Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ZİNDANDAN CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYINA GİDEN YOL: MÜSLÜMAN KARDEŞLER

27 Haziran 2012 Çarşamba

Bir asra yaklaşan zorlu bir mücadelenin ardından, İhvân-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) artık Mısır’ın başında… İşte İslâm dünyasındaki aksiyona da model olan teşkilâtın hikâyesi…

Mısır, bir Osmanlı toprağı iken 1881 senesinde İngilizlerce işgal ve 1914’te ilhak olundu. Yeni efendiler, 1805’ten beri imtiyazlı vâli statüsündeki Kavalalı ailesini başta bıraktı. Şu kadar ki, İngilizlere karşı olan Abbas Hilmi Paşa azledilerek, yerine İngilizler’e itaat sözü veren ve Osmanlılara karşı husumet besleyen Fuad melik (kral) ilan edildi. 1936’da Fuad’ın ölümüyle yerine 16 yaşındaki oğlu Faruk geçti. Faruk iyi niyetli, fakat zayıf şahsiyetliydi. Kralın ve etrafındakilerin sefahate varan israfı, bitmek bilmeyen skandallar, öte yandan İngilizlerin baskısı, sefalet içinde yaşayan halkı bezdirdi. İslâmî hayat zayıflamış; İngilizlerce müftülüğe tayin edilen Abduh’un ön ayak olduğu reformlarla tarihî Ezher Üniversitesi, lise seviyesine düşmüştü. Son Osmanlıların tabiriyle “Mısır, çoktan Frenkleşmişti”. İşte İhvân-ı Müslimîn hareketi tam bu vasatta doğup yeşerdi. Zaman içinde bütün İslâm âlemine kol attı.

  

                Hasen el-Bennâ (1904-1949) ve el-İhvân'ül-Müslimîn mecmuasından bir nüsha

Sosyalizm furyası

İhvân-ı Müslimîn 1928 senesinde İsmailiye şehrinde kuruldu. Kurucusu köylü çocuğu bir muallim olan Hasan el-Bennâ (1904-1949) idi. Süveyş Şirketi’nde çalışan işçilerin sefâleti, Bennâ’yı sosyalist fikirlere sevketmişti. Abduh ve Reşid Rızâ’nın İttihad-ı İslâm iddiasındaki ıslahatçı fikirlerinden de tesir gördü. Adını, Bennâ’nın çıkardığı el-İhvânü’l-Müslimîn mecmuasından alan cemiyet, 1932’de Kahire’ye nakletti. Ezher ulemâsından Tantâvî Cevherî’nin himayesiyle yayıldı. Melik’ten başka, Müslüman memleket idarecilerine siyasî ve sosyal hayatta İslâmî kaidelere hassasiyetle uyulması hususunda nasihat mektupları yazarak şöhret kazandı. Harekete hüsnü kabul gösteren halktan para toplandı. Gençlerden izci hüviyeti altında milis kuvvetleri teşkil edildi.

İhvân, laik Vefd Partisi’nin kazandığı 1941 seçimlerine katıldı; meclise giremedi ama şöhretini arttırdı. Legal ve illegal mücadeleyi paralel yürüttü. Bu sebeple 1944’te teşkilat fesh ve malları müsâdere olundu. Eski başbakan Ahmed Mahir’in ölümünden mesul tutulan Hasan el-Bennâ ve arkadaşları tevkif edildiyse de, delil kifayetsizliğinden serbest bırakıldı. Bu arada cemiyet 1948 Filistin Harbine katıldı. Bir yandan da İngilizlerle çete harbleri yaptı. Aynı sene İngiliz yanlısı Başbakan Fehmi Nukraşî’nin öldürüldü. İhvân, bu işi üstlendi. 20 gün sonra Hasan el-Bennâ bir suikastte öldürüldü. Hareket, bu suikastten Melik’i mesul tuttu. Ama işin içinde muhtemelen İngilizler vardı.

                                  İhvânü'l-Müslimîn arması

Subaylara itimat mı?

1950’de Anayasa Mahkemesi İhvan hakkındaki kararın yanlış olduğunu ilan etti. Başbakan Nahhâs Paşa teşkilata serbesti tanıdı. Ama İhvân Melik’e karşı darbe yapmak üzere ordu içinde kurulan Hür Subaylar ile ittifak kurmuştu. Dünya görüşleri çok farklı bu iki hareket, sosyalizmde uzlaşmıştı. Subaylar, ayrıca iktidara gelince bir İslâm devleti kurma sözü verdiler. İhvan halkı ikna edip bunlara çalıştı. Böylece Melik Faruk 1952’de devrildi. Melik hatıralarında; “Beni devirenler İhvan-i Müslimîn idi. Subaylar, onların elinde bir maşadan ibaretti” der.

            Cemal Abdünnâsır (1918-1970)

İhvan, darbenin lideri Nâsır’dan sözünü tutmasını istedi. Sosyalist Nâsır’ın hiç böyle bir niyeti yoktu. Subayların ilk icraatı fesi yasaklamak oldu. Dahası 1954’te İngilizlerle anlaşma imzalayınca aradaki ipler koptu. İhvan halkı sokağa döktü. Suikastten kurtulan Nâsır, İhvan liderlerinden Abdülkadir Udeh’e (1907-1954) rica ederek isyanı bastırttı. “Kim zâlime yardım ederse, Allah onu ona musallat eder” hadisi tecelli etti. Hemen ardından hareket mensuplarından 10 bin kişiyi suikast ithamıyla tevkif edip işkencelere tâbi tuttu. Mısır anayasasının hazırlanmasında vazife alan ve yazdığı meşhur İslâm Ceza Hukuku kitabıyla Melik Fuad mükâfatını kazanan aklı başında bir âlim hukukçu olan Udeh’i de beş arkadaşı ile beraber astırdı. Sosyalist zâlimleri iktidara taşımak, politik tecrübe ve basiret sahibi olmayan İhvân’ın affedilmez bir hatası olduBütün menfi taraflarına rağmen monarşi hürriyetler bakımından Mısır için en uygun rejim; İngiliz hâkimiyeti ise Sovyet Rusya’ya karşı bir emniyet sübabı idi.

 

                Abdülkadir Udeh (1907-1954, en sağda) Nâsır ile bir sofrada

Seyyid Kutub

Hapse atılanlar arasında Seyyid Kutub (1906-1966) adında bir pedagog da vardı. Gençliğinde batı kültürüne hayran olan Kutub, Pakistanlı Cemaat-i İslâmiyye kurucusu Mevdudî’nin tesiriyle İslâmî harekete yöneldi. O zamanlar İsrail’i destekleyen Amerika’ya reaksiyon olarak Arab dünyasında Rusya’nın ve sosyalizmin popülaritesi vardı. Kutub da dinî kültürü zayıf olduğu için bu cereyana kapılmıştı. Sosyoloji okumak üzere gittiği Amerika’ya düşman olarak yurduna dönmüş ve 1950’de İhvan’a katılmıştı. Gazetelerde ateşli yazılar yazıyordu. Ona göre bütün problemleri çözmek, İslâmiyeti ilk asırdaki saflığına döndürmekle olabilirdi.

 

Seyyid Kutub (1906-1966)

Seyyid Kutub 15 yıl hapse mahkûm oldu. Bu, kendisini daha da marjinal bir pozisyona itti. Öyle ki rejimle anlaşma yolları arayan İhvan ile ters düştü. İhvan’a yapılan işkenceler, Arab dünyasında reaksiyona sebep oldu. Irak reisicumhuru Abdüsselâm Arif’in ricasıyla 1965’te serbest bırakıldı. Ama yolunda devam ettiği görülünce tevkif edilip 1966’da iki arkadaşı ile beraber asıldı. Ancak hapiste yazdığı ve “Câhiliye” olarak vasıflandırdığı modern düzenden kurtulmak için her ne şekilde olursa olsun cihadı tavsiye eden kitapları, bütün dünyaya yayıldı. 

Cemiyet, düzene uyuyor

Cemiyet, Nâsır öldükten sonra (1970) nefes aldı. Enver es-Sâdât, sol grupları tasfiye etmek isteyen Amerika’nın da tesiriyle İhvan’a hürriyet tanıdı. Şiddetten uzak durmak kaydıyla siyasî faaliyetine izin verdi. Bunun üzerine Seyyid Kutub taraftarları, cemiyeti hıyanetle suçlayarak Tekfir, İslâmî Cihad gibi başta radikal teşekküllere yöneldi.

              Mısır'ın ilk seçilmiş reisicumhuru Muhammed Mürsî

Enver Sâdât, 1981’de İslâmî Cihad tarafından öldürülünce yerine geçen Hüsni Mübarek, cemiyetle iyi geçinmeye çalıştı. Ancak başka partilerle ittifak ederek katıldığı seçimlerde rey ve sandalye sayısını arttırınca paçaları tutuşan Mübarek, İhvan’ı engellemeye çalıştı. 1991 Körfez Harbi’nde Amerikan yanlısı tavrına karşı çıkan radikal grupların terör faaliyetleri bahanesiyle, hükümet yüzlerce İhvanlıyı tevkif etti. 1995 seçimlerinde meclise soktukları tek mebusu hükümet sınır dışı etti. 2000 seçimlerine katılmaması için de uğraştı. Buna rağmen 454 kişilik meclise 17 mebus soktular. İhvan, komünizmin çöküşüyle daha liberal ve demokrat bir çizgiye geldi. 2005 seçimlerinde 88 mebus kazandılar ve Mübarek’in partisinden sonra ikinci grup oldular. Bu itibarlarını ve düşmanların arttırdı. Şimdi Mısır’ın başında İhvân var. Askerî konsey, ne pahasına buna göz yumdu bilinmez. Ama 12 Eylül sonrasında Turgut Özal’ın çıkışıyla bir benzerlik yok da değil.

  Mısır meliki Faruk (1920-1965)

Suriye’nin İhvân’ı

Sadece Mısır’da değil, başta Suriye ve Irak olmak üzere hemen bütün Arab memleketlerinde organik bağları olmasa bile aynı ideolojiye mensup İhvânül-Müslimîn hareketi teşekkül etti. Bunlardan meşhur hadîs âlimi Mustafa Sibâî’nin (1915-1964) başında bulunduğu Suriye’deki cemiyet muhafazakâr ve Sünnî çizgiye yakınlığı ile tanınır. 1981 senesindeki ihtilâl teşebbüsü üzerine Suriye İhvân’ı Esed hükûmeti tarafından adeta buharlaştırılasıya yok edildi. Mensuplarının çoğu katledildi; kurtulanlar kaçtı. Suriye sınırında gümrük işlerinde yardımcı olmaları için memurlara yarım yamalak Arapçasıyla “Hepimiz Müslüman kardeşiyiz” diyen bir zavallının İhvân’a mensup diye içeri tıkıldığı anlatılır. Türkiye’de MSP, İhvân paralelinde bir hareket olarak görüldü. Modernleşme çağında “Aşağıdan yukarıya” (önce Müslüman bir cemiyet kurmak) veya “Yukarıdan aşağıya” (önce Müslüman bir hükümet kurmak) şeklinde ikiye taksim edilen dine hizmet anlayışında ikinci grupta yer aldı.

Milis kumandanı Mustafa Sibâî (solda), Filistin'i ziyaret eden Hasen el-Bennâ (ortada) ile

Not: Bu yazı yazıldıktan az bir zaman sonra Mısır'da askerî darbe oldu. "İlk beyanatı İsrail'i yok edeceğiz" olan Mürsî devrildi; muhakeme olunup, kendisi ve İhvan'ın hayli mensubu idama mahkûm edildi. İhvan'ın politik aktivitesinden çekinen hemen tüm Arap devletleri, darbeyi müsbet karşıladı. Buna mukabil Mısır'da olanlarla kendi geleceği arasında irtibat kuran Türkiye ile politik ve diplomatik münasebetler gerildi.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...