Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
LİBYA ÇÖLLERİNDE BİR OSMANLI ŞEHZADESİ

21 Eylül 2011 Çarşamba

1911’de Libya’nın İtalyanlarca işgali üzerine savaşmak için buraya giden gönüllülerin arasında 16 yaşında bir Osmanlı şehzadesi de vardı. Osman Fuad Efendi. Libyalıların gönlünde taht kurmuş olan bu şehzadenin sonu iç burkucudur.

Fuad Efendi, Mehmed Salâhaddin Efendi’nin küçük oğludur. Dedesi Sultan V. Murad ve babası ile beraber Çırağan Sarayı’nda yaşadı. Libya’da Yüzbaşı Mustafa Kemal ile tanıştı. Dönüşünde Harbiye Mektebi’ni bitirdi. Berlin askerî akademisinden mezun oldu. Harb patlayınca memlekete çağrıldı. Gelirken bindiği denizaltı İngiliz denizatlılarınca vuruldu. Şehzade, başından yaralandı. Adriyatik sahilindeki bir Avusturya askerî hastanesinde ameliyat edildi. İyileşince Süveyş’e gitti. Başındaki yara açılınca tedavi için Haleb’e geldi. Burada Binbaşı Mustafa Kemal Bey ile tekrar karşılaştı. Çanakkale cephesinde tekrar yaralandı.

 

İtalyanlara esir olmaktansa…

Tekrar Libya’ya gidip harbi sürdürdü. 300-500 arası Osmanlı zâbit ve neferi ile 15.000-30.000 arasında Libyalı gönüllüden müteşekkil bir ordunun kumandanı idi. Libya’daki Osmanlı ordusu, 60.000 kişilik teçhizatlı İtalyan ordusuna dayanamadı. Bingazi kanadı 1917 Nisan’ında teslim oldu. Fuad Efendi, Mondros Mütârekesi ile silah bırakması istendiği halde dinlemeyip Misrâta şehrindeki karargâhında birkaç ay mukavemete devam etti.

İstanbul’da Pera Palas’ta görüştüğü Mustafa Kemal Paşa, Trablusgarb’a gidince istiklâlini ilân edip, Harbiye Nezâreti’nin verdiği emirleri dinlememe tavsiyesinde bulunmuştu. Ancak kendilerine erzak ve cephane temin eden Alman denizatlıları mütâreke sebebiyle denize çıkamayınca çok müşkül vaziyette kaldı. İtalyanların eline düşüp vatan hâini ithamıyla kurşuna dizilmektense, Tunus’taki Fransızlara teslim olmayı tercih etti. Önce yanındaki gönüllüleri dağıttı. Sonra yanındaki Osmanlı kuvvetiyle beraber İtalyan menzilinden develerle uzaklaşarak güneydeki çöle daldı. Bilahare batıya doğru yoluna devam etti. Bir yandan da dizanteriden muztarip idi. Tunus hududuna gelindiğinde Fransızlara teslim olmak istediğini söyledi ve İtalyanlara verilmemeyi şart koştu. Fransızlar bunu kabul etti; ama 24 saat geçmeden kendisini yanındakilerle beraber İtalyanlara teslim etti. İtalyanlar, esirleri Trablus’a sevkederek Alman askerlerinin bulunduğu esir kamplarına dağıttı. Kurşuna dizmekten çekindikleri şehzadeyi askerî nakliye gemisiyle Napoli’ye gönderdiler. Önce açıkta bir gemide, ardından da Napoli’de bir evde 8 ay ikamete tâbi tutuldu. 1919 sonlarında serbest bırakılarak İstanbul’a döndü. İstanbul merkez kumandanı oldu.

1920’de Abbas Halim Paşa’nın kızı Kerime Hanımefendi ile evlendi. Çırağan’daki düğününe, mütâreke sıralarında aylarca sarayında misafir ettiği İsmet İnönü de iştirak etmişti. Mustafa Kemal yalnızca yaşça büyük birkaç şehzadenin sürülmesini istediği halde, hanedanın kadın erkek bütün ferdlerinin sürülmesinde ısrarcı olan zamanın başvekili İsmet İnönü’nün, hanedana karşı bu kadar nefret duymasına, bu günlerden kalma bir aşağılık kompleksinin sebep olduğu söylenir. Fuad Efendi, iki devre Fenerbahçe Klübü reisliği yaptı.

İstisna yapamadığıma esef ederim!

Hanedan sürgün edildiğinde Karlsbad kaplıcalarında tedavi görüyordu. Mustafa Kemal Paşa’dan askerî kurye vasıtasıyla bir mektup aldı. “Çok esef ederim. Anavatan dışında kalışınız için istisna yapamadım. Kanun umumî idi” diyordu. Bunun üzerine Şehzade, sefir vasıtasıyla “Eğer Mustafa Kemal Paşa isterse Anadolu’ya gelirim” şeklinde mesaj gönderdi ise de netice çıkmadı. Fransa’da yaşadı. Zevcesinden ayrıldı. Kızkardeşi Âdile Sultan’ın kızı Nilüfer Hanımsultan ile Mısırlı Emîr Yusuf Kemal kendisine para gönderirdi.

Alman Mareşali Rommel, Libya harekâtında şehzadenin harekâtını tedkik ve çöl muharebe usulünü taklid etti. Bu sırada Fuad Efendi İskenderiye’de idi. II. Cihan Harbi’nde İngilizler albay rütbesiyle ve tam salâhiyetle Almanlara karşı Libya’da komando muharebesi teklif etti. Çünki şehzade Libya’da hâlâ çok popüler ve halk da kendisine bağlı idi. Ancak eski silah arkadaşlarıyla dövüşmek istemediği için reddetti. Harb sırasında şahsî dostluk kurduğu General De Gaulle, kendisine diplomatik pasaport verdi. Resmî veya gayrı resmî sıfatla seyahatlerde bulundu. Ağabeyi Nihad Efendi’nin vefatı üzerine 1954 senesinde hanedan reisi oldu. Saltanat devam etseydi, 39. padişah olacaktı. 1973 senesinde Nice’de vefat etti. Paris’te Bobigny Müslüman kabristanına defnolundu.

Üniformasının göğsünü dolduran çok sayıda nişan ve madalyadan başka Legion d’Honneur nişanı hâmili idi. “Madalyalar karın doyurmuyor” diye latife ederdi. Şehzadeliğinde güzel ata biner; üstü açık Mercedes otomobiliyle gezer; güzel giyinirdi. Yakışıklı, popüler ve sevilen bir şehzade idi. Bulunduğu mevkiyi hakkıyla doldururdu. Aşırı cömertliği sebebiyle sürgünde çok maddî sıkıntı çekmiş; borcunu ödeyemediği için kaldığı otellerden kovulduğu olmuştur.

Revâ mıdır bize görülen?

Vefatından 3 sene evvel Paris’te içinde bir yatak, çinisi çatlamış bir lavabo ile iki iskemleden başka eşyası olmayan otel odasında kendisiyle röportaja gelen Hürriyet muhabiri Doğan Uluç’a hanedanın sürgünde yaşadıklarını çok güzel hülâsa eden iç burkucu beyanları olmuştur: “Bu hâle düşeceğimiz kimin aklına gelirdi evlâdım? İstanbul merkez kumandanı, Trablusgarb’da Osmanlı ordusu kumandanı Ferik Prens Osman Fuad’ın bir gün gelip Paris’te üçüncü sınıf bir otelden kovulacağı… Ne idik, ne olduk! Atalarımızın kılıç salladığı, hüküm sürdüğü, tatlı-acı hatıralarımızla dolu topraklara ayak basamıyoruz artık. Revâ mıdır bize görülen? Çok yazık oluyor anavatan dışında, çeşitli ülkelerde sığıntı mülteci hayatı yaşayan Osmanlılara... Kimi sefalete dayanamayıp intihar ediyor; kimisi Türkiye, Türkiye diye sayıklayarak son nefesini veriyor. Dışarıda doğan çocuklar ise yabancı mekteplerde Türkçe’yi öğrenemeden, tarihimizi, dinimizi tanıyamadan bir ecnebi gibi yetişiyor. Çok zâlim bir son oldu bizim için bu. Tarih sayfaları bir zamanlar bir Osmanlı ailesi vardı diye bahsedecek hanedanın en son kalıntıları da göçtükten sonra...  Sizden ricam ben göçüp gittikten sonra, bir resmimi gazetenize basın. Altına da sadece Osman Fuad yazın. Belki hatırlayan bulunur.” Nitekim şehzade, sürgün kararının kaldırıldığını göremeden vefat etti.

Osman Fuad Efendi, babası Mehmed Salahaddin Efendi

                 ve abisi Ahmed Nihad Efendi ile


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...