Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SON MISIR MELİKESİNE VEDA

04 Nisan 2012 Çarşamba

Osmanlı hanedanının sürgüne şahit olmuş son ferdlerinden Neslişah Sultan da 91 yaşında göçtü. Güzelliği ve zarafetiyle tanınan sultanın İstanbul’da başlayan hayatı Fransa’da sürgünde devam etmiş; Mısır’da melikeliğe kadar yükseldikten sonra ikinci bir sürgün yaşamıştı.
Fatma Neslişah Sultan’ı çocukluğumda 1950’li yıllara ait Hayat Mecmuası’ndaki resimlerinden tanıdım. Dünyanın en güzel kadınlarından birisi olarak tasvir ediliyordu. Yıllar sonra kendisini gördüğümde bu tarifin hiç de mübalağalı olmadığını gördüm; bunu kendisine de söyledim. Profilini dönerek, Osmanlı ailesinin karakteristik vasfı olan kemerli burnunu gösterip, “Bunu görmüyor musun?” der gibi güldü. Neslişah Sultan, her hareket ve sözüyle bir hükümdar torunu, aynı zamanda bir melike olduğunu isbat eden bir şahsiyet idi. Güzel konuşurdu. Kültürlüydü. Zarafeti, hem vakar, hem de tevazu ile çevrelenmişti.
 
 
Neslişah Sultan
 
Saraydan sürgüne
Neslişah Sultan, sürgünü yaşayan hanedanın hayattaki son ferdlerinden idi. Aile içi bir izdivacdan dünyaya gelmişti. Annesi Sultan Vahîdeddin’in dünya güzeli kızı Sabiha Sultan, babası son halife Abdülmecid Efendi’nin yakışıklı oğlu Ömer Faruk Efendi idi. Neslişah Sultan’ın güzellik ve zarafetini bu bakımdan yadırgamamak gerekir. Sabiha Sultan’a, Mustafa Kemal Paşa talib olmuş; böylece padişaha damat olarak istikbalde memleket idaresinde mühim rol oynamayı düşünmüştü. Ancak Sabiha Sultan’ın gönlü şehzâdede idi. Padişah da ikinci bir Enver Paşa tecrübesi yaşamamak için, kızının tercihini tasvib etmişti. İki genç, 1920’de evlendi. Şehzâdenin evi Rumelihisarı’nda bugün ikinci köprünün ayakları altında kalan Müşir Zeki Paşa yalısında; sultanın evi ise Nişantaşı’nda idi.
 
Sabiha Sultan
 
Şehzade Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan
Neslişah Sultan 4 Şubat 1921’de annesinin Nişantaşı’ndaki konağında dünyaya geldi. Sonra Rumelihisarı’nda oturdular. 3 yaşında ailesiyle sürgüne çıktı. “Etrafımdakilerin üzüntüsü ve kalfaların ağlaması sebebiyle kötü bir şey olduğunu hissettim. Fakat çocuk için gezme eğlenceli bir şey olduğu için pek üzülmedim. Seyahat uzayınca, fevkalâde bir şeyler olduğunu sezdim ve ‘Eve dönmek istiyorum’ diyerek ağladım” derdi.
 
Neslişah Sultan
 
Mısır tahtı
1940’da Kavalalı ailesinden Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’nın oğlu Prens Muhammed Abdülmünim (1899-1980) ile evlendi. Abdülmünim veliaht iken, babası İstanbul’a sadakati sebebiyle 1914’te İngilizlerce azledilip sürülmüş; yerine aynı aileden Prens Fuad Mısır meliki yapılmıştı. Bir defasında “Kendinizden bu kadar yaşlı birisiyle evlenmeye nasıl razı oldunuz?” diye sorduğumda, Neslişah Sultan “O zaman her şeyi büyükler kararlaştırır; evleneceklerin fikri alınmazdı” diye cevap vermişti. Mamafih Neslişah Sultan da evliliğinden şikâyetçi değildi.
 
Prens Abdülmünim
 
Enteresandır, düğünü, aynı aileden Prens Mehmed Ali İbrahim (1900-1977) ile evlenen küçük kız kardeşi Zehra Hanzâde Sultan’dan bir hafta sonra olmuştu. Çünki Abbas Hilmi Paşa’nın müsaadeye dair cevabî mektubu harb sebebiyle gecikmişti. En küçük kızkardeşi Neclâ Hibetullah Sultan (1926-2006), 1943’de Prens Amr İbrahim (1903) ile evlenerek Neslişah Sultan ile elti oldu. Hanzâde Sultan’ın güzeller güzeli kızı Fâzıla, Irak meliki Faysal ile nişanlıydı. Faysal, Osmanlı günlerini tekrar geri getirmeyi hayal ediyordu. Ancak düğüne yakın ihtilâl oldu; Faysal ve diğer Hâşimîler katledildi.
 
Üç kızkardeş: Neslişah, Hanzade ve Necla Sultanlar
 
Yine sürgün yolunda
Neslişah Sultan, Mısır’da hoş bir hayat yaşadıklarını; 1946’da ailece diplomatik çerçevede İstanbul’a gelebildiğini anlatırdı. 1952’de askerî darbe oldu. Fuad’ın oğlu Faruk tahttan düştü. Darbeciler üç kişilik bir niyâbet konseyi kurup Prens Abdülmünim’i de aldılar. Sonra Abdülmünim tek başına bir sene nâiblik yaptı. Yani bir nevi Mısır tahtına oturdu.
Ertesi sene sosyalist Nâsır darbe yapınca, ailenin servetine el konuldu. Göz hapsine alındılar. Bunun üzerine memleketi terk edip İstanbul’da yaşamaya başladılar. Mısır reisicumhuru Enverü’s-Sâdât malların intifa hakkını iade etti.
 
Bir melike gibi yaşadı
Sultan’ın, Abbas Hilmi (1941) ve İkbal (1944) adında iki çocuğu oldu. Abbas Bey, bankacıdır. Şimdi Mısır’da yaşıyor. Zaman zaman İstanbul’a gelir. Dinine ve ailesine bağlı hoş bir insandır. Zevcesi Mısırlı Mümtaz Hanımefendi’den Sabiha ve Davud adında iki çocuğu vardır. İkbal Hanım, İstanbul’da Mürsel Saviç ile evlidir.
 
Neslişah Sultan'ın oğlu Abbas Hilmi Beyefendi
 
Neslişah Sultan, Ortaköy’deki evinde güzelliği ve vakarından hiçbir şey kaybetmeden sessiz sedasız yaşadı. Fazla kimseyle görüşmez; resim çektirmeyi sevmezdi. Oturduğu evin salonunun tavanı, değişik bir şekilde yüksekti. Dikkatimi çektiğini hissedince gülerek, “Yüksek tavanlı yerlerde yaşamaya alışmışım. Boyum da uzun. Onun için böyle bir yeri tercih ettim” demişti. Allah rahmet eylesin.
 
Halife oğlu, halife damadı
Hanedanın en yakışıklı mensuplarından Şehzâde Ömer Faruk Efendi (1898-1969), Halife Abdülmecid Efendi’nin oğludur. Viyana Theresianum Koleji ve Berlin Harb Akademisi’ni bitirdi. Prusya hassa alayında üsteğmen rütbesiyle staj yaptı. 1920’de Sabiha Sultan ile evlendi. Neslişah, Hanzâde ve Hibetullah Sultan isminde üç kızı oldu.
Şehzade Ömer Faruk Efendi
Yunan Harbi’nde askerî vazifesini ifa etmek üzere kayınpederi olan padişahtan habersiz bir geminin ambarında yolculuk yaparak Ankara’ya geçmek istediyse de, Mustafa Kemal Paşa kendisinin gelişinin millî birliği bozacağı ve nihaî zafere kadar İstanbul’da oturmasının daha uygun olacağını bildirerek geri dönmesini istedi. Şehzâde ısrar edince de, İnebolu’dan geri çevrildi. Bu hâdise, hanedanın Ankara hareketine karşı uyanmasına sebep oldu.
Sürgüne binbaşı rütbesinde ve babasıyla beraber çıktı. İsviçre ve Nice’de yaşadı. 1925’te Arnavutluk hükümdarlığı mevzubahis oldu ise de, Ankara hükümeti, hükümdarlığı kendisi için düşünen başvekil Ahmed Zogu’yu kullanarak bunu engelledi. Kızlarını müslüman erkeklerle evlendirmek endişesiyle 1938’de geldiği Kahire’de vatan hasretiyle vefat etti. Kabri 1977’de Sultan II. Mahmud türbesine nakledildi. Zevk-i selim sahibi şehzâde, memlekette iken Fenerbahçe Spor Klübü’nün reisiydi. Dillere destan bir aşk ile evlendiği Sabiha Sultan ile aralarında gurbet acılarından doğan bir huzursuzluk yaşandı. 1948’de boşandılar. Şehzâde, aynı sene amcazâdesi Mihrişah Sultan ile evlendi.
 
Babam olmadan aslâ!
Sultan Vahîdeddin’in kızı Rukiyye Sabiha Sultan (1894-1971), hanedanın en güzel kızlarındandı. Hanımların sürgününün kaldırıldığı 1952’de İstanbul’a döndü. Çengelköyü’nde vefat etti. Âşiyan kabristanındadır. Babası memlekete dönemediği için bir padişah türbesine defnedilmeyi istememişti.

 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...