Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
DÜNYADAKİ İLK ÜNİVERSİTEYİ MÜSLÜMANLAR KURDU

15 Eylül 2010 Çarşamba

Dünyanın bugün de tedrisat yapılan en eski üniversitesi bir İslâm ülkesindedir. 859 senesinde Avrupa’daki benzerlerinden asırlar evvel kurulmuştur. 

       Müslümanlığın ortaya çıkıp yayılması; cemiyete bu yeni dinin hâkim olmasıyla neticelendi. İnsanın günlük ibâdetleri bir yana, devlet idaresinden mahkemelere, pazardan mezara kadar hayatın her safhasında muayyen prensiplere uymak mecburiyeti doğdu. İslâm dininin ilme verdiği ehemmiyet bu sebepledir. Eskiler bunu “Nerede ilim varsa orada din vardır. Nerede ilim yoksa orada din yoktur” sözüyle ifade etmişlerdir.

Fas'ın Fes şehrinde Kureviyyîn Üniversitesi 

Câmi geleneği

Hazret-i Peygamber tebliğini Medine-i Münevvere’deki mescidinde yapardı. Burası İslâm tarihindeki ilk akademidir. Sahâbe-i kirâmdan bekâr olup eshâb-ı suffa denilen yetmiş kadarı devamlı Mescid-i Nebevî’de bulunur; Hazret-i Peygamber’in yanından hiç ayrılmazlardı. Kur’an-ı kerîm âyetlerini ve hadîs-i şerifleri zabteder; orada hazır bulunmayanlara bilahare tebliğ ederlerdi. Eshâb-ı suffa, İslâmiyetin uzak beldelere yayılmasında ve sonraki nesillere intikalinde en mühim rolü oynamıştır. Kabilelere gönderilecek muallimler de onlar arasın­dan seçilirdi. Bunlar, Kur’an âyetlerini ezbere bildikleri gibi; din ilimlerine de vâkıf idiler.

İslâm âleminde yüksek tahsil, Ortaçağ geleneğine uygun olarak dinî ve edebî ilimlerle beraber, câmilerde ve kısmen de müderrislerin evlerinde yapılırdı. Hicrî III. asırdan itibaren mescidlerin yanında ayrı medreseler kurulmaya başlandı. Daha önceki câmi’ isminin hâtırasına uyarak bunlara da câmi’ (toplayıcı) denildi. Avrupa’da bunun Lâtince karşılığı universitatis kelimesi kullanılır. Üniversiteler külliyelere ayrılırdı. College kelimesi, külliyeden alınmadır. Her birinde farklı bir ilim öğretilirdi. Medreselerde, eyvân denilen anfi, konferans salonu ve dershâneler, müderris oda ve lojmanları, mescid, kütüphâne, şifâhâne, talebenin kaldığı odalar, hamam ve yemekhâne bulunurdu. Medreseler devlete ait değil, mütevellice idare olunan vakıflardı.

859 yılında Fas'daki Fes şehrinde kurulan Câmi’ül-Kureviyyîn (Kureviyyîn Üniversitesi) bugün de faaliyette olan dünyanın en eski üniversitesidir. Endülüs'de 786 yılından itibaren faaliyete geçen Kurtuba Üniversitesi de, Avrupa’nın en eski üniversitesi idi. Fransız asıllı Papa II. Silvester (999-1003) buradan mezundur. Tunus’ta 726’da Kayruvan ve 732’de Zeytûne Üniversiteleri kuruldu. Bunları 972’de Kâhire’deki el-Ezher üniversitesi takip etti. Bütün bunlar İslâmiyetin ilk zamanlarındaki geleneğe uygun olarak büyük bir câmi külliyesine dâhil olarak faaliyet gösterirdi.

Câmiden ayrı üniversiteler

Câmilerden müstakil üniversitelerin kuruluşu XI. asra rastlar. Selçuklu Veziri Nizâmülmülk’ün kurulmasına ön ayak olduğu bu üniversitelere Nizâmiyye Medreseleri denir. İlki Bağdad’da 1067 senesinde kurulmuş; Isfahan, Rey,  Nîşâbur, Merv, Belh, Herat, Basra, Musul ve Âmul gibi şehirlerde şubeleri açılmış ve İmam Gazalî gibi meşhur âlimler buralarda müderrislik yapmıştır. Bunları Şam’da Selçuklu atabeyi Nûreddin Zengî’nin kurduğu Nûriyye Medreseleri takip etti. İlki 1168 tarihinde açılan bu medreseler, zamanla Şam ve Mısır’a yayıldı ve Osmanlı medreselerine model oldu.

Bu devirde Hicaz’dan başka, Şam, Bağdad, Kâhire, Kayruvan, Kurtuba, Rey, Buhara, Semerkand, Herat, Tebriz, İstanbul, Kazan, Delhi gibi şehirler birer kültür merkezi idi. Meşhur ulemâ buralarda toplanmış; güçlü medreseler ve kıymetli kitap dolu kütüphâneler tesis edilmiş; kitap telifatı ve neşriyatı olabildiğine artmıştı. İlimde derinleşmek isteyenler, akın akın bu şehirlere koşar; çoğu aldıkları ilmi öğretmek maksadıyla tekrar memleketlerine dönerdi. İslâm âleminde, en basit köylerde bile ders okutup fetvâ veren, gerektiğinde dâvâ çözen derin âlimlere rastlanırdı.

Avrupa’nın ilkleri

Avrupa’nın bilinen ilk üniversitesi 1088’de kurulan Bologna Üniversitesidir. XII. asır ortalarında kurulan Paris Üniversitesi, ilk zamanlar çok iptidaî şartlarda, açık meydanlarda, mevsim kışsa yere serili samanların üzerinde öğrenim verirdi ve ilk binasına 1215 yılında kavuşmuştur. Buradan kovulan İngiliz talebelerin İngiltere’de kurduğu Oxford (1167) ve Cambridge (1318) ile İtalya’nın Pavia (1361) ve Almanya’nın Heidelberg (1386) üniversiteleri, Hıristiyan Avrupa’nın ilk yüksek öğretim kurumlarıdır. Kuruluşları İslâm dünyasındaki emsallerinden hayli sonradır. Müslümanlara ait üniversitelerin, Avrupa’ya tesiri bilhassa buradaki akademik derecelendirme, kıyafet, isim ve binâların mimarîsinde bugün bile yaşamaktadır. Türkistan’daki eski medreseleri gezenler bilir: Bir avlu etrafında iki katlı dört duvarlı taş bir binâ; avluda havuzlu bir bahçe; alt katta dershâneler, idare, hocaların odaları, yemekhâne ve mescid; üst katta talebe odaları... Oxford gibi eski Avrupa üniversitelerinde hep bu mimarîye rastlanır. Şu kadar ki girişteki mescidin yerini tabiatiyle şapel (kilise) almıştır. Burada giyilen kepler bile, Müslüman ulemânın taylasan denilen serpuşundan alınmadır.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...