Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
TAHTINI KAYBETTİĞİNİ BURSA KAPLICALARINDA ÖĞRENDİ

02 Mart 2011 Çarşamba

Arapça öğrenmeye ilk defa Türk-Libya Uhuvvet (Kardeşlik) Cemiyeti’nde başlamıştım. Cemiyet Libya Melikliği zamanında kurulmuş; o zaman başta olan Kaddafi’yi tanımamıştı. Salonunda asılı melikin büyük resmi garibime giderdi. Şimdi ne o cemiyet kaldı, ne de binası…

İtalyanlara karşı vatanlarını müdafaa eden Libyalı mücahidler

Bi-hürmeti Durugut Bâşâ!

Libya, Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp (Tripoli) ve Bingazi eyaletiydi. Trablus batıda, Bingazi doğudadır. Libya, memleketin antik çağdaki ismidir. Ekserisi çöl olan ülkede az nüfus yaşar. Bir de güneyde Fizan vardı ki, umumiyetle siyasî muhaliflerin sürgün yeriydi. Sürgün derken, sürgün edilen şahıs bir memuriyete tayin edilip maaşını alır, evinde yatardı. Libya’da Osmanlı hâkimiyeti 360 seneden fazladır. Osmanlılar gelmesiydi, Libya İspanyol hâkimiyetine girer; belki de halkı o zaman Maltalılar gibi Arapça konuşan Katolikler olurdu. Beldenin fatihi Turgut Reis, Malta’da şehid düşmüş, na’şı Trablusgarb’a getirilmiştir. Beldeye gelen vâliler ilk önce türbeyi ziyaret edip dua ederdi. Trablus halkı da “Durugut Bâşâ”ya veli muamelesi yapar. Osmanlı izlerini silmek isteyen Kaddâfî, na’şı Türkiye’ye göndermeyi çok istedi. Bizde de bazı akıllılar alkış verdi ama çok şükür tahakkuk etmedi.

Osmanlılar, Zenci Afrika’yı da buradan idare ederdi. Garp Ocakları denen Cezayir, Tunus ve Libya merkeze uzak olduğu için, Bâbıâli imtiyazlı idareyi tercih etmiştir. Libya’nın Osmanlı hazinesine katkısı yoktu. Aksine merkezden tahsisat giderdi. Ama Akdeniz hâkimiyeti bakımından stratejik ehemmiyeti vardı. Akdeniz’de Osmanlı hâkimiyeti Garb Ocakları’nın desteği ile uzun müddet devam edebilmiştir. Garp Ocakları’nda beylerbeylerinin maiyetinde Anadolu’dan getirilmiş askerler ve yeniçeriler vardı. Bunlar zamanla idareye el koydu. 1603’ten itibaren kendi aralarından seçtikleri bir ağayı dayı adıyla başa geçirdi. Trablusgarb, 1711’de Türk asıllı Karamanlı hânedanının elinde irsî bir beylik hâline geldi. Gerektiğinde donanmasıyla Osmanlı Devleti’ne yardım ederdi. Zamanla malî bakımdan zayıfladı. İç mücadeleler de eklenince, ecnebiler Libya’nın iç işlerine müdahaleye kalkıştı. Fransa 1830’da Cezâyir’i işgâl etti. İstanbul, az sonra akıbetinden endişelendiği Trablusgarb ve Tunus’a bir donanma göndererek imtiyazlarını kaldırdı. Doğrudan merkeze bağladı. Bu hâdise, sıranın kendisine geleceğini anlayan Mısır Vâlisi Mehmed Ali Paşa’nın ısyanına yol açtı.

Libyalı mücâhidlerin lideri Şeyh Ahmed Sünûsî

Afrika’daki son vatan toprağı

1860’da kurulan İtalya, İngiltere, Fransa gibi sömürgeci devletlere bakıp gözünü burnunun dibindeki Libya’ya dikti. 1911’de de işgal etti. İttihatçılar, başa geçince kendilerinden olmayanları ordudan atmış; Libya’da da 4000 asker kalmıştı. Balkan Harbi çıkınca Bâbıâli Afrika’daki son vatan toprağını müdafaa edemeyeceğini anladı. 1912 Uşi Muahedesi ile vezirlerden bir saltanat nâibi tayin etmek şartıyla Libya’yı İtalyanlara bıraktı. Ancak halk dağlara çıkıp mücadeleye devam etti. Başlarında Sünusî tarikati şeyhi Seyyid Ahmed vardı. Şeyh Ahmed, el-Hükûmetü's-Senûsiyyeti'l-Celîle adıyla imzaladığı beyannâmeler neşretti ve böylece Libya’da müstakil bir hükûmet kurmuş oldu.

 

Trabslugarbin son Osmanli Vâlisi Çerkes Şemseddin Paşa

İtalya, Cihan Harbi’nde müttefiklerin yanında harbe girince, Şehzâde Osman Fuad Efendi kumandasında bir birlik mücahidlere yardım etmek üzere Libya’ya çıktı. Mondros Mütarekesi’ne kadar mücadele sürdü. Ama sonunda şehzâde esir düştü. İttihatçılar, Ahmed Sünûsî’yi Mısır’a hücuma zorladılar. Halbuki Mısır, Libya’nın yegâne dışarı açılan kapısı ve İngilizler de İtalyan işgaline karşıydı. Şeyh Ahmed zorlamalara dayanamayarak Mısır’a saldırdı. Bu, Libya’nın felâketi oldu. Şeyh Ahmed İstanbul’a kaçmak zorunda kaldı. Burada çok itibar gördü. Tahta çıkan Sultan Vahîdeddin’e kılıç kuşandırdı. Sonra Ankara’ya geçti. Mustafa Kemal Paşa, dünya Müslümanlarının alâkasını çekmeye vasıta olmak üzere bu büyük İslâm mücahidini yanına aldı.  Türkiye, 1923 Lozan Muahedesi ile Libya üzerindeki haklarından vazgeçti. Şeyh Ahmed Hicaz’a giderek 1933’te vefat etti.

Şeyh Ahmed Sünûsî Kudüs'te

Tahtı boş bırakmamalı

İtalyanlar binlerce sivili öldürdükleri halde Libya’nın bütününde senelerce hâkimiyet kuramadılar. Ömer Muhtar gibi kahramanların mücadelesi onları engelledi. Mussolini başa geçince orijinal bir usul buldu: Vahalara baskın yapıp, kabile reislerini kaçırılıyor; tayyarelere bindirilip kabilesinin bulunduğu mıntıkaya atılıyordu. Bu usul halkı yıldırmaya yetti. İtalya, Libya’yı umumiyetle sert, bazen merhametli askerî valilerle idare etti. İslâm hukuku ve mahkemelere dokunmadı. Mahallî geleneklere ilişmedi. Hatta hazırladığı kanunların, beldenin mezhebi olan Mâlikî fıkhına uygun olmasına dikkat ederdi. II. Cihan Harbi’nde mağlup olan İtalyanlar 1943’te Libya’dan çıkarıldı. Trablus ve Bingazi’de İngiliz, Fizan’da Fransız hâkimiyeti kuruldu.

1951 senesinde Libya istiklâlini kazandı. Şeyh Ahmed Sünûsî’nin yeğeni İdris (1889-1983) melik oldu. Türkiye ile iyi münasebetler kuruldu. Halk Türkleri çok severdi. Libya’da Türkiye’ye katılmayı müdafaa eden parti bile vardı. Sünûsî tarikatine mensup Derneli bir kuloğlu ailesinden olan ve İstanbul’da mülkiyeyi bitiren kaymakam Sadullah Bey, 1949’dan 1952 senesine kadar o zaman tam müstakil olmayan Emir İdris’in isteğiyle Libya başbakanlığı yaptı. Gazeteci Orhan Koloğlu’nun babasıdır.

Libya Meliki İdris Sünûsî

Melik İdris 1969 senesinde Bursa kaplıcalarında iken, 27 yaşındaki genç bir subay Muammer Kaddâfî darbe yaparak iktidarı eline aldı. Memlekette sosyalist bir diktatörlük kurdu. Melik İdris, Kâhire’de yaşadı. Yakın tarihin en eksantrik şahıslarından olan darbeci albay, Hâricî mezhebinde bir kabiledendir. Kaddâfî, kan fışkırtan demektir. Annesi hakkında da çeşitli iddialar vardır. Annesinin Yahudi olduğu; Albert Berizusi (1915-1943) adlı Fransız pilottan hâmile iken Kaddafi’nin babasına kaçtığı söylenir. Zengin petrol servetine güvenip sağa sola kafa tutan Kaddâfî, sonunda Amerika’ya boyun eğdi. 1990’larda Rus nüfuzundan kurtulan Orta Doğu’yu Amerika Avrupa’nın eline bırakacağa benzemiyor.

Libya Meliki İdris Sünûsî Türkiye'de


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...