Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MECLİSTE SİLAHLAR KONUŞUYOR…

19 Ekim 2011 Çarşamba

Mecliste kavga dövüş eksik olmaz. Bir defasında silahlar konuşmuş; milletvekili Deli Hâlid Paşa öldürülmüştü. İşin garibi, katilin hüviyeti bugüne kadar açığa çıkmadı…

Geçenlerde gazetelerde sessiz sedasız bir haber neşredildi. Asker meclisten çekilecekmiş. Tabii burada kastedilen meclisin emniyetini artık askerler değil, hususi ekipler yapacakmış. Bu haberi okuyunca, aklım eskilere gitti. 1925 meclisinde mebusların ekserisi askerdi. Asker olmayanların da çoğunun belinde silah vardı. Reisicumhur ve başvekili bile henüz askerlikten emekli olmamıştı. Yukarıya yakınlığına güvenen mebuslardan Kel Ali (Çetinkaya) ve ekibi Rauf, Kılıç Ali, Avni ve Salih Beyler, 5 silahşörler diye bilinirdi. Halbuki salona silahlı girmek yasaktı.

Meçhul silah patladı…

9 Şubat günü Ardahan mebusu Hâlid Paşa ile Afyon mebusu Kel Ali ekibi arasında malûl gazilere dair bir kanun teklifinin imzalanması hususunda kavgaya dönüşen bir münakaşa çıktı. Kel Ali ekibinin kendisine pusu kurduğunu düşünen Paşa, Kel Ali’ye ateş etti, ama keskin nişancı olmasına rağmen Kel Ali merdivenlerden yuvarlandığı için vuramadı. Sonra üzerine atıldı. Bu arada meçhul bir silah Hâlid Paşa’ya ateş etti. Paşa, sol göğüs altından fena yaralandı ve mecliste bir odaya taşındı. M. Kemal yanına gelip “Seni Ali Bey mi vurdu?” diye sordu. “Hayır. Kel altımdaydı, nasıl vurabilir. Beni i… Rauf arkamdan vurdu” dedi.

Hâlid Paşa hastaneye kaldırılmayarak, 5 gün o odada yattı. İstanbul’dan tanınmış cerrah Orhan Tahsin Bey gelene kadar yarası açıldı. Bu zaman zarfında ifadesinin alınması engellendi ve böylece vefat etti.14 Şubat gecesi vefat etti. İş, adliyeye zabıta vakası olarak intikal etti. Savcılık Hâlid Paşa’yı Kel Ali’nin vurduğuna ve bunun nefsi müdafaa olduğuna hükmetti. Dosya kapandı. Paşa, sözünü esirgeyen biri değildi. Nitekim daha evvel İş Bankası’ndaki yolsuzluğun ayyuka çıktığını söyleyip Celal Bayar ile Kel Ali’yi reisicumhura şikâyet etti. O da telâşa düşerek cesaretinden dolayı sevdiği Hâlid Paşa’yı sinirleri bozuk olduğu gerekçesiyle dinlenmek üzere yurt dışına göndermek istedi. Bunun üzerine Paşa, Halk Partisi’ne muhalif yeni kurulan Terakkiperver Parti’ye girmeye karar verdi.

       

Deli Hâlid Paşa: Çerkez bir zâbitin oğludur. Yemen, Trablusgarb, Kafkasya ve Sakarya cephelerinde çarpıştı. Kars, Ardahan, Erzurum ve Erzincan’ı kurtardı. 9 defa yaralandı. Gözüpekliği sebebiyle deli lakabını aldı. Cepheden cepheye gezdiği için evlenemedi. Dersim’de ailesini kaybetmiş üç çocuğu evlat edinmişti. Perhizkârdı. Vefatında cebinden 19 lira 35 kuruş çıktı. En sağdaki, milletvekili iken çekilmiş son fotoğrafıdr.

Paşayı kim vurdu?

İşin aslını bilenler, Rize mebusu Rauf’un arkadaşı Kel Ali’yi kurtarmak için paşayı vurduğu, fakat suçüstü hallerinde mebus dokunulmazlığı olmadığı için, Kel Ali’nin nefsi müdafaadan faydalanabilmek üzere suçu üzerine aldığına inandı. Ama her şeyin, açık sözlülüğü sebebiyle çok düşman edinen Hâlid Paşa’nın ortadan kaldırılması için tertiplendiğini ve paşanın tahrik edildiğini; meselenin İsmetçi-Fethici (Eİsmet İnönü-Fethi Okyar) ihtilafından kaynaklandığını; hükümetin Kel Ali ekibini kullanarak bu işi düzenlediğini söyleyenler az değildir. Hâlid Paşa’nın annesi ve kardeşi işi kurcalamak istediyse de, vazgeçmeye ikna edildiler.

Hâlid Paşa, Eyüp’te köşkünün üstündeki kabristana defnedildi. 15-20 sene sonra, kabristan kaldırıldı; yerine evler yapıldı. Paşa da Edirnekapı Şehidliği’ne nakledildi. Soyadı kanunundan evvel öldüğü halde, başına Hâlid Karsıalan yazılıdır. Enteresandır, Rauf Bey de birkaç ay sonra yatağında ölü bulundu.

      

Afyon milletvekili Ali Çetinkaya, nam-ı diğer Kel Ali (1878-1949). Asker menşelidir. Sonradan İstiklâl Mahkemesi reisliği yaparak nice canlar yakmıştır.

Rize milletvekili Rauf (1881-1925). Rıza Nur, kendisini Milletvekili Ali Şükrü Bey’in öldürülmesinden de mesul tutar. Enteresandır ki, Hâlid Paşa’dan birkaç ay sonra, 3 Mayıs’ta yatağında şüpheli biçimde ölü bulunmuştur.

Muhafız subayının hatırası

Pederin Hüseyin Bey adında muhterem bir lise hocası vardı. Zaman zaman ziyaretine giderdik. Bir defasında enteresan bir hatıra anlatmıştı. Benimle beraber gitmesin, size nakledeyim:

Bendeniz Eyüplüyüm. Bizim yokuşun tepesinde meşhur Deli Hâlid Paşa’nın evi vardı. Babam bir bayram günü ziyarete çıkmış. Orada malûl gazilere rastlamış. Paşa’dan maaşlarına zam yapılmasına yardımcı olmasını rica etmişler.

1932 senesiydi. Askeri tıbbiyede müzâkereci teğmendim. O zaman eczacı, dişçilik ve veteriner mektepleri, Tıbbiye Mektebi’nin şubeleri idi. Tıbbiye Mektebi de, Bayezid meydanında, elektrik şirketinin karşısındaki köşede, bahçe içerisindeydi. Sultan Hamid zamanında burası Maliye Nezâretiymiş. Her sınıfın bir müzâkerecisi vardı. Mesela Doktor Cezmi Bey, sonra Kızılay Genel Müdürü oldu. Her sınıfın da bir tane sınıf subayı vardı. Bunlardan biri Yüzbaşı Dâim Bey idi. Sonradan dişçi mektebine devam etti. İstifa edip sivile geçti. Ankara’da muayenehane açtı.

Müzâkerecilerin 2. katta geniş bir odası vardı. Orada otururduk. Subaylar burada traş olurdu. Aşağıdan sınıf subayları da bazen gelirdi. Nöbetçi olduğumuz zaman geceleri bu odada toplanır görüşürdük. Sohbet edilir; hikâyeler anlatılırdı. Dâim Bey bir gün odaya geldi. Kalabalıktı. Bize bir vak’a anlattı: Ben, Çankaya’da muhafız alayındaydım. Birgün iki üsteğmeni ayırdılar. O zaman ben üsteğmendim. Muhafız alayı kumandanı Albay İsmail Hakkı Bey emir verdi. “Yarın mecliste bütçe müzâkeresi olacak. Sen tabanca belinde, kürsünün bir tarafında ayakta bekleyeceksin” dedi. Öbür üsteğmen arkadaşıma da kürsünün öte tarafında ayakta beklemesini söyledi. Sonra bana, “Bahriye Vekili İhsan Bey kürsüye çıkarsa, kürsüde konuştuğu müddetçe, sen hep locaya bakacaksın. Locadan işaret geldi mi, tabancanı çekeceksin, İhsan Beyi kürsüde vuracaksın”; arkadaşıma da “Sen de, Hâlid Paşa’yı böyle vuracaksın” diye emir verdi. Tesadüfen o gün İhsan Bey hastalandı, meclise gelmedi. Hâlid Paşa kürsüye çıktı. Malûl gâzilerin maaşlarının arttırılmasını müdâfaa ediyor; sert konuşuyordu. Adı üstünde Deli Hâlid. Kel Ali ekibi yuh diye bağırıyor, bir yandan da sıra kapaklarına vuruyorlardı. En sonunda “Para yok; bütçe müsâit değil” dediler. Bunun üzerine Hâlid Paşa, “Ben Kars’ta Ermenilerden yetmiş araba mücevher alıp Ankara’ya gönderdim. Ne oldu bunlar?” dedi. Tam bu sırada işaret geldi. Arkadaşım tabancasını çekip Hâlid Paşa’yı vurdu. Hâlid Paşa, kürsüden yıkıldı. Fakat ölmedi. Kel Ali, kürsüye geldi. Kendi tabancasının dipçiğiyle Hâlid Paşa’ya vurmaya başladı. Hemen götürdüler. Birkaç sonra da öldü."

Bu hatıraya bakılırsa, Halid Paşa’yı vuran Rauf bey değil, bir başkasıdır. Kel Ali ve ekibinin İş Bankası ve Nâfia Vekâleti’ndeki (Bayındırlık Bakanlığı) yolsuzluklarını devamlı dile getiren, Fethi Bey ve Terakkiperver Fırka’ya meyleden, doğru bildiği işlerde yukarısını bile takmayan, gözü pek tabiatı sebebiyle deli lakabını alan bir milletvekilinin muhtemelen ortadan kaldırılması gerektiğine hükmedilmiştir. Bu da o zaman âdet olduğu üzere muhafız alayına verilmiştir. Muhafız subayı Halid Paşa’yı vurup çekilmiş; herkes Rauf Bey’i gerçek katil bilmiş, ama suçu Kel Ali üzerine almış, bu sebeple hâdisenin üzerine gidilememiştir.

                          Kel Ali (Çetinkaya) İstiklâl Mahkemesi reisi iken (önde sağdan ikinci)


 Önceki Yazılar
20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

Diğer makaleler için tıklayınız...