Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BİR OSMANLI BEYEFENDİSİNİN ARDINDAN
Şeyh Ubeydullah ve Nehri Seyyidlerinin Hazin Hikâyesi


01 Aralık 2010 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Yakında kaybettiğimiz Türkiye’nin ilk tekstil yüksek mühendislerinden Hızır Geylan, Şark’ın en itibarlı ailesi olan Geylânîlere mensuptur. Bu aileden çok meşhur ilim ve siyaset adamı yetişmiştir. Seyyid Ubeydullah ve Seyyid Abdülkadir bunlardandır..
 
 
Geçenlerde bir Osmanlı beyefendisini daha uğurladık. 93 yaşında vefat eden Hızır Geylan, 47’de Amerika’da tekstil yüksek mühendisi olmuş; Sümerbank Umum Müdürlüğü yapmış entelektüel bir zât idi. PanAm tayyarelerinin ilk Türk yolcusu olduğunu ve 1942’de Kudüs’e giderken hududdaki Arap komiserin pasaportunu alıp öperek “Biz bunun kıymetini bilmedik, Allah bize çok çektirecek” dediğini anlatırdı.
Padişahın huzurunda
Hızır Bey’in ailesi de en az kendisi kadar alâka çekicidir. Büyük dedesi Taha Hakkârî (1792-1853), Mevlânâ Hâlid Bağdadî halifelerinden bir Nakşî şeyhidir. Aynı zamanda Abdülkâdir Geylânî’nin torunlarından, yani evlâd-ı resuldendir. Sultan Abdülmecid tarafından İstanbul’a davet olundu ise de, özür beyan etti. Şeyh Taha’nın oğlu Seyyid Ubeydullah da âlimdi. Amcası Seyyid Salih’den yetişmiştir. Seyyid Ubeydullah, babasının halifesi Seyyid Fehim Arvasî ile beraber 1876’da hacca gitmek üzere yola çıktı. Evvelâ İstanbul’a geldiler. Fâtih semtinde bugün de ayakta olan Reşâdiye Oteli’nde kaldılar. Tahta yeni çıkmış olan Sultan II. Abdülhamid onların İstanbul’u teşrifini duyunca sarayına davet edip ikram ve iltifatta bulundu. 12 günlük misafirlikten sonra Mısır’a gitmek üzere merasimle limana kadar uğurlandı.
İran Şahı Muhammed Kaçar, Sünnî olup, Taha Hakkârî’yi severdi. Bu sebeple Şah kendisine Osmanlı hududuna yakın yerlerde iki köyün gelirini tahsis etmişti. Şeyh Taha’nın vefatından sonra gelen şah bu köyleri geri alıp buradaki Sünnîlere zulme başlayınca, köylüler Şeyh Ubeydullah’dan yardım istedi. Şeyh Ubeydullah, 93 Harbi’nde büyük yararlık gösteren 10 bin kişilik milisleriyle İran hududunu geçerek bu köyleri geri aldı. Bu sefer İran, Büyük Devletler’den yardım istedi. Bunlar, Ermenistan’ın kurulmasına en büyük engel olarak gördükleri Ubeydullah’ın cezalandırılmasını istedi. Hâdise milletlerarası bir hâl alınca, Seyyid Fehim’in arabuluculuğu ile Şeyh Ubeydullah silahlarını bıraktı ve oğlu Abdülkâdir ile beraber 1882’de Mekke ve Tâif’te ikamete tâbi tutuldu. Ertesi sene de vefat etti. Şeyhin sürgüne giderken söylediği “Hep yetim gibi mahzun kaldı Nehri halkı/Dâim olsun Cihan Sultanı Abdülhamid’in tahtı” beyitiyle biten kaside meşhurdur. Şeyh Ubeydullah hâdisesi bugün bazı kesimlerce Kürt milliyetçiliği malzemesi olarak kullanılmaktadır ki, bunun tarihî hakikatlerle alâkası yoktur.
 
Seyyid Sıddık'ın Nehri'deki muhteşem konağının kalıntıları...
Seyyid Sıddık'ın Nehri'deki muhteşem konağının kalıntıları
 
Beni önce asın!
Hızır Bey’in dedesi Abdülkâdir Efendi’nin Hicaz’dan dönüşüne 1893’de izin verildi. Ancak 1896’da tekrar sürgüne gönderildi. 1908 Meşrutiyeti ile İstanbul’a döndü. Önce İttihatçıların içinde yer aldı ise de sonradan bunların içyüzünü anlayarak Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na geçti. Dindar, Osmanlıcı ve demokrat bir şahsiyetti. Sultan Vahideddin, trenlere Suadiye’deki evinin önünden geçerken gürültü çıkarıp rahatsız etmemek üzere yavaşlamalarını bildirmişti. Bu padişah zamanında Heyet-i Âyân (Senato) ve Şûrâ-yı Devlet (Danıştay) reisliği yaptı. İttihatçıların kavmiyetçi politikalarına engel olabilmek için Kürd Teâvün ve Terakki Cemiyeti’nin (Kürd Yardımlaşma ve İlerleme Cemiyeti) kurucuları arasında yer aldı. Cemiyet 1918’de istihbaratın da desteklediği Kürd Teâli Cemiyeti (Kürd Yükselme Cemiyeti) adını aldı. Seyyid Abdülkâdir, ayrılıkçılığa karşıydı. İngiliz desteğinde Müstakil Kürdistan yerine, eskiden olduğu gibi Osmanlı hilâfetinin hâkimiyeti altında Muhtar Kürdistan’a taraftardı. Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini önlemek için, Kürdlerin Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılmalarını temin etti.
Ankara hükûmetinin zaferinden sonra kapatılan Kürt Teâli Cemiyeti’nin yerini Azadi adında gayrıresmî bir teşkilât aldı. Abdülkâdir Efendi, Osmanlı ordusundan ayrılan Kürd subayların kurduğu dine uzak ve ayrılıkçı teşkilâtta yer almayıp köşesine çekildi. Azadi, Şark’ta Şeyh Said’in ayaklanması ile aynı zamana denk gelen bir isyan çıkarttı. Güç belâ bastırılan isyan vesilesiyle 420 kişi idam edildi. Bunlar arasında isyanla hiç alâkası bulunmayan Seyyid Abdülkâdir ve oğlu Muhammed de vardı. İstanbul’dan Diyarbekir’e götürülerek 23 Mayıs 1925’de Ulu Câmi önünde asıldılar. Abdülkâdir’in son arzusu “Beni önce asın ki evlâdımın ölümünü görmeyim” oldu. Buna rağmen önce oğlu asıldı. Son sözü “Yakıp yıkmakta büyük bir şöhretiniz vardır. Burasını da Kerbelâ’ya çevirdiniz. Bilin ki, terörle şan ve şeref kazanılmaz” oldu. 74 yaşındaydı. Suadiye’deki evi talan edildi. Hızır Bey 10 yaşından küçük olduğu için kurtuldu.
Sevenlerinin önceden haber göndererek “Sizin için iyi düşünülmüyor. Memleketi terk etseniz” teklifinde bulunduğu, Seyyid Abdülkâdir’in ise “Ben bir suç işlemedim. Gidersem suçlu olduğuma hükmederler. Takdir ne ise, o olur” dediği söylenir. Ailenin vatanı olan Şemdinli kazasının merkezi Nehri muhasara edildi. Ailenin geri kalanları sevenlerin yardımıyla muhasarayı yararak İran ve Irak’a sığındı. Nehri yerle bir edilip yasak bölge ilan olundu. Ailenin geniş topraklarına el konuldu. Seyyid Muhammed’in tevkif emri çıkartılan diğer oğlu Musa ve kardeşi Abdullah İran’a kaçtı. Mıntıkada fevkalâde itibar sahibi olan Abdullah 1969’da vefat etti. Şah Rıza Pehlevî bile kendisini ziyaret etmişti. Oğlu Abdülaziz, Irak ordusunda general idi. Şeyh Ubeydullah’ın 1911’de vefat eden diğer oğlu Seyyid Sıddık, İngilizlerin ayrılıkçı tekliflerine karşı durdu. Bunun oğlu Taha, Irak’ta Revanduz kaymakamı idi. Ankara ve İngilizlerin anlaşması üzerine Tahran’a sığındı. 1932’de Ankara’nın isteği üzerine Şah tarafından zehirlenerek öldürüldüğü söylenir. II. Cihan Harbi’nden sonra Barzânîler’in yıldızı parlayana kadar, Kuzey Irak’taki en sözü geçen aile idi. Mesud Barzânî’nin büyükdedesi Tâceddin, Şeyh Taha’nın halifesiydi.
 
Seyyid Abdülkâdir Efendi

 Önceki Yazılar
11.12.2017 - GÖNÜLLERDEKİ KUDÜS

04.12.2017 - ACILARLA ÖDENEN KEFÂRET: HADİCE SULTAN’ın HİKÂYESİ

27.11.2017 - KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇ

20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

Diğer makaleler için tıklayınız...