Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
OSMANLILARDA ANAYASA MACERASI

05 Ekim 2011 Çarşamba

 

Anayasa tecrübemiz 200 yıldan fazla…

1808’den beri modern anayasa tarihinin baş aktörlerinden biriyiz. Türkiye'de ilk modern yazılı anayasa 1876 tarihli Kanun-ı Esasî’dir. Bununla Osmanlı Devleti anayasalı bir parlamenter monarşi hâlini almıştır.

Anayasaya bir adım: Sened-i İttifak

Osmanlı Devleti’nin en eski anayasası Sultan Fatih’in meşhur teşkilât kanunnamesidir. Ama modern anayasalar temel hak ve hürriyetlerin de yer aldığı metinler olduğu için, tarihçiler, Sultan II. Mahmud ile taşrada güç kazanarak adeta birer derebeyi hâline gelen âyân arasında 1808’de imzalanan Sened-i İttifak’ı, ilk modern anayasa metni olarak görür. Hassas bir zamanda tahta geçen Sultan II. Mahmud, tahtını sağlama almak istemiştir. Karşılığında bir takım teminatlar verilmiş; onların hayatları, malları ve mülkleri üzerinde keyfî fiillerde bulunulamayacağı hususu yazıya bağlanmıştır. İngiltere’de 1215 tarihli Magna Carta’ya çok benzer.

Sultan II. Mahmud, Sened-i İttifak'ı imzaladığı sıralarda..

Bürokrat hâkimiyeti devri: Tanzimat

Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı üzerine İngiltere, bu meselenin halline yardım etme karşılığında gayrımüslim teb’anın statüsünde değişiklikler yapılmasını istedi. 1839’da tahta çıkan genç padişah Sultan Abdülmecid’e İngiliz sempatizanı Reşid Paşa’yı sadrazam yapmasını telkin etti. Nihayet Reşid Paşa’nın hazırladığı bir Tanzimat Fermanı, Gülhâne Hatt-ı Hümâyunu adıyla ilan edildi. Teb'anın tümü için mevcut hak ve hürriyetler yazılı teminat altına sokuldu. Tanzimat Fermanı’nın en mühim yanı, şer’î hukukun tanıdığı siyaseten cezalandırma hakkından padişahın vazgeçmesidir. Böylece bürokrat hâkimiyeti devri başlamıştır. Bu bakımdan bir anayasadır.

                                     Mustafa Reşit Paşa

Ve Kanun-i Esasî

1876’da Balkan isyanları sebebiyle zor durumdaki Osmanlı hükûmeti ile Rusya arasında savaş rüzgarları esiyordu. Avrupa devletlerini teskin etmek için anayasa ilanını şart gören Midhat Paşa ve arkadaşları darbe ile Sultan Aziz’i tahttan indirip yerine Sultan V. Murad’ı geçirdiler. Ancak yeni padişah anayasa ve meşrutiyete yanaşmayınca, yerine anayasa sözü veren Şehzade Abdülhamid Efendi çıkarıldı. O da derhal anayasa hazırlamak üzere bir encümen kurdu. Namık Kemal’in de bulunduğu encümende üçü Hıristiyan 16 bürokrat, 10 ulema ve 2 de paşa vardı.

Mütercim Rüşdü, Tunuslu Hayreddin ve Ahmed Cevdet Paşa, Avrupa siyasî müesseselerinin taklidine karşı çıktı. Adliye Nazırı Cevdet Paşa, encümende, “En mükemmel devlet şekli İslâmiyettedir. Çünki menşei ilahîdir. Halbuki anayasalar beşerî oldukları için değişmeye müsaittir. Farklı inançtaki milletlerin, bu inançlarına dayalı müesseselerini iktibas etmek doğru değildir” mealinde bir konuşma yaptı. Hatta son toplantıda “Artık başta akıllı bir padişah vardır; o halde Kanun-ı Esasî ilânına lüzum kalmamıştır” dediyse de, Midhat Paşa ağır bastı.

                                  Midhat Paşa

Çocuk oyuncağı

Bu arada Meclis-i Mebusan toplandı. Herkes bir anayasa projesi hazırlıyordu. Ancak encümenin kabul ettiği proje, kabine toplantısında görüşülüp 119 maddeye indirilerek kabul edildi. Kanun-ı Esasî, Avrupalı murahhasların Balkan meselesi sebebiyle İstanbul’da toplandığı sırada ilan edildi. Fakat konferansa katılan devletler buna hiç değer vermedi. “Çocuk oyuncağı” dediler.

Padişah, Midhat Paşa'yı meşrutiyeti tam manasıyla bilmeyip, hiçbir devletin anayasasını tetkik etmemiş olmakla itham eder. Zannedilenin aksine ıslahatçı bir kişiliğe sahip padişah, muhtemelen ülke idaresinin bu buhranlı devrinde, mesuliyeti başkalarıyla paylaşabileceği bir rejim tarzı istemiş; ancak hâdiseler buna elvermemiştir.

                                                              Meclis-i Meb'usan'ın açılış merasimi

Ne değişti?

Kanun-i Esasî, 1831 Belçika ve 1850 Prusya anayasalarından mülhemdir. Ancak Belçika’nın aksine Prusya’daki kuvvetler birliği prensibi alınmıştır. Padişahın otoritesi aynen korunarak mevcut düzen tescillendi. Padişah eskisinden farklı olarak sistemin dışındadır. Böylece eski Türklerdeki hakan statüsü ile Osmanlıların sultanı ve müminlerin halifesi sıfatlarını uhdesinde birleştiren padişaha, bir de Avrupa hükümdarı imajı eklenmişti. Mamafih, değişen fazla bir şey olmadığı içindir ki, Kanun-ı Esasî'nin ne ilânı, ne de kısa bir zaman sonra da tatili halk arasında hiçbir reaksiyon doğurmamıştır. Şu var ki halkın daha geniş bir kitlesi siyasetle meşgul olmaya başlamış; 1908 Meşrutiyeti böylece ortaya çıkmıştır.

Kanun-i Esasî’nin padişaha asayişi bozan kimseleri sürgüne göndermek salâhiyeti tanıyan meşhur 113. madde itiraza sebep oldu. Padişah bunun Tanzimat’a aykırı olduğunu söyledi ise de, Midhat Paşa ısrar etti. Sadrazamlığı sırasında da, içlerinde 2 kazasker ile 1 paşa olmak üzere 20 kişiyi muhakemesiz sürgüne göndertti. Mamafih sonradan kendisi de bu tuzağa düştü. Mahmud Celâleddin Paşa der ki: "Padişah aldığı dersi, evvela üstadı hakkında kemal-i maharetle tatbik etti".

En uzun ömürlü anayasa

Rumi takvimle 1293 senesine denk geldiği için 93 Harbi denilen 1877 Osmanlı-Rus Harbi mağlûbiyetinin ardından, 1878 senesinde Sultan Hamid, harbden mesul gördüğü meclisi feshederek seçimleri askıya aldı. Devleti 30 sene fiilen saraydan idare etti. Bu zaman zarfında Kanun-ı Esasî yürürlükten kaldırılmadı. Meclis dışındaki devlet müesseseleri, Kanun-ı Esasî’ye göre çalıştı. Salnâmelerin (devlet yıllıklarının) başında her sene yer almaya devam etti. Kanun-ı Esasî’nin esas gayesi, devlet idaresinde Tanzimat Fermanı’yla başlayan bürokrat hâkimiyetini resmîleştirmekti. Ancak iki sene geçmeden, padişah bu gayeyi akim bıraktı. Dedesi Sultan Mahmud gibi, siyasî otoriteyi sarayda toplamaya muvaffak oldu.

1908 senesinde seçimler yapılarak yeni bir meclis teşkil edildi. Ertesi sene Kanun-ı Esasî’de mühim değişiklikler yapıldı. Salâhiyetleri kırpılan padişah, günümüz Avrupa kralları gibi sembolik mevkiye geldi. II. Meşrutiyet denilen bu taçlı demokrasi devri, kısa bir müddet sonra İttihatçıların diktatörlüğüne yol açtı. 1918’de eski duruma dönüldüyse de, uzun sürmedi. Anadolu hükûmeti, 1921 tarihinde Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu hazırladı ise de, burada bulunmayan hususlar için Kanun-ı Esasî’nin tatbiki öngörüldü. 1924 cumhuriyet anayasası ile Kanun-ı Esasî bütünüyle kalktı. Böylece 48 yıllık ömrüyle tarihimizin en uzun anayasası oldu.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...