Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
HRİSTİYANLARDA ESKİ YUNAN’DAN KALAN BİR GELENEK: İYİ DRAHOMA=İYİ KOCA

11 Ağustos 2010 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!



MEHR, EVLİLİĞİN DEVAMINA YARDIMCI OLUR
İslâmiyette evlenecek erkek kadına mehr adıyla para veya mal verir. Mehr, evliliğin düzenli ve mutlu olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, kötü niyetli erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir. Hristiyanlarda ise evlenen kız, erkeğe drahoma öder.



Bir nezâket ödemesi
İslâmiyetten önce Türkler arasında evlenecek erkeğin kızın ailesine kalın diye bir para veya mal vermesi âdettir. En makbulü koyun ile yapılan ödemedir. Ödenmedikçe evlilik gerçekleşmez. Kız, koca evine götürülemez. Bir kısmı söz keserken babaya verilir. Bir kısmı kıza hediyedir. Bir kısmıyla düğün masrafları karşılanır. Bir kısmı da kızın annesine süt hakkı olarak verilir.
Erkek nişanı sebepsiz bozarsa, kalın iade edilmez. Nişanı kız bozmuşsa geri verilir. Nişanlı iken erkek ölmüşse, kardeşi yerine geçer, kalın iade edilmez. Erkeğin kardeşi kabul etmezse, kalın iade edilmez. Kardeş yoksa veya böyle bir evliliğe kadın râzı olmazsa kalın iade edilir. Kız nişanlı iken ölürse, kız kardeşi ablasının yerine geçer; kızkardeş için kalına bir miktar ilâve yapılır. Kız kardeş istemezse veya yoksa kalın iade edilir.
Türkler Müslümanlığa girdikten sonra, bu âdeti terk etmişse de, bugün Anadolu ve Türkistan’da başlık adıyla kısmen yaşamaktadır. İslâmiyette, kızın evlenmesini kabul etmek için damattan bir şey istemek rüşvettir, câiz değildir. Damat, va’d etse bile vermesi lâzım gelmez. Vermiş ise, geri alabilir.

Damattan geline bir ev
İslâmiyette evlenecek erkek kadına mehr adıyla para veya mal verir. Nikâhta mehr konuşulmasa, hatta mehr verilmeyeceği kararlaştırılsa bile kadın mehre hak kazanır. Kadının âilesinin değil, bizzat kadının hakkıdır. Eski cemiyetlerin çoğunda, ezcümle Yahudîlikte de vardır.
Mehrin değeri 10 dirhem gümüşten (5 gr altın) az olmaz. Hazreti Peygamber zamanında bununla iki koyun alınırdı. Kimsesiz bir kadın, birini sağıp içer; yünleriyle diğerinin sütünü satıp diğer zarurî ihtiyaçlarını alabilir. Nikâhın sıhhati için, mehrin konuşulması şart değildir. Dolayısıyla bunu bir satış bedeli olarak görmek isabetsizdir. Mehr, evliliğin düzenli ve mutlu olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, kötü niyetli erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir. Mehr parasını ödemek, ayrıca çocuklarına nafaka vermek, yeniden evlenmek için yeni mehr ödemek korkusundan dolayı erkek zevcesini kolay kolay boşayamaz. Boşanmanın fazla olduğu yerlerde mehr yüksek tutulur. Meselâ Arabistan‘da umumiyetle kadına mehr olarak bir ev verilir. Üstelik zevcesini boşayan erkeğe kimse kız vermek istemez. Bu sebeple kolay olduğu halde tarihte İslâm beldelerinde boşanma vak’aları çok nâdirdir.

Öncelikli alacak
Mehr-i müsemmâ (ismi konulmuş mehr), tarafların evlilik öncesinde konuşup üzerinde anlaştıkları mikdardır. Konuşulmamışsa kadına mehr-i misl (emsal mehr) verilir. O beldede kadına denk kadınların mehridir. Bu da tesbit olunamıyorsa, kadının kız kardeş, hala, amca kızı gibi baba tarafından akrabâsının (anne, teyze değil) mehri esastır.
Mehrin tamamı veya bir kısmının peşin verilmesi kararlaştırılmışsa buna mehr-i muaccel denir. Ta’cil olunmuş, acele kılınmış mehr demektir. Anadolu’da buna ağırlık denir ve çeyiz masrafı olarak düğünden önce verilir. Kadın mehr-i muacceli almadan evlilik neticelerini doğurmaz. Mehrin tamamı veya bir kısmının sonra verilmesi kararlaştırılmışsa buna da mehr-i müeccel denir. Te’cil olunmuş, vâdeye bağlanmış mehr demektir. Ödeme tarihi belli değilse, ölüm veya ayrılıktan hemen sonra ödenir.
Boşanmaya kadın sebep olsa bile mehrini alır. Mehr, rüchanlı bir alacaktır; ölenin ve müflisin malından en önce ödenir. Kadın ölürse, koca, kadının vârislerine öder. Koca ölürse, mirasıntan kadına verilir. Kadın mehrini kocasına hediye edebilir. Zifaf olmadan veya baş başa kalmadan ayrılırlarsa, kadın mehrin yarısına hak kazanır; mehr konuşulmamış ise, kadına baştan aşağı bir elbise verilir.

Nüfus niye azalıyormuş?
Hıristiyanlarda evlenen kız, erkeğe drahoma öder. Bunun Eski Yunan’dan kaldığını Eflâtun‘un mektuplarından öğrenmekteyiz. Drahoma önceden ilan edilir. Drahoması yüksek kız çirkin bile olsa, talipleri parlak olur. Yunanistan‘a bir seyahatimde buradaki bir arkadaştan Yunan nüfusunun giderek azaldığını öğrendim de sebebini sordum. “Bizde drahoma âdeti hâlâ sürer. Gençler dilediğince yaşar. Madem bir defa evleneceğim, drahoması yüksek kız alayım der. Bunun için kızlar bekler, yaşları geçer. Evlendikleri zaman bir çocukları ya olur, ya olmaz” diye cevap verdi. Drahoma âdeti Yahudilere de geçmiştir. Bizim babaannenin gelinliğini diken Raşel adında bir Yahudi kadıncağız, kendi gibi yaşı geçkince kız kardeşi ile otururmuş. Vaktiyle güzelce olduğu anlaşılan bu kadına bu kadar marifetli ve güzel oldukları halde niye evlenmediklerini sorunca drahomaları olmadığı için kimsenin almadığını öğrenmiş. Kadıncağız âh edip, “Sizin âdet iyi, bizim âdet kötü!” dermiş.

Üste para vermeniz lâzım
1876 senesinde Anadolu’yu baştan başa dolaşan İngiliz subayı Frederick Burnaby, Ermenilerin damattan para aldığını görünce şaşırmış; bunun üzerine Karakiliseli (Ağrılı) bir Ermeni kendisine şöyle demiştir: “Kızlarımız evlendiği zaman, hizmetinden mahrum kalırız. Kocanın, bu kaybımızı karşılaması gerekir. Avrupalılar kızlarını okutur, ama o kızlar temizlik ve yemek pişirmeye yaramaz. Evlendikleri zaman babaları bir şey kaybetmez. Tam aksine kızlarının yemeği ve giyimi için artık para ödemeyecekleri için kazançlı çıkarlar. Bir kocaya, yararsız bir yük üstlendiği için, bir şey vermek haktır.”


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...