Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
TAKSİM’DE BİR CÂMİ VARDI…

19 Eylül 2012 Çarşamba

Taksim’e câmi yapılması her sağ iktidar zamanında konuşulur. Malum bir çevre buna karşı çıkar. Polemikler sürer gider. Sonra mevzu küllenir.

Vaktiyle Taksim’de bir câmi vardı. Şimdi onu hatırlayan muhtemelen kalmamıştır.

Bazı binâlar vardır, asırlarca yaşar. Bazısının ise ömrü kısadır. Ya bir âfete uğrar, ya da kazmaların hışmına… Taksim Kışlası da bu yapılardan biridir. Ömrü bir asrı bile bulmamıştır. Daha yakınlarda ortadan kaldırılmış olmasına rağmen, hakkında çok az malumat vardır.

Soğan kubbeli kışla

Sultan I. Mahmud’un şehre su getirtirken yaptırdığı maksem sebebiyle suların taksim edildiği yer mânâsına Taksim adını alan semtte vaktiyle büyük bir kışla vardı. Sultan III. Selim topçu askerleri için yaptırmıştı. Meydanın Harbiye’ye bakan tarafındaydı. Kabakçı isyanında harab olduğu için, Sultan II. Mahmud tarafından 1812’de yenilendi.

Kışla, dekorasyonu ile diğer kışlalardan ayrılır. Binanın bu eski hâli ancak Preault’nun 1817 tarihli bir gravüründen bilinebilmektedir. İki katlıydı. Hind ve Rus stilinde soğan kubbeleri vardı. Köşeler üç katlı ve dışarı taşkın olduğundan çok ihtişamlı görünürdü. Yüzü arabesk motiflerle bezeliydi. İçinde büyük bir avlusu, avlunun ortasında ise ampir üslubunda zarif bir câmisi vardı. İtalyan yazarı Edmondo de Amicis, kışlanın Mağrib üslubunda olduğunu söyler ki İstanbul için orijinal bir hususiyettir.

Sultan Mecid zamanında bir yangın geçirdiği için meşhur mimar Kirkor Balyan tarafından tamir edildi. Avrupa’dan getirtilen askerî mütehassıslar burada Osmanlı askerlerine talim yaptırırdı. Bu kışla, Tophane’deki eski kışladan daha büyük ve fonksiyonel idi. Sultan Aziz, de bu kışlaya çok itibar ederdi. Mısır seyahati dönüşü oğlu Yusuf İzzeddin Efendi ile kışlayı ziyarete gelmişti. O gün kışla, kapısından cephelerine kadar kandillerle aydınlatılmıştı. Bu devirde de esaslı bir tamir gördü. Önündeki geniş meydanda da talim yapıldığı için buraya Talimhâne denirdi. 1894 zelzelesinden sonra kışlanın yıldızı söndü.

İstanbul’un ilk stadyumu

1918’den sonra mütareke devrinde İstanbul işgal edilince, buraya Fransız kuvvetlerine mensup Senegalli askerler yerleştirildi. Adına da MacMahon Kışlası dediler. Fransızlar çekilince, kışla Bolşeviklerden kaçıp İstanbul’a sığınan Beyaz Ruslar’ın mekânı oldu. Onlar burada at yarışları tertiplediler.

Futbol modası yeni yeni yayılırken, Talimhâne’de maçlar yapılırdı. Spor Âlemi mecmuasını çıkaran Said Çelebi, 1921’de büyük masraflar ederek Taksim Kışlası’nın stadyum hâline getirdi. Ancak bazı spor klüpleri kendisini boykot edince, Bork adında bir Maltalı’ya kiraladı. Bork da kışlanın kapısına büyük bir Yunan bayrağı asarak futbol klüplerine kiralamaya başladı. Osmanlı takımları ile İngiliz ve Fransız askerî takımlarının maçları büyük alâka uyandırdı.

İstanbul’un işgali sona erince Bork şehri terk etti; stadyumu da Said Bey’e bıraktı. Said Bey de kışlanın işletilmesini Menâzırzâde Aziz Bey isminde bir manifaturacıya devretti. Bundan sonra kışlaya Taksim Stadyumu denildi. Türk millî takımının 26 Ekim 1923’te Romanya ile giriştiği ve 2-2 berabere biten meşhur maça ev sahipliği yaptı. Balkan Güreş Şampiyonası; Balkan Atletizm Şampiyonası, milletlerarası bisiklet müsabakaları hep burada yapıldı. Ana caddeye bakan kısmında iki ahşap tribünü, ortasında şeref balkonu; Harbiye ve Taksim tarafında kale arkası; Mete Caddesine bakan kısmında da 8000 kişilik açık tribünü vardı.

Prost günah keçisi

 

1940’ta İstanbul vâli ve belediye reisi Lütfi Kırdar, Taksim Meydanı’na dikilen heykelin daha ihtişamlı görünmesi için İnönü’nün emriyle kışlayı yıktırdı. O devirde İstanbul’un Osmanlı havasından kurtarılması hedefleniyordu.  Bunun için Fransa’dan Henri Prost adında bir de şehircilik mütehassısı getirtilmişti. Prost, hükümetin arzuları istikametinde şehir planı çizdi. Osmanlı’dan kalan perişan izlerden büyük bir kısmı da böylece ortadan kaldırıldı.

Bazı insaf ehli, kışlanın yıkılmayarak tamir edilmesi için yalvardılarsa da, tamir için gereken paranın bulunmadığı gerekçesiyle kulak asan olmadı. Tamir için bulunamayan para, sanat değeri olmayan heykeller için harcandı. Meselâ Taksim Âbidesi 1926 yılının parasıyla 16.500 İngiliz lirasına mal oldu. Taksim Kışlası’nın yanı başındaki Taşkışla, belki de câmisi olmadığı için yıkımdan kurtuldu. Şimdi teknik üniversitedir. Bazıları, “Bizim zâlimimiz iyidir” psikolojisi içinde, bu işin yegâne mesulü olarak Prost’u görür. Halbuki Prost, profesyonel olarak kendisinden istenileni yapmıştır.

Taksim Kışlası’nın yerine İnönü Gezisi adı verilen park yapıldı. O zamanın imkânları içinde çiçek ve ağaçlarla, mermer merdivenlerle gayet güzel tanzim edildi. Prost’un burayı park olarak tanzim etmesi büyük bir şanstır. Çirkin binalar da yapılabilirdi. Taksim Meydanı’na bakan kısmına İnönü’nün at üzerinde heykeli için kaide yaptırıldı ise de heykel dikilemedi. İnönü düştükten sonra adı Taksim Gezisi oldu. İnönü heykeli de Maçka Parkı’na dikildi. Taksim Gezisi’nin kuzeyinde 1870’lerden kalma Taksim Bahçesi ve Cumhuriyetin ilk devirlerinde baloların yapıldığı Belediye Gazinosu vardı. Burada şimdi Sheraton Oteli yükselmektedir. Gezinin alt kısmında dükkânların bulundu set üzerine Beyoğlu Evlendirme Dairesi yapılmıştır.

Câmi önünde maç

Kışlanın câmisi hakkındaki malumat kışlanınkinden de azdır. Ampir üslubundaki tuğla câmi fırtınadan hasar gördüğü için 1847’de kârgir olarak yeniden yaptırılmış; Sultan Hamid tarafından 1893’te tamir ettirilmişti. Mete Caddesi tarafında ve tek şerefeli zarif bir minaresi vardı. Kışla boşaltılınca, câmi suyu kesilmiş hamama döndü. Kışla yıkılırken, o da yıkıldı.


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...