Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ECNEBİYE İMTİYAZ ZARURETTİR

05 Mayıs 2010 Çarşamba

Osmanlı Devleti’ne gelen ecnebilerin; can, mal ve dinleri zimmîler gibi teminat altına alınırdı.

Osmanlı ülkesindeki iki çeşit gayrimüslim yaşardı: Bir kısmı zimmî denilen Osmanlı vatandaşları; diğeri müstemen denilen ecnebi devlet vatandaşlarıdır. Ecnebiler, ticaret, hac veya başka maksatlar için izinle (pasaportla) Osmanlı ülkesine gelirler. Huduttan girdikten itibaren can, mal ve dinleri zimmîler gibi teminat altındadır. Bunun dışında ecnebilerin tâbi olduğu statü, Osmanlı Devleti ile bu ecnebinin devleti arasındaki anlaşma ile tanzim olunurdu. Osmanlı vatandaşları da yabancı ülkeye gitseydi, onlar için de aynı imtiyazların tanınacağına şüphe yoktu. Çünkü milletlerarası imtiyazlar mütekabiliyet (karşılıklılık) üzerine kurulur. Ancak o zamanki sosyal ve siyasî telâkkiler sebebiyle bir Müslümanın cihad veya elçilik dışında “gavur yurduna” gitmesi mevzubahis bile olmamıştır.

OSMANLILARA HAS MI?

Amerika ve Ümitburnu’nun keşfedilmesi sebebiyle İpek Yolu Osmanlı topraklarından uzaklaştı. Ticaretin batıya kaydı. Böyle bir zamanda Osmanlı Devleti hem ecnebilerle sulh içinde yaşamak, hem bu devlet vatandaşlarının ülkesine serbestçe gelip gitmesine izin vererek ticareti faaliyetleri geliştirmek, hem de ele geçen transit yollarını canlı tutmak; ayrıca ecnebiler arasında ikilik meydana getirmek gibi maksatlarla birtakım imtiyazlar tanıdı.

Öncelikle söylenmelidir ki bu imtiyazlar Osmanlı Devleti’ne has değildir. İtalyan şehirleri, bilhassa Cenova 1275’ten beri Bizans ile yaptığı ticarî anlaşmalar gereği birtakım adlî ve hukukî imtiyazları hâizdi. Kapitülasyon kelimesi ilk olarak bu vesileyle kullanıldı. Bu imtiyazlara, madde hâlinde yazılı olduğundan kapitülasyon denildi. Kelime Lâtince kapitula (madde) kelimesinden gelir. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethedince, bu imtiyazları yeniledi. 1479’da Venedik’e Kırım ve Trabzon’da ticaret imtiyazı tanıdı. Daha 1365 senesinde Sultan I. Murad, Dalmaçya kıyılarındaki Dubrovnik’e imtiyazlar vermişti. 1397’de Osmanlı ülkesine gelen Bizanslılara bazı imtiyazlar tanındı. Bunun karşılığında İstanbul’da bir Türk mahallesi kurma ve buraya kâdı ve müftü tayin etme hakkı alındı.

Mısır’da da Memlûkler 1252 senesinde Fransa’ya bazı adlî ve hukukî imtiyazlar tanımıştı. Yavuz Sultan Selim, Kahire’yi fethedince, kendisini karşılayan Akdenizli tüccarların temsilcisi olan Katalan konsolosun arz ettiği imtiyaz beratını tasdik etti. Kanuni Sultan Süleyman, Almanya-İspanya İmparatoru V. Karl ile İran Şâhının Osmanlı Devleti aleyhinde birlik kurmak istediklerini tesbit edince, V. Karl’ın rakibi Fransa’yı destekledi. Fransızlara verilip 1569’da yürürlüğe giren imtiyazlarla Fransız tüccarın yüzde 5 gümrükle her iki devlete ait gemilerle serbestçe dolaşması; Osmanlı ülkesindeki dâvâlarına Fransız konsoloslarının Fransa kanununa göre bakması; borcunu ödemeden kaçarsa Fransa hükümeti aleyhine dâvâ açılması kabul olundu. Fransa’ya verilen imtiyazlar sonra diğer devletlere de teşmil edildi. Ecnebilere Osmanlı Devleti’nde yerleşmek, dolaşmak ve ticaret yapmak hakkı tanındı. Bu imtiyazlar, Avrupa’da Osmanlı idaresi lehine propagandaya zemin teşkil ederek Luther’in bölücü reform hareketine yardımcı oldu. Tek taraflı bu imtiyazlar, her padişah zamanında yenilenirdi. Sultan I. Mahmud zamanında 1740 tarihinde iki taraflı ticarî anlaşma hâline getirildi. Bunlara, imtiyâzât-ı ecnebiyye veya uhûd-i atîka denildi.





TEK TARAFLI OLARAK KALKTI

1914 tarihinde Birinci Cihan Harbi’nin başlaması üzerine Osmanlı hükûmeti bu kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını açıkladı. 1923’te Lozan Muahedesi ile diğer devletler bunu kabul etti. Osmanlı Devleti’nin tanıdığı kapitülasyonlar, kendi menfaatine idi. Ülkenizde ecnebiler bulundukça, onlar için bir düzenleme şarttır. Ya kabul etmeyeceksiniz, ya da sisteminizi uyumlu hale getireceksiniz. Osmanlı bunu yapmaya çalışmıştır. Yaparken belki bazı aksaklık ve zaaflar gösterilmiştir. Ama sistem iyi kötü işlemiştir. Bu gibi imtiyazların, güçlü devletlerin lehine olduğu unutulmamalıdır.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...