Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
FRANSIZ MEDENİ KANUNUNA GALİP GELEN MECELLE

21 Aralık 2011 Çarşamba

Mecelle, Sultan Aziz zamanında hazırlanmış bir medeni kanundur. Ancak yüksek vasıfları sebebiyle dünya çapında itibar görmüş; başta İsrail olmak üzere Osmanlılardan koparılan devletlerde yıllarca tatbik olunmuştur.

XIX. asırda Avrupa ile münasebetlerimizde değişiklikler oldu. Daimî bir harb hâli manzarası, yerini barışa bıraktı. 1856’daki Paris Konferansı’nda, Osmanlı Devleti düvel-i muazzamadan, yani dünyanın en büyük beş devletinden biri olarak kabul edildi. Avrupa tüccarı Osmanlı ülkesine gelip gitmeye başladı. Osmanlılar, Avrupa ile yeniden tanıştı.

        Ahmed Cevdet Paşa

Kanununuz neyse bilelim!

Bu arada memlekette hummalı bir ıslahat çalışması sürüyordu. Yeni mahkemeler, yeni kanunlar yapılıyor; yeni müesseseler kuruluyor; geri kalmışlık önlenmeye çalışılıyordu. Osmanlı Devleti, çağın gereklerine uymaya çalışarak modern bir devlet havasına bürünüyordu. Bu çerçevede Avrupalılar, “Kanununuz neyse ortaya koyun, bilelim” şeklinde baskı yapıyorlardı. Gerçi Osmanlı Devleti’nde kanun vardı. Ama şeriattan kaynaklanan bu metinler Arapça idi. Yeni kurulan mahkeme hâkimleri anlamakta zorlanıyordu. Fransız muhibbi Sadrâzam Âli Paşa, o sıralar pek popüler olan Fransız medeni kanunu Code Civile Napoléon’u iktibas etmeyi düşündü. Hatta bunu tercüme bile ettirdi. Ancak karşısına başını büyük âlim Ahmed Cevdet Paşa’nın çektiği muhafazakârlar dikildi. Bunlar, ecnebi bir kanunu iktibas etmenin haysiyet kırıcı olduğunu söylediler. Bir fikre karşı çıkınca, onun alternatifini ortaya koymak gerekir. Cevdet Paşa da öyle yaptı. Mecelle Cemiyeti’ni kurarak ülkede zaten cari olan İslâm hukukunu, Avrupaî usulde kanun hâline getirmeye muvaffak oldu.

Zamanın çok kıymetli İslâm hukukçularının yer aldığı ve başlarında Cevdet Paşa’nın bulunduğu heyet, 1869-1876 seneleri arasında fasılalı, maceralı çalışma neticesi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi tamamlamaya muvaffak olmuştur. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, “adlî hükümler topluluğu” demektir. Âlimler heyetinin müşterek çalışmasıdır. Ama hazırlanmasında Cevdet Paşa’nın rolü ve emeği herkesten fazladır. Komisyona havale etmenin ne demek olduğunu bildiği için, çalışmanın sonu beklemeden, her bahis hazırlandıkça, Sultan Aziz’in iradesi ile kanun olarak ilan edilmiştir.

                       Sultan Abdülaziz

Olması gerekeni anlatan maddeler

1851 maddelik Mecelle’de, şahıs, aile ve miras hukukuna dair hükümler yoktur. Çünki bunlar, şer’î ve ruhanî mahkemelerinin sahasına giriyordu. Mecelle ise, esas itibariyle yeni kurulan nizamiye mahkemeleri için çıkarılmıştı. Ceza, vergi, arazi hukukuna ait hükümler de başka kanunlarla tanzim olunmuştur.  Mecelle’de şu bahisler bulunur: Satış, kira ve hizmet, kefâlet, havâle, rehin, vedîa, emânet, bağışlama, gasp ve itlâf, hacr, ikrah, şufa, şirket, vekâlet, sulh, ibrâ, ikrar, dâvâ, deliller, yemin, kazâ.

Mecelle’nin ilk yüz maddesi ise kavâid-i külliye (küllî kâideler) denilen umumî hukuk prensipleridir. Hükümlerin fıkıh kaynaklarından nasıl çıkarıldığını bildirir. Olması gerekeni ifade eden ve Avrupa hukukunun, pek çok mücadeleden sonra varabildiği hükümlerdir. Eski hukukçuların neredeyse ezbere bildikleri bu yüz madde, bugün dahi hukuk mantığı ve tefsir bakımından günümüz hukukçularına kıymetli bir kaynak teşkil etmektedir: Bir işten maksat neyse, hüküm ona göredir;  Şek ile yakîn zâil olmaz; Berâet-i zimmet asldır; Meşakkat teysîri celbeder; Zarûretler memnû’ olan şeyleri mübâh kılar; Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur; Âdet muhakkemdir; Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz; Külfet ni’mete ve ni’met külfete göredir…

  

            Mecelle'nin ilk sayfası (Solda); Ziyaeddin Efendi'nin Mecelle şerhinin kapağı (Sağda)

Mecelle’den son vazgeçen İsrail

Mecelle, 1926’da İsviçre Medenî Kanunu’nun alınmasına kadar 57 sene tatbik edildi. Arapça, Bulgarca, Rumca ve Ermenice, Fransızca ve İngilizce'ye tercüme olundu. Şerhleri yazıldı. O tarihlerde muhtar (otonom) birer vilâyet olan Mısır ve Tunus’ta tatbik edilmedi. Bulgaristan Prensliği kurulurken, Mecelle’yi yeni mevzuatlarının esası kabul ettiler. Sırbistan ve Karadağ medenî kanunlarına, pek çok hüküm Mecelle’den alındı.

Zeydîlerin hâkim olduğu Kuzey Yemen’de Osmanlı hâkimiyeti sona erer ermez (1918) tatbikattan kaldırıldı. Arnavutluk'ta 1928, Kıbrıs'ta 1946, Suriye'de 1949, Irak'ta 1951, Ürdün'de 1976, Güney Yemen’de 1992’ye kadar tatbik edildi. Buna rağmen o memleketlerde yeni yapılan medeni kanunlarda Mecelle'nin izlerini görmek mümkündür. Lübnan'da 1934'de Mecelle'nin ekseri maddeleri kaldırıldı, ancak hâkimler mevzuatta çözüm bulamadıkları meselelerde Mecelle'ye bakmakla mükellef kılındı. Filistin'de Mecelle’nin tatbikatı İngiliz işgalinden, hatta İsrail kurulduktan sonra da devam etti. İsrail’de Mecelle 1984’te kaldırıldı. Ancak İsrail kanunlarında Mecelle’nin tesirlerini görmek mümkündür. İsrail aynî haklar kanununun pek çok hükümleri de Mecelle’den alınmıştır.

Mecelle'nin en güzel şerhlerinden birini yazmış olan Ali Haydar Efendi

İkisi de İstanbul’da hazırlandı

Mecelle, fıkıh kaidelerinin bir araya toplanması için yapılan ilk teşebbüstür. Fıkhın, kanun hâline getirilebileceğini gösterdiği için İslâm âleminde büyük bir hürmet uyandırmıştır. Hükümleri arasında tezada rastlanmaz. Kolay anlaşılan parlak bir üslûbu vardır. Maddeleri son derece veciz ve açıktır. Her kitabın evveline o mevzuya ait tabirlerin konması, her maddede de misallerin verilmesi hükümleri anlamayı ve tatbikatını kolaylaştırmıştır.

Avrupa’da ilmî bir cemiyet vasıtasıyla hazırlanan ilk kanun İmparator Iustinianus’un kanunnâmesidir ki İstanbul’da hazırlanmıştır. Avrupa kanunlarının esasıdır. İkincisi Mecelle olmuştur. Cevdet Paşa, Mecelle'nin hazırlanmasında önayak olmakla yalnız İslâm hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük bir hizmette bulunmuş, hem kendi, hem de eserinin ismini ölümsüzleştirmiştir. İnsan eseri olmak itibariyle elbette Mecelle de kusursuz değildir. Ama bu onun şöhretine gölge düşürmemiş; bilakis 12 asırlık İslâm hukukundan zamanın ihtiyaçlarına uygun kanunlar yapılabileceğini göstermiştir. Nitekim şartlar müsait olsaydı, Mecelle’yi hazırlayan cemiyet, gereken ikmalleri ve düzeltmeleri yapabilirdi. Mecelle’nin kaldırılması eksikliğinden değil, milletin tercihi değiştiği içindir.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...