Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
DÖRDÜ İSKAMBİLDE BİRİ İNGİLTERE’DE

14 Mayıs 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Mısır meliki Faruk yıllar önce isabetli bir tahminde bulunmuş: “Bir zaman gelir, dünyada beş kral kalır. Dördü iskambil kâğıtlarında; diğeri İngiltere’de!”

Yarım asrı geçen bir zamandır tahtta oturan 82 yaşındaki Kraliçe II. Elizabeth, tacını en uzun süre koruyan hükümdarlardan biri. Kraliçe, bir Yunan prensi olan Philip’le 37 yıl sonra ülkemiz geldi... . Çocukluğumda bir defa daha gelmişti. Hatta evimizin önünden açık arabayla geçerken gördüğümü hatırlıyorum. Kraliçe İngiliz monarşisinin sembolüdür. Millî marşlarının son cümlesi şöyledir: “Tanrı, majesteyi korusun!” Bugün İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda’dan başka, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler, devlet başkanı olarak Kraliçeyi kabul eder. İkinci Cihan Harbi’nden sonra bağımsızlığını kazanan İngiliz sömürgeleri, Commonwealth adıyla bir birlik kurmuşlardır. Başında da Kraliçe bulunur.

KADIN HÜKÜMDAR

İngiltere’de hükümdar bugün çok sembolik bir mevkidedir ama, kimsenin aklına da monarşiyi kaldırmak gelmez. Çok sayıda siyasî ve sosyal buhranın önüne geçen bir müessesedir çünkü. Üstelik turizme de ehemmiyetli katkısı vardır. Saraya yapılan masrafların kat kat fazlasını bu sayede çıkarır İngilizler. Şu anda İngiliz tahtında bir kadın oturuyor. Çünkü veraset sistemleri buna müsaittir. Halbuki tarihte kadın hükümdar sayısı çok azdır. Nitekim Roma ve Germen veraset sisteminde kadın hükümdara yer yoktu. Ancak İngiltere bir istisnayı gerçekleştirdi ve Avrupa’da belki de ilk defa bir kadını tahta oturttu. Bu Kraliçenin adı da Elizabeth idi. Zaten İngilizler her zaman herkesten farklıdır. Mesela trafikleri soldan işler. Ağırlık ve uzunluk ölçüleri farklıdır. Posta pullarında ülkenin ismi yazmaz vs.

DEDENİZ DE KATILMAZDI

Kadın hükümdar olunca, hanedan arada bir değişiyor tabiî. Mesela şimdiki kraliçenin kocası Philip bir Yunan prensidir. Ama Danimarka hanedanındandır. Dolayısıyla Alman’dır. Demek ki Kraliçe vefat edince, yeni bir hanedan başlamış olacaktır. Kraliçenin dedesinin dedesi de Alman asıllı bir Belçika prensi idi. Kraliçe Victoria ile evlenmişti. Kraliçe Victoria, İngiliz tacına büyük prestij kazandırmış; ülkesini üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk hâline getirmiştir. Bunun da dedesinin dedesi I. George, Hanoverli bir Alman prensi idi. Son kralın halasının torunu olmak hasebiyle gelip ileri yaşında İngiliz tahtına oturdu. Tek kelime İngilizce bilmiyordu. Bakanlar kurulu toplantısına da bu sebeple katılmadı. Halefi de bunun gibiydi. Ama torunu artık bir İngiliz prensi olarak yetişmişti. Tahta çıkınca kabine toplantısına katılmak istedi. Ama başbakan engel oldu. “Gelenekler böyle haşmetmeap! Babanın ve dedeniz de katılmazdı” dedi.

KRAL BİRİNİ ÖLDÜRSE

Evet, İngiltere’de yazılı bir anayasa yoktur. Ülke geleneklere göre yönetilir. Bu sebeple hiçbir anayasa buhranı çıkmaz. Hükümdar tek başına bir işi yapamaz. Bütün icraatlari, ilgili bakanın imzasıyla yerine getirilir. Kral yanılmaz! Sözü meşhurdur. Hatta derler ki, “Kral birini öldürse; başbakan sorumludur. Başbakanı öldürse, kimse sorumlu değildir!” İşin şakası. Şimdiye kadar sevilen ve sevilmeyen hükümdarlar olmuştur. Ama hiçbiri ülkeye zarar vermemiş; birlik ve beraberliği korumuştur. İngilizlerin 750 yaşında bir parlamentoları vardır. Avam kamarası ve lordlar kamarası diye iki kısımdan müteşekkildir. Parlamento her şeyin üstündedir. Çıkardığı her kanun anayasa demektir. Kimsenin bunu iptal etmeye hakkı ve yetkisi yoktur. Ülkede anayasa mahkemesi de bulunmaz. Hükümdar şimdiye kadar hiçbir kanunu veto etmemiştir.

İngiltere, demokrasinin beşiği sayılır. İki büyük parti vardır. Bunlar sistemin vazgeçilmez parçasıdır. Hepsi taca sadıktır. Parti başkanı ne dese o olur. Ona karşı çıkanın siyasî hayatı biter. Başbakan da çok güçlüdür. Ülkeyi o idare eder. Muhalefet lideri, geleceğin muhtemel başbakanı olduğu için, devlet kendisine maaş verir. Parti kapatmayı birisi telaffuz etse, aklından zoru var diye tımarhaneye kapatırlar.

İngiliz ordusu, dünyanın en güçlü ordularındandır. Ama ülke idaresinde yeri yoktur. Hatta protokolde üst rütbeli ordu mensupları, kraliyet ailesi, soylular, kabine, piskoposlar, milletvekilleri ve hakimlerden çok sonra gelir. 630 üyeli parlamento Westminster Kilisesinin yanında toplanır. Salon bu kadar insanı almaya müsait değildir. Bu sebeple 346 milletvekilinden gerisi, dinleyici localarında oturmak zorundadır. Bu sebeple parlamentoda çok samimi bir hava vardır. Milletvekilleri bacak bacak üstüne atsa, neredeyse karşı tarafta oturanların burnuna değer. Sağ tarafta Muhafazakârlar (sağcılar; sol tarafta İşçi Partililer ve Liberaller (solcular) oturur. Kimsenin aklına yeni bir parlamento binası yapmak gelmez. Çünkü İngiltere’yi İngiltere yapan, gelenekleridir.

PİSKOPOS LORDLAR

İngilizlerin bir de lordları vardır. Halkın seçtiği milletvekillerinden başka, bin kadar soylu, parlamentonun lordlar kamarası denilen kısmını teşkil eder. Bunların birazı İngiliz tarihinde önemli rol oynamış ailelerin vârisleridir. Çoğu da hükümdar tarafından hayat boyu lordluk unvanı verilmiş önemli kişilerdir. Lordlar kamarası, hem kanunların bir daha görüşüldüğü bir senato; hem de ülkenin temyiz merciidir. Hakimlerin kararları burada kontrol edilir. Lordlar arasında 26 tane de piskopos vardır. Yanlış okumadınız, İngiltere laik değildir. Üstelik hükümdar, İngiliz kilisesinin başkanıdır. Ama her dine büyük serbestlik vardır. Müslümanlar ve Yahudiler, kendi dinlerine göre evlenip boşanabilir.

HAKİMLERE ÇEK DEFTERİ

Ülkede yazılı kanun azdır. Hâkimler geleneklere, önceki mahkeme kararlarına ve hakkaniyete göre karar verir. Hâkimlik çok prestijlidir. Maaş yerine ellerine çek defteri verilir. Dilediği kadar harcar, nereye ve niye harcadın diyen olmaz. Ama hiçbir hâkim, bunu kötüye kullanmaz. Hâkimler, başbakan ve bakanlar gibi Kraliçenin hâkimleridir, millet adına değil; Kraliçe adına karar verirler. İngiltere, belki de bu sebeple, demokrasiye, insan hak ve hürriyetlerine riayette dünyanın belki de en önde gelen ülkesidir.

CHURCHILL’İN İTİRAFI

Kraliçe II. Elizabeth, tarihlerindeki kadın hükümdarların çoğu gibi dirayetli bir yönetim sergiledi. Tacın haysiyetini korumaya alıştı. Mazbut bir hayat sürdü. İngilizlerin meşhur başbakanı Churchill, Kraliçenin soğukkanlı ve ahlaklı tavırlarını çok övmüş; “Hayatta âşık olduğum tek kadındır” itirafında bulunmuştur. Ne çare ki biri hariç dört çocuğu da mutsuz evlilikler yaptı. Hele geçen senelerde vefat eden kızkardeşi Margareth’in umutsuz aşkı ve mutsuz evliliği yıllarca magazin sayfalarını işgal etti. Ne diyelim İngiltere, tacı, gelecek yüzyıllara da taşıyacağa benziyor. Gelin de, Mısır meliki Faruk’a hak vermeyin!


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...