devletlere ait paralar da dolaşmıştır. Altın ve gümüş paranın üzerinde kimin resmi bulunduğu kıymeti bakımından mühim değildir.


 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...