Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AVRUPA'NIN ÇOK EVLİLERİ

04 Şubat 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Tarih boyu insan topluluklarının pek azı hariç hepsinde erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi meşru görülürdü. Bunda savaş ve benzeri sebeplerle erkek ölümlerinin daha çok oluşu mühim rol oynamıştır. Ayrıca nüfusu arttırma arzusu, kadınları himaye etme endişesi, kadınların muayyen halleri de birer sebeptir.

SÜLEYMAN PEYGAMBERİN HAREMİ

Önceki peygamberlerin dininde çok kadınla evlilik meşru idi. Tevrat, nafakasını ödemek ve aralarında âdil davranmak kaydıyla erkeklerin birden çok kadın almasına cevaz verir. Hazret-i İbrahim, Sâra, Hacer ve Ketura adında üç hanımla evlenmişti. Hazret-i Yakub’un ikisi hür, ikisi câriye olmak üzere dört; kardeşi Esav’ın da üç hanımı vardı. Tevrat’ta Hazret-i Davud’un dokuz hanımından bahsedilir. Hazret-i Süleyman’ın yedi yüz karısı ve üç yüz câriyesi olduğu bildirildiğine göre bunda bir tahdit de yoktur.

Hıristiyanlıkta çok kadınla evliliğe izin verilmediği kanaati yaygındır. Hatta bu dinin kurucusu sayılan Paulus, Korintoslulara Birinci Mektubu’nda bekârlığı tavsiye eder. Zinâya düşme tehlikesinden dolayı evlenmeye izin verir. Ancak bir erkeğin, ancak tek bir kadınla evlenebileceğini söyler.

Paulus’un çeşitli tabirlere açık bu sözleri bir yana, Hıristiyanlığa ait eski metinlerde tek kadınla evlenme mecburiyetine dair bir hüküm yoktur. Aksine ilk Hıristiyanlar arasında papazlardan bile çok evlenenler vardır. Matta İncili’nde on bâkire ile üstelik aynı gece evlenen adamın kıssası anlatılır. Bundan anlaşılıyor ki, Hazret-i İsa’nın dininde çok kadınla evlenmeye izin verilmişti. Hıristiyanlığın en sıkı tatbik edildiği bir devirde, Bizans imparatorlarının daimâ birkaç karısı olmuştur.

ÖNCEKİNİ BOŞAMASAN DA OLUR

Haçlı seferlerinden tanıdığımız Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın dört karısı vardı. VI. asırda yaşamış İrlanda kralı Diarmait’in iki karısı ve iki de odalığı vardı. Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos, Alman kontes Berthe von Sulzbach ile evli olduğu halde, yeğeni Théodora’yı da nikâhlamıştı. Fransa’daki Merovenj hanedanı mensubu krallar arasında çok kadınla evlenmek yaygındı. Meşhur Şarlman’ın iki karısı ve çok sayıda odalığı bulunuyordu.

Hessen dükü Philippe ile Prusyalı Friedrich Wilhelm, bizzat Martin Luther’in muvafakatiyle ikişer kadın almışlardı. Hatta rivayet olunur ki Luther, İngiltere kralı VIII. Henry’ye önceki karısını boşamadan ikincisini alabileceği yönünde görüş bildirmişti. Kral dinlemedi. Tek karılılık prensibi uğruna, iki karısını öldürttü; birkaçını boşadı. Boşanmayı caiz sayan yeni bir mezhep kurdu.

Otuz Yıl Savaşları’nın ardından (1648), azalan nüfusun çoğaltılması maksadıyla Frankonya parlamentosu çok kadınla evliliği kolaylaştıran kararlar aldı. Hıristiyan mezheplerinden Anabaptistler, “Hakikî Hıristiyanların müteaddit karıları olmalıdır” sloganıyla Münih’de çok kadınla evlenmeyi teşvik ederdi. Amerika’da 1830 yılında kurulan Mormon adlı Hıristiyan mezhebi, bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini lüzumlu saymaktadır.

İSLAMİYET SINIRLADI

İslâm dini, evlenilecek kadın sayısını dörtle sınırlandırdı. Aralarında her bakımdan adalet şartını gözetmeyi aradı. Bunu yerine getiremeyenler için tek kadınla evlenmeyi ideal saydı. Eski kayıtlardan anlaşıldığına göre, birden fazla kadınla evli Osmanlı erkeği sayısı ortalama yüzde onu geçmezdi. Hemen her cemiyette zinâ nisbeti bile bundan az değildir. Zaten geçim şartlarının güçleşmesi sebebiyle, Müslüman memleketlerinde birkaç kadınla evlenmek neredeyse kalmamış idi. Taaddüd-i zevcât, 1926’da Türkiye’de, 1956’da da Tunus’ta yasaklandı. Müslümanların yaşadığı diğer ülkelerin çoğunda ise mahkemenin veya ilk zevcenin iznine bağlandı.

METRES TUTSANIZ?

Dârülfünun’da (İstanbul Üniversitesi’nde) devletler hukuku müderrisi (profesörü) Ermeni asıllı Şahbaz Efendi’nin hanımının rahminde genç yaşta bir ur teşekkül etmiş ve tedavisi kabil olmamıştı. Şahbaz Efendi, ikinci bir evlilik yapmaya teşebbüs etti. Bunun için patrikhaneye müracaatta bulundu. Bunun kat’iyen caiz olmadığını söyleyen patriğe, “Ben zevcemi seviyorum. Onu boşarsam bir daha evlenemez, sefâlete düşer” dediyse de, müsbet cevap alamadı. Üzüntü ile oradan ayrılırken arkasından yetişen bir papaz, “Arkadaş, sen aptal mısın? Bir metres tutsana!” deyince, Şahbaz Efendi hışımla, “Ben dindar bir adamım. Sen bana zinayı tavsiye ediyorsun. Ne biçim papazsın?” diye kükredi. Ardından Müslümanlığı seçerek Ali adını aldı. İslâm hukuku ile, Avrupa hukukunu mukayese eden kitaplar yazdı. 1898’de vefat etti.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...