Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BAŞKANLIK SİSTEMİNİN FAYDA ve MAHZURLARI

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Amerikan Başkanlığı, aslında herkesin kaldıramayacağı bir yüktür. Nitekim yeğenine Truman’ın ismini koymak istemişler de, “Bence bir insanın başına gelebilecek en fena şey, ailesinden birinin başkan olmasıdır. Bu ismi koymam, zira bu isim çocuğun istikbaline tesir edebilir” demiştir.
Başkanlık sisteminde iktidar, bölünmediği için güçlü ve hızlıdır. İdarede istikrar vardır. Salahiyet ve mesuliyet sahibinin kim olduğu bellidir. Dar bölgeli seçim sistemi seçileceklerde kaliteyi arttırır. Halkın demokrasi kültürüne sadakati, anayasaya bağlılığı, ferdî haklara hürmetkârlığı ABD rejiminin sigortasıdır. Başkanlık sisteminin işlemesini kolaylaştıran bazı âmiller vardır: İki partililik, ülkenin coğrafî ve iktisadî yapısı, federalizm, lobi ve seçim sistemi.
ABD için biçilmiş kaftan
1.Başkanlık ve iki dereceli seçim sistemi sebebiyle Amerika’da iki parti var olagelmiştir. Yanki Cumhuriyetçi Parti, ilk zamanlar radikal taraftarları olan bir partiydi. Güneyli Demokrat Parti ise muhafazakârdı. Meselâ birincisi köleliğe karşı, ikincisi taraftardı. Şimdi işler tersine dönmüştür. Cumhuriyetçiler, Protestan, yaşlı, zengin ve muhafazakârların; öteki ise farklı ırk ve mezheptekilerin, radikallerin partisidir. Meselâ birincisi kürtaja ve gay evliliğine karşı, diğeri taraftardır.
Cumhuriyetçilerin sembolü
Demokratların sembolü
Bununla beraber Amerika’da namzede rey verildiğinden, particilik zayıftır. Bu defa cumhuriyetçi namzete veren, gelecek seçimde demokrata verebilir. İki partinin programı birbirine yakındır. Amerikalı, ideolojik çekişmeden hoşlanmaz.
2.Amerika, kıtalardan okyanusla ayrılmıştır. İşgal tehlikesi yaşamamıştır. Maden bakımından zengindir. Harb, Amerikalılar için bir varlık değil, hâkimiyet vesilesi olmuştur.
3.Federal yapısı, başkanın diktatörlük temayüllerini frenler. Bir yazar “Washington’u ele geçiren, neye hâkim olabilir ki?” demiştir.
4.Eski parlamenterler, meclis koridorlarında (lobisinde) gezerek işleri kulis faaliyetiyle hallederler. Buna üçüncü meclis de denir.
5.Seçimlerde dar bölge sistemi caridir. Memleket bir kişinin mebus seçileceği mıntıkalara ayrılmıştır. Burada en çok oyu alan seçilir. Bu bakımdan halk namzetleri tanır ve partiden ziyade bunlara rey verir. Partiler de kaliteli kişileri namzet yapmaya çalışır.
İlk devirlerde Amerikan seçimlerini tasvir eden resim - 1855
Diktatörlüğe yol açar mı?
Başkanlık sisteminde başkanın çok güçlü olması, diktatörlüğe yol açar mı? Nitekim Latin Amerika’da söyle olmuştur. Derler ki bu ülkelerin başşehirlerinde meydana bir tahta konmuş; üzerine “Darbe yapacaklar sıraya girsin” yazılmıştır. Bolivya’da kuruluşundan bu yana seneye iki darbe düşer. Uruguay’da bütün resmî güçleri darbe yapmasın diye yok etmiş; bir tek yangın tehlikesine karşı itfaiyeyi bırakmışlar. Bu sefer o darbe yapmış. El Salvador’da toprak sahibi dört aile, devletin de sahibidir. Ekvator’da arkasını orduya veren devlet başkanı, sözünü dinlemeyen meclise göz yaşartıcı bomba attırmış; hâkimleri mahkemeye sokmamıştı.
Bolivya'da seçimlerde rey kullanan köylüler
Halbuki buradaki sistemle, ABD’deki sistem aynı mekanizmaya sahip değildir. Bazısında parlamenter sistem gibi iki başlı idare vardır. Kimisinde başkana meclisi fesh hakkı verilmiştir. Çoğu anayasalarını sık sık değiştirir. Latin Amerika partileri kuzeydekilere benzemez. Karizmatik bir adamın etrafında toplanmış ve kendisini ona hizmete adamış kabileler gibidir. Kongre başkana bağlı ve bağımlıdır. Çünki başkan, aynı zamanda ordu mensubudur. Hepsinde birbiriyle savaşmak üzere hazırlanmış güçlü ordular vardır. Latinler şatafata ve üniformaya düşkündür. Böylece başkanı iktidara getiren ordu, işine gelmediği zaman yenisini getirir. Amerika’da ise başkan, partinin adamıdır; parti, başkanın değil. Ordu ise başkanın mutlak emrinde ve her zaman ikinci plandadır. Diktatörlüğe dönüşmek veya darbelere yol açmak tehlikesi, parlamenter sistem için de bahis mevzuudur. Bu iddiada çok memleket vardır ki aslında tipik birer diktatörlüktür.
Guatemala Başkanı rejimin teminatı generallerle
Şili Devlet Başkanı Pinochet
Sui misal, emsal olmaz
Latin Amerika halkı fakir, okumamış bir halktır. Sömürgeci hususiyetinden kurtulamamıştır. Bir avuç beyaz, kalabalık Kızılderili ve melezi idare eder. Burada seçimlerin bir ehemmiyeti yoktur. İktidar partisi hep güçlüdür. Başkan seçimle veya darbeyle gelir, ama hep darbeyle gider. Siyaset bilginleri “Burada dikta olmasa, anarşi olur” denmiştir. Sadece burada değil, demokrasiyi kültür olarak benimsememiş nice devlette, orduyu arkasına alıp kendisini tanrılaştıran diktatörlere rastlamak mümkündür.
Brezilya Başkani Joao Goulart arkasını generallere vermiş - 1964
Bir yerde, devletin temeli, her hangi bir ideolojiye değil, insan hakları ve demokrasiye dayandırılıyorsa; ordu ve mahkemeler gibi seçimle gelmeyen müesseselerin siyasî ve sosyal hayata müdahalesi asgariye indirilmişse, daha doğrusu herkes yalnızca işini yapıyorsa, başkanlık olsun, parlamenter olsun her sistem iyi yürür. Ancak yukarıda sayılan bazı hususlarda başkanlık sistemi, parlamenter sisteme açık bir üstünlük gösterir.

 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...