Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
DEMOKRASİ DE ÇEŞİT ÇEŞİT…

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Dünyadaki demokratik memleketler, kendisine uygun bulduğu bir usulü tatbik ediyor. Bunların tıkır tıkır işleyeni de var, ikide bir tıkananı da…

İnsanın bulduğu en iyi hükümet sisteminin demokrasi olduğu münakaşa kabul etmez bir hakikattir. Demos+kratos=halkın hâkimiyeti demektir. Halkın topluca rey vererek idareye katıldığı doğrudan demokrasi bugün yalnızca İsviçre’de tatbik ediliyor. Artık halkın temsilcilerinin devleti idare ettiği temsilî demokrasi yaygındır. Temsilî demokrasinin de nasıl işleyeceği sualine dört ayrı cevap verilmiştir:

Parlamenter Sistem
Kuvvetler ayrılığını yumuşak bir şekilde alan ve meclise biraz üstünlük tanıyan sistemdir. İngiltere’de doğmuştur. Parlamento ve buradan çıkmış güçlü bir kabine vardır. Kabinenin elinde meclisi fesh, meclisin elinde ise gensoru kozu bulunur. Seçimde en çok oyu alan parti, devlet başkanı tarafından hükümeti kurmakla vazifelendirilir. Hükümet, meclisten güvenoyu alırsa vazifeye devam eder. Sistem, kralın salahiyetlerini kısmak, halkın idaresini temin etmek maksadına matuftur. İngiltere’de iyi işlediğini görenler, kendilerine de tatbik etmişlerdir. Bunu yaparken kralın yerine salahiyetsiz ve bundan dolayı mesuliyetsiz bir cumhurbaşkanı oturtmuşlardır. Sonra da “Cumhurbaşkanı devleti, başbakan hükümeti temsil eder” demişlerdir. Bu abes bir sözdür. Devlet ve hükümet ayrı şeyler değildir. Evet, sembolik mevkideki hükümdar, farklı halkları birleştirici bir rol oynar; köklü gelenekleri temsil eder. Kralı atmak yerine, onun bu rolünden faydalanmak faydalı görülmüştür. Kralın olmadığı yerde cumhurbaşkanı bunları yerine getirebilir mi? Otoritede iki başlılıktan başka bir şeye yaramayan lüzumsuz bir makamdır. 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk için “Çankaya Noteri” denirdi. İşler, başbakanın elindedir. Meclis bile, çoğunluk partisine mensup başbakanın ofisi gibi çalışır.
Demokrasinin beşiği İngiliz parlamentosunda kraliçe açılış konuşması yaparken...
Meclis Hükümeti Sistemi
İsviçre’de tatbik edilmektedir. Burada meclis her şeydir. Hükümet, meclisten çıkar ve her işi meclisin tasvibiyle yapar. 1920-1960 arası Türkiye’deki rejim de kâğıt üzerinde böyleydi. Ulusalcıların “Atatürk meclise sormadan bir iş yapmazdı” demelerinin hikmeti budur. Ama yine Atatürk’ün tabiriyle meclis “kız gibi” olursa, üst otorite ne derse onu yapar. Cumhuriyeti kuranlar, tek başlılığa reaksiyon olarak meclis hükümetini esas almış; bu sefer yüzlerce baş ortaya çıkınca, birkaç sene içinde bünye tekrar kendisini göstererek, işler eskisinden de ileri bir hâle gelmiştir.
Bir işi oylarıyla karara bağlamak üzere meydanda toplanmış İsviçreliler...
Yarı Başkanlık Sistemi
Fransa’da ortaya çıkmış ucube bir sistemdir. Parlamenter ve başkanlık sisteminin karmasıdır. Bir yanda seçilmiş cumhurbaşkanı ve öte yanda seçilmiş başbakan vardır. Salahiyetler bölüşülmüştür. II. Cihan Harbi sonrası komünist veya faşist cereyanların eline geçmesin diye bir fren sistemi olarak düşünülmüştür. General De Gaulle’ün buluşudur. Devekuşu misalidir. Cumhurbaşkanı ve başbakan aynı partiden ise mesele yoktur. Ama Mitterand ile Chirac gibi farklı partiden oldukları zaman, iş çatallaşır. Şimdi Rusya’da bu sistem caridir. Ama Putin demir yumruğu ile istikrarı sağlıyor. Bizde 1982 anayasası bunun daha vahimini kurmuştur: Geniş salahiyetli, ama halkın oyuyla gelmeyen ve sorumsuz cumhurbaşkanı; yanında seçimle gelen ve sorumlu başbakan. Şimdi cumhurbaşkanı halkoyu ile seçileceğine göre bu sistem biraz yumuşamış ve Fransa’dakine yaklaşmış demektir. Şimdi başkanlık sisteminden korkanların “Bari yarı başkanlık olsun” demeleri çok yanlıştır. Bu, bambaşka bir sistemdir.
Yarı başkanlık sisteminin kaşifi General de Gaulle
Başkanlık Sistemi
Başkanlık sistemi, parlamenter sistemin aksine, kuvvetler ayrılığını sert biçimde tatbik eden ve icraya belli bir üstünlük tanıyan sistemdir. Başkanlık sisteminde, parlamenter sistemin aksine kuvvetler ayrılığı katıdır. Müesseseler arasında bir denge ve fren usulü kurulmuştur. Bir tarafta Kongre (parlamento) vardır. Karşısında seçimle gelen bir başkan bulunur. Eski hükümdarların haşmetini andıran ve diktatörleri kıskandıran salahiyetleri vardır. Şöyle derler: “İngiltere kralı saltanat sürer, hükümet etmez; Amerikan başkanı saltanat sürmez, hükümet eder.” Sistemin üçüncü ayağı federal mahkemedir. Azalarını kayd-ı hayat şartıyla başkan seçer. Normal mahkeme işlerinden başka, kanunları tefsir eder. Bu bakımdan gücü büyüktür. [Asıl mevzumuz buydu. Başka bir yazıda inşallah tafsilat veririz.]
Başkanlık sisteminin canlı müzesi Beyaz Saray...

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...