Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
KADI SİCİLLERİNİN TOZLU YAPRAKLARI ARASINDA KOSKOCA BİR TARİH YATIYOR

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Türkiye ve dünya arşiv, müze ve kütüphanelerinde Osmanlı mahkeme sicillerinden yüzbinlercesi saklanıyor. Bunlar tedkik edilmeden dünya tarihi yazılamaz.  

Mahkeme kararları İslâmiyetin ilk devirlerinden beri yazıya geçirilmiştir. Halife Hazreti Ali zamanında Basra Kadısı Ebu Musa el-Eş’arî baktığı bazı davaları tescil ederdi. Hicrî 40 yılında Halife Hazreti Muaviye tarafından Mısır’a kadı tayin edilen Süleym bin Itr, bir miras davasında hükmetti. Sonra vârislerin bu hükmü görmezlikten gelerek meseleyi tekrar mahkeme önüne getirdiklerini fark etti. İkinci talebi reddetti. Bundan sonra baktığı davaları isbatını kolaylaştırmak üzere sicile kaydetti. İki de şahit tuttu.

                              Kadı ve davacılar

Çek bir Müslüman buluşudur

İbni Şübrime de Kûfe’de kadılık yaptığı Hicrî 120 yılında, davaların arttığını görerek hükümleri tescil etmeye başladı. Bilahare bu âdet bütün İslâm beldelerine yayıldı. Mahkeme kararlarının nasıl yazılacağı hususunda sakk ilmi doğdu. Mahkeme kararları bu usule göre kâtiplerce kayda geçirilirdi. Kâtiplere yardımcı olmak üzere bu klişe ifadelerin bulunduğu sakk kitapları neşredildi. Osmanlılar zamanında yazılan en meşhurları Çavuşzâde Aziz Efendi’nin Dürrü’s-Sükûk, Şânizâde’nin Envarü’s-Sükûk ve Ziyaeddin Efendi’nin Sakk-ı Cedid adlı eserleridir. Sakk, resmî yazı demektir. Çek kelimesi buradan gelir. Bu kitaplarda her meseleye ait bir dava numunesi vardır.

 

                      Mahkeme kâtibi

Osmanlı kadısı da vazife yaptığı mahkemede bir sicil defteri tutardı. Verdiği hükümleri en az iki şahit tutarak buraya tescil ederdi. Merkezden gönderilen ferman, hüküm ve kanunnameleri de buraya kaydederdi. Nitekim Mecelle’nin 1814. maddesi şöyledir: “Hâkim, mahkemeye sicil defteri koyar. Vereceği hüküm ve senedleri hile ve fesattan uzak ve muntazam surette ol deftere kaydeder, yazar ve ânın korunmasına dikkat ve itina eder”.

Bu defterler umumiyetle ince uzun ve cübbe cebine rahatça girebilecek ebaddadır. Osmanlılar zamanında muayyen mahkeme binası olmadığından, kadı efendi evinde, camide, sokakta, yani her nerede bulunursa orada dava dinleyip hüküm verebilirdi. Mahkeme sicil defterini de yanından ayırmaz; cübbesinin cebinde gezdirirdi. Memuriyeti bitince de yerine gelen kadıya bunu teslim ederdi. Defterin bir nüshası da İstanbul’a gönderilirdi.

Yazı yazıya benzer!

Taraflar isterse bu hükmün bir suretini belli bir ücret karşılığında mahkemeden alabilirdi. Bir davaya dair mahkeme kararı çıkartmış kimse, aynı davanın bir daha görülmesini önlemek için elindeki bu eski hükmü gösterebilirdi. Kadı’lar eskiden sadece dava görmezdi. Noter vazifesi de yapardı. Vekâletname, vakıf senedi, nikâh ilmühaberi gibi vesikalar da tanzim ederdi. Mahkeme kâtiplerinin kaleme aldığı hükümlerde, hâdise klişe ifadelerle hülâsa edilirdi. Sonra verilen hüküm bildirilirdi. Altına tarih ve şahitlerin adı yazılırdı. En son şahitler ve kadı vesikayı mühürlerdi.

Vaktiyle görülüp hükme bağlanmış davaya kaziyye-i muhkeme (kesim hüküm) denirdi. Bunun tekrar görülmesi caiz değildi. Bunun için sicil defterleri kadılar için delil teşkil ederdi. Hem de hâkim daha evvel benzer bir meselede ne hüküm verildiğini bunlardan kolayca öğrenip ona göre davranabilirdi. Eskiden yazılı deliller ihtiyatla karşılanırdı. “Çünki yazı, yazıya benzer!”. Ancak padişah fermanları, tapu kayıtları ve mahkeme sicilleri böyle değildir. Bunlar kati delil sayılır. İngiliz Hukuku’nda da hâkimler önceki mahkeme kararlarına aykırı hüküm veremez.

                       İstanbul Müftülüğü Şer'iyye Sicilleri Arşivi

Şehirlerin hayat hikâyesi

Şer’iyye sicili denilen kadı defterleri, Osmanlı hukukunun tatbikatını ve yazıldığı şehrin o asırdaki yaşantısını gösteren en mühim kaynaklardır. İslâm-Osmanlı tarihine ve sosyal bünyesine ait vesikalardır. Bunlar tedkik edilmeden Osmanlı tarihi üzerine konuşmak, yazı yazmak kolay değildir. Bunlardan bazısını yerli ve yabancı akademisyenler yeni yazı ile neşrettiler.

Bugün sadece Türkiye’de müze ve kütüphanelerde bu sicil defterlerinden çeşitli sebeplerle zâyi olan ve yananlardan geriye kalıp muhafaza olunanlar yüzbinleri geçmektedir. Şimdi bu sicil defterlerinin tozlu yaprakları arasında, asırların mirası koskoca bir adalet tarihi yatmaktadır. Bugün İstanbul sicilleri İstanbul Müftülüğü arşivinde, bunun dışındaki şehirlerin elde bulunan sicilleri Ankara’da Millî Kütüphane’dedir. Bazı kadılara ait defterler, bu zâtın terekesinden çıkmaktadır. Eski Osmanlı vilâyetlerinden bugün istiklâlini kazanmış olanların müze, kütüphane ve arşivlerinde de bu sicillere rastlanır.


 Önceki Yazılar
20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

Diğer makaleler için tıklayınız...