Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
TARİHTE ÇOCUK DÜŞÜRME VE KÜRTAJ

06 Haziran 2012 Çarşamba

Seneler evvel Finlandiya’ya gitmiştim. Her yerde kucağında güzel bir çocuk tutan anne afişi asılıydı. Mama veya pudra reklamına benziyordu. Sordum, memleketin nüfusu azalıp yaşlanmaktaymış. Hükûmet nüfus artışını teşvik etmek için böyle faaliyetler yürütüyormuş. Şaşırdım, zira bizde o zamanlar herkes nüfus artışından şikâyet ediyordu. Nüfus, hele genç nüfus bir memleket için gerçekten bir güç sebebidir. Meşhur siyaset filozofu Jean Bodin, “Güç, nüfus iledir” der. Osmanlı Devleti’nin çöküş sebeplerinden birisi de nüfus azlığı olarak verilir. Ekonomistler, bilhassa genç nüfus artışının bilhassa batan ekonomileri canlandırmada mühim rolü olduğunu söylemektedir.
 
Doğumu teşvik için kullanılan propaganda resimlerinden biri
 
İnananın çoğu makbul
Babanın çocuğunu doğmadan veya doğduktan sonra serbestçe öldürebildiği Yunan ve Roma’daki tatbikatın aksine, semavî dinler, inananlarının fazlalığını ister; buna mukabil çocuk düşürmeye de cevaz vermez. Tevrat, doğum kontrolü yapan Onan’ı lanetler. Öte yandan Tevrat’a göre çocuk düşüren kimse, babaya tazminat öder. Şimdi İsrail’de çocuk düşürmek, hapis cezasını gerektiren bir suçtur. 17-40 yaş arası evli kadınlar da kürtaj yaptıramaz.
Marduk'a çocuk kurban eden Fenikeliler

Kilise
bugün bile doğum kontrolü ve kürtaja şiddetle karşıdır. Bilerek kürtaja sebebiyet vermek, aforoz (dinden ihraç) sebebidir. Hindularda çocuk dü­şüren kadın, kast dışına çıkarılır. Buna rağmen Hindistan’da kız çocuk kürtajı inanılmaz ölçüdedir. Bu sebeple 1972’den beri kürtaj serbest; ama ultrasonla cinsiyet öğrenmek yasaktır. 1981’den beri Çin’de tek çocuk mecburiyeti sebebiyle çok sayıda kürtaj yapılmaktadır.
Hindistan'da kız çocuk kürtajına karşı afiş

Latince kür, temizlemek demektir. Kürdan dişi, kürtaj rahmi temizlemek mânâsına geliyor. Kürtajı serbest bırakan ilk ülke 1920’de Sovyet Rusya olmuştur. Bunu 1930’larda İsveç ve Danimarka izlemiştir. Buna reaksiyon olarak İngiltere ve Amerika’da resmen yasaklanmış ise de, Amerikan yüksek mahkemesi 1973’te eyâletlerin kürtajı yasaklama hakkını iptal ederek kürtajın önünü açmıştır. Kürtaj, Amerika ve Avrupa’da sağ ve sol partilerin mücadelesinde hâlâ güçlü bir argümandır. Her seçim devresinde gündeme gelir; en az bir eyalette referandum yapılır. Bugün ABD, Kanada ve Güney Afrika ile Avrupa’nın tamamında kürtaj serbesttir. Avrupa’da ülkeden ülkeye 10, 12 ve 24 hafta gibi limitler kabul edilmiştir. Yalnızca Katolikliğin güçlü olduğu Malta, Polonya ve İrlanda’da, ayrıca Latin Amerika, Afrika, Japonya ve Müslüman ülkelerde tecavüz ile annenin sıhhatini tehdid eden hallerde kürtaja cevaz vardır. Şili, Nikaragua ve El Salvador ile Avustralya’nın 6 eyâletinde yasaktır. Müslüman ülkelerden yalnızca Tunus ve Türkiye’de serbesttir.
ABD Alabama'da kürtaj aleyhdarı bir gösteri
Çarmıha gerilmiş bebeklerle kürtaj aleyhdarı bir afiş: "Bugün kürtaj sebebiyle 42 çocuk katledildi"
Obama muhalifi ve kürtaj aleyhdarı karikatür
Çocuk düşürene ceza
İslâmiyet müminlerin çoğalmasını tavsiye eder. “Evleniniz, çoğalınız! Ben kıyamet günü ümmetimin çokluğu ile iftihar ederim” hadîsi bunu gösterir. Mamafih keyfiyetin, kemiyetten daha mühim olduğu, vasıflı bir çoğalmanın arzu edildiğini söylemeye hacet yoktur. Özürsüz çocuk düşürtmek ve kürtaj yasaklanmıştır. Nitekim Kur’an-ı kerim “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz. Ben, onlara da size de rızık veririm. Şüphesiz onları öldürmek büyük cinayettir” der (İsrâ suresi 31). Âyet, çocuk öldürmek hakkında umumi ise de, kasden çocuk düşürmeye de şâmil görülmüştür.
Annenin sıhhati veya dinî terbiye verememe korkusu gibi mühim sebep ile hamileliğin başında çocuk düşürmeye izin vardır. Bunun zamanı da 120 gündür. Nitekim Hazret-i Peygamber “Ruh, ana karnındaki çocuk 120 günlük iken üflenir” buyurmuştur. Mâlikîlerde bu müddet 40 gündür. Burada annenin rızası mühimdir. Kadın istemezse, aldırmaya zorlanamaz. Mamafih âlimler arasında çocuk düşürmeye hiç cevaz vermeyenler vardır. Kâdıhan der ki: “Hacda ihramlı iken avlanmak kabahattir. Bir avın yumurtasını kırmak da bu hükümdedir. Zira yumurta avın aslıdır. Bu ceza ile karşılaştığına göre, en azından özürsüz düşürürse kadına günah yazılır”. 1998’de Mısır’da verilen bir fetvâ ve Cezayir’de çıkarılan bir mahkeme kararı ile tecavüzden hâmile kalan kadınların çocuk aldırmaları suç sayılmamıştır.
İnsan şahsiyeti doğumla başlar. Ana rahmindeki çocuk, darbe, kürtaj gibi bir dış müdahale ile ölü olarak dünyaya gelmişse, bu da hükmen doğum sayılır. Çocuk da sağ olarak dünyaya gelip, ölmüş kabul edilir. Iskat-ı cenîn, yani çocuk düşürme önceki hukukumuzda suçtur. Hâmile kadına kasıtlı-kasıtsız vurarak veya ilaç ile çocuğunu düşüren, normal insan diyetinin yirmide birini ceza olarak öder. Buna gurre denir. Gurre 500 dirhem gümüştür. Düşürülen çocuğun uzuvları henüz belli değilse, gurre gerekmez. Ama fâil ta’zîr cezasına çarptırılabilir. Kocasından izinsiz olarak çocuğunu düşüren veya aldıran kadın da çocuğun vârislerine (meselâ babaya) gurre öder. Çocuk doğduktan sonra ölürse tam diyet ödenir. Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde kâtilin kefâret vermesi, yani bir köle azatlaması, bu mümkün değilse 60 gün oruç tutması da şarttır. Mâlikîlere göre çocuk kasıtla düşürülmüşse kısasa bile hükmedilebilir.
Eski bir mecmuada kürtajcı ebe karikatürü
 
Memleketin imarı nüfus iledir
Osmanlı Devleti’nde harb ve sâri hastalıkların yol açtığı nüfus darlığının felâket getireceği düşünülmüş; zaman zaman çocuk düşürmenin yasaklığı hatırlatılmıştır. Bilhassa Sultan III. Selim ve II. Mahmud devrinde bu yolda ferman ve hükümlere çok rastlanır. 1838 tarihli bir fermanda da “Memleketin imarı ve emniyeti nüfusun artmasına bağlıdır. Çocuk düşürme, ilahî iradeye karşı gelmektir. Annenin sağlığını da tehlikeye atmaktadır” diyor.
Bu işe doktor, eczacı ve ebelerden başka umumiyetle kıyıda köşede bazı Yahudi kadınları yardımcı olmakta; iptidai şartlarda yapılan müdahaleler neticesinde çoğu zaman anne de hayatını kaybetmektedir. “Kanlı ebe” diye tanınan bu tip ebeler yakalanıp sürgün edilmektedir. Böyle ebe bulamayan kadınlar kendi imkânlarıyla, şiş, kaz tüyü vs sokarak, ağır kaldırarak, yüksekten hoplayarak, rahme sirkeli bez, sabundan fitil,kibrit ucundaki kükürt gibi şeyler koyarak,  karaardıç çalısı yaprağını filizken toz hâline getirip içerek, duvar sarmaşığı ile eşek kulağı otunu kaynatıp içerek çocuk düşürmeye çalışırlardı. Bunun yanında beşten fazla çocuğu ve bir batında üçüz çocuğu olanlar mahalle imamı tarafından hükümete bildirilmekte; bu ailelere yardım yapılmaktadır. Çocuk hastalıklarının önlenmesi için çalışılmakta; çocuk kaçıranlara ağır cezalar verilmektedir.
Kürtaja dair eski bir karikatür: Hamile ve bekar bir anne, erkeğin karısı, yaşlı hizmetçi ve kürtajcı ebe işi halletmek üzere konuşuyor
1858 tarihli Osmanlı Ceza Kanunu, ne zaman olursa olsun, annenin rızası bulunsun bulunmasın çocuk düşürenlerin diyet ödedikten başka eğer kasıtlı iseler küreğe konulacağını söyler. 1810 Fransız Ceza Kanunu da ağır hapis ve çalışma cezası getirmiştir. Cumhuriyetin ilk senelerinde de nüfus artışı için tedbirler alınmıştır. Kürtaj sıkı sıkı takip edilmiş; bekârlardan vergi almak düşünülmüş; beş çocuğu olanlar yol vergisinden muaf tutulmuştur. Türk Ceza Kanunu çocuk düşürmeyi ciddi suç sayar. Annenin rızası olmadan çocuk düşürenlere 5-10 yıl hapis cezası verir. Zamanla iş tersine dönmüş; 12 Eylül ihtilâlcileri, nüfus planlaması çerçevesinde annenin rızası ile 10 haftaya kadar kürtaja izin vermiştir. Tecavüzden hamile kalan kadın 20 haftaya kadar çocuk düşürebilir.
Kürtaj aleyhdarı karikatür: "Ben de bir doğum günüm olmasını isterdim"
Suç kimde?

Cumhuriyetin ilk yıllarında kaçak tütün ihbarı alan jandarmalar bir Anadolu kasabasını basar. Köylüler, jandarmaları oyalarken, bir yandan da kaçak tütünleri yakarlar. Şüphelenen jandarmalar havaya ateş açar; hiddetlenen halk da “yetti artık” gibisinden jandarmaları döver. O devirde memura, jandarmaya yan gözle bakmak kimsenin haddi değildir. Kaymakam deliye döner. Kasabanın yerlisi olan sorgu hâkimine işin vahametinden bahseder. “Artık kasaba ölümlerden ölüm beğensin” der. Sorgu hâkimi kurnazdır. Halkı kurtarmak için bir düzene müracaat eder: “Kaymakam bey, halkımız böyle iş yapacak insan değildir. Ama jandarmalar sağa sola ateş açınca, korkan birkaç kadın çocuğunu düşürmüş. Halk bundan galeyana gelmiş” deyince, bu sefer endişe sırası kaymakamdadır. Zira nüfusu artırma tedbirleri zamanıdır. Çocuk düşürmeye sebebiyet vermek büyük suçtur. “Aman müstantik bey, yanarım, beni kurtar!” diye yalvarmaya başlar. O da “Merak etmeyin, ben hallederim kaymakam bey!” der. İş, ört-bas edilir.

 


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...