Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
FİLİN KADAR KONUŞ!

01 Ocak 2011 Cumartesi

Modern harblerde tank ne ise, eski ordularda da filler aynı işi görürdü. Hususi yetiştirilen harb filleri zaferi kazanmakta başlıca âmil olurdu. Fili olan ordular çoğu zaman muzaffer olmuştur. Ancak fil sahibi olmak da her ordunun harcı değildir.

Tarih kitapları, fili ehlîleştirip, üzerine insan bindirerek harb etmeyi, ilk defa Pers hükümdarlarından Feridun Ferruh’un ihdas ettiğini söyler. Gerçekten eski devirlerde Asya’daki harblerde filler birinci derecede rol oynardı. Hususî surette yetiştirilen harb filleri zaferi kazanmakta başlıca âmil olurdu. Bir harb fili, müteharrik kale gibi kullanılırdı. Vücudu demirden ve boynuzdan bir zırh ile muhafaza edilirdi. Hortumuna da eğri bir kılıç bağlanırdı. Bununla üzerine gelen atlar ve develer ikiye biçilirdi.

BENİM ORDUMU KİMSE YENEMEZ!

İran hükümdarı Hüsrev Perviz’in bin tane beyaz fili vardı. Bunlardan bahsederken “Benim ordumu yenecek hiçbir kuvvet yoktur” derdi. Kartaca hükümdarı Hannibal, filler sayesinde Roma’yı titretmiş; Alp dağlarını bunların üzerinde aşmayı başarmıştı. Hint hükümdarları ihtişamlarını fazla mikdarda file malik olmakla gösterirdi. Hazret-i Peygamber’in dünyaya gelişinden bir sene evvel Yemen hükümdarı Ebrehe filleri ile Mekke’ye saldırmış; ama hikmet-i ilahî, mağlup olup geri dönmüştü.

AMAN ÜRKMESİN!

Emir Timur , Hindistan’ı istilâ ederken başta düşmanı mağlup etmişti. Sonra Hindistan hükümdarı fillerden istifade etti. Bunun üzerine Timur geri çekilmek zorunda kaldı. Sonra buna bir çare düşündü. Harb meydanına ot yüklü develer gönderdi. Harb başlar başlamaz otlar ateşe verildi. Filler sırtında yangın çıkan develerden ürkerek kaçtılar. Fillerin küçük gözlü olması sebebiyle ateşten çok ürktükleri anlaşılıyor. Timur Han’ın bu tedbiri işe yaradı. Hindistan hükümdarı yenilerek dağlara kaçmak zorunda kaldı.

Emir Timur , Hindistan’ı istila ettikten sonra ordusunu kuvvetlendirmek için bu mühim silahtan çok faydalandı. Hatta Anadolu’ya yürüdüğü zaman ordusunda otuz iki tane fil vardı. 1402 yılında cereyan eden Ankara Meydan Muharebesi’nde bunları alayların önüne koymuş; Osmanlı ordusunda dehşet hâsıl etmek istemişti. Beklediği oldu. Rumeli ve Anadolu askeri, o zamana kadar görmedikleri bu muazzam harb vasıtasının önünde çözüldü.

FIKRA BU YA!

Emir Timur, Anadolu’ya getirdiği filleri, Ankara Savaşı’ndan sonra, beslenmek üzere şehir ve kasabalara dağıtmıştı. Akşehir’e de bir tane fil düşmüştü. Filin bakımı o kadar zor ve masrafları o kadar çok idi ki, kasaba halkı bizar oldu. Nasreddin Hoca’dan, gidip Emir Timur ile konuşmasını ve kasabayı bu mükellefiyetten kurtarmasını istediler. Nasreddin Hoca bir heyetle beraber gidip Emir Timur'un huzuruna çıkmayı teklif etti. Kabul ettiler. Korku belası, yola çıktıklarında her biri bir vesile ile sıvıştılar. Timur Han’ın huzuruna gelindiğinde heyette Nasreddin Hoca’dan başka kimse kalmamıştı. Selam ve tazimden sonra Nasreddin Hoca geliş sebebini Emir Timur’a arzetti. “Efendim, zat-ı devletlileri beslenmek üzere Akşehir kasabasına bir fil tevdi etmişti” dedi. Emir Timur : “Evet, ne olmuş bu file?” diye sordu. Nasreddin Hoca: “Efendim, fil yalnızdır. Eğer bir de eşini gönderirseniz, fil yalnızlıktan kurtulur” dedi.

İşin doğrusu, Nasreddin Hoca ile Emir Timur arasında bir asır vardır. Nasreddin Hoca fıkralarında adı sıkça geçen Timur , aslında o zamanlar Anadolu’yu işgal eden Moğol ordusu kumandanı Keyhatu idi. Nasreddin Hoca, müstevfi (defterdar) sıfatıyla zaman zaman kendisiyle görüşüp, itimadını elde etmeyi başarmış; zulümlerine engel olarak halkın şükranını kazanmıştır.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...