Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
NUH'UN GEMİSİ NEREDE?

01 Eylül 2010 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Çok eski olduğu halde tufan kadar bütün kültürlerde müşterek bir tarihî hâdise neredeyse yoktur. Sümerlerin Gılgamış Destanı tufan üzerine kuruludur. Mısır kâhinleri, Yunan filozofları, İran ve Çin tarihçileri, Hind Brahmanları, Gal, İskandinav, Maya, Aztek ve Kızılderili efsaneleri tufandan hep bahseder. Hâdisenin safahatı hemen hemen aynıdır, fakat isimler değişiktir. Meselâ Eski Yunan’da kurtarıcı Deukalion ile hanımı Pyrrha, geminin çıktığı dağ ise Parnasos‘tur.

ABD’li ressam Edward Hicks’in “Nuh’un Gemisi” adlı tablosu.

ARARAT DİYE BİR DAĞ VAR MI?

Tevrat’ta Hazreti Nuh’un gemisinin Ararat Dağları‘na konduğu anlatılır. Asurlular Doğu Anadolu’da yaşayan ve kendilerine Halti diyen komşularına Urartu adını verirdi. Ararat, Urartu’dan geliyor. Aras Nehrinin suladığı yerler demektir. Ermenilerin bu dağa verdiği isim Masis’tir. Dünyanın Anası demektir. Tevrat’taki Ararat’ın Masis olduğunu ilk söyleyen Şamlı Aziz Nikola’dır. Ermeniler bu rivayeti sahiplenmiş ve bu sayede dünyaya yayılmıştır. Ağrı Dağı’nın ismi Kürtçe ateş manasına Agir kelimesinden gelir. Agiri, ateşli demektir. Nitekim volkanik bir dağdı. En son 1840’larda patlamıştı. Ağaç yetişmez. Kayalar emdiği için su bulunmaz. Yükseklerinde sürekli fırtınalarla yuvarlanan kayaların gürültüsünden başka bir şey duyulmaz. Bu sebeple civar Ermenileri Masis’e Karanlıklar Dünyası da der. Yunus Emre, “Harâmi gibi yoluma arkırı (aykırı) düşen karlı dağ/Ben yârimden ayrı düştüm sen yolumu bağlar mısın?” diyor. Anadolu’yu İran’a bağlayan yol üzerinde birden insanın karşısına çıkan, tabiri caizse yol kesen bir dağdır. Aykırı sözünün Ağrı ile belki bir irtibatı vardır.

Dağın içine derinlemesine inen bir vâdide Arguri köyü; bunun yukarısında 1800 râkımda Aziz Yakobus Manastırı bulunurdu. Efsâneye göre, manastır, Hazreti Nuh’un tufandan sonra ilk mabedi inşa ettiği yerdeydi ve burada geminin kalıntılarından yapılmış büyük bir haç vardı. Köy ve manastır 1846 zelzelesinde yıkıldı. Köyün hemen yukarısında eğik ve bodur bir söğüt ağacının, geminin orada kök salmış bir parçasından yetiştiğine ve manastırın yanında ölgün kökleri duran bağ asmasını Hazreti Nuh’un diktiğine inanılır. Dağın kuzeyinde Erivan (Yerevan) şehri vardır ve “ilk görülen” mânâsına gelir. Nahçivan, tufandan sonra ilk kurulan şehirdir. İsmi de Nuh’tan gelir.
1829’dan itibaren Avrupalı seyyah ve ilim adamları defalarca Ağrı Dağı’na tırmanıp Hazreti Nuh’un gemisini aradılar. Mukaddes kitapta verilen ölçülere göre (150x25x15 m) üç katlı gemiyi bulduklarını, hatta bazı parçalar aldıklarını; sonraları uçuş yapan pilotlar geminin fotoğraflarını bile çektiklerini söylediler. Temsilî resimler çizildi. Gazeteler bunlarla sansasyon yaptı. Hatta Amerikalılar bu anlatılanlara göre Oregon harb gemisini inşa etti. Türkiye’de bu işin en sıkı takipçisi CHP’li politikacı Kasım Gülek idi. Sonradan hiçbirisinin gerçek olmadığı ortaya çıktı. Alınan maddeler karbon 14 geçemedi. Gemi zannedilen şeyin gemiye benzer arazi parçaları olduğu anlaşıldı. Zamanla bu araştırmaların birer para tuzağı olduğu iddiası ortaya atıldı. Araştırmacılar günlerce propaganda yapıp sponsor buluyorlar; kilise kilise gezip paralı konferanslar veriyorlardı. Dindarlar bağıştan kaçmıyordu. Sonra Ağrı’ya gelip fotoğraf çekiyorlar; dönüşte “Bu sefer bulamadık ama gelecek sefere mutlaka” diyorlardı.




Ağrı Dağı eteklerine oturduğu iddia edilen Nuh’un Gemisi’nin bulunduğu bölge.

CÛDİ DAĞI’NIN TEVÂZUU

Ağrı Dağı fiyaskosundan sonra ecnebiler Cûdî Dağı’na yöneldi. Kur’an-ı kerîm geminin Cûdî’ye oturduğunu açıkça söyler. Tefsirler Cûdî’nin Musul yakınlarında bir dağ olduğunda müttefiktir. M. Ö. 250 senelerinde yaşamış Babilli râhip Berossos tufanı anlatırken, geminin Cordyean Dağları’na oturduğunu ve kalıntılarının hâlâ mevcut olduğunu, hatta halkın bundan muska yaptığını söyler. Bu dağlar Van Gölü’nün güneybatısındadır. Burada ise Cûdî Dağı vardır. Hazreti Nuh’un yaşadığı Mezopotamya’nın hemen kuzeyinde, 2000 m râkımıyla geminin konabileceği en uygun yegâne yüksek dağdır. Tufanın bitip bitmediğini anlamak için gönderilen güvercin ağzında zeytin dalı ile dönmüştü. Ağrı Dağı’nda, değil zeytin, hiçbir ağaç yetişmezken, Cûdî’nin güneybatısı zeytinliktir. Dağın eteklerinde tufandan kurtulan gemideki seksen kişinin ilk kurduğu Semânîn veya Heştan (Seksenler) denilen bir köy vardır. Dağın hemen altında Şırnak vardır ki Şehri Nuh demektir. Hazreti Nuh’un kabri de buraya çok yakın Cizre’dedir. Ararat Doğu Anadolu mânâsına geldiğine göre, Cûdî’nin Tevrat’taki Ararat Dağları’ndan sayılmaması için bir sebep yoktur.

Bazıları Cûdî’nin her dağa şâmil bir cins isim olduğunu söyler. Nitekim Zeyd bir Amr bin Nüfeyl bir şiirinde “Allah’ı tekrar tekrar tesbih ederim. Bizden önce de zaten cûdî (dağlar) ve yerdeki diğer cansız varlıklar da tesbih etmişlerdi” diyor. Ancak öyle anlaşılıyor ki Kur’an-ı kerim indiğinde Cûdî artık belli bir dağın ismi hâline gelmişti. Çünki kısa bir zaman sonra gelen âlimler bu dağın bugünki Cûdî Dağı olduğunu tasrih etmişler, hatta diğer dağlara nazaran tevâzu ettiği için bununla şereflendirildiğini söylemişlerdir. Derler ki: “Allah üç dağa üç kişi ile ikram etti. Hazreti Nuh ile Cûdî’ye, Hazreti Musa ile Tûr’a ve Hazreti Muhammed ile Hira’ya.” Başka bir âyette geçen “Onu, yani Nuh’un gemisini sizin için bir ibret kılalım” ifadesinden, bazı tefsir âlimleri geminin kalıntılarının kaybolmayacağı neticesini çıkarmıştır. Hazret-i Peygamber’den “Bu gemiden, bu ümmetin ilklerinin yetişeceği bir şeyler geri kalmış bulunuyor” dediği rivâyet olunur. İnsanları gemiyi aramaya sevk eden biraz da bunlar olsa gerektir.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...