Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
PARAMIZIN SERÜVENİ

06 Mayıs 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Para bastırmak, devlet hâkimiyetinin alâmetlerindendir. Paranın kıymeti üzerinde oynayıp hazine açıklarını kapatmak da, her devirde hemen her devletin yaptığı bir iş olmuştur. Halka da “paramız pul oldu” diye feryat etmek düşmüştür .

İslâmiyetten evvel Mekke’de altın ve gümüş para vardı. Bunlar eski Arap, Acem ve Roma pa-raları idi. Hazret-i Peygamber, bu paraları kullandı. İslâm tarihinde ilk para basan Halîfe Hazret-i Ömer’dir. Hicretin 18. senesinde, Acem paralarının şeklinde kısa ve kalın parçalar hâlinde ve çekirdek görünümünde 14 kırat ağırlığında para bastırmıştı. Hazret-i Osman, 28 senesinde altın ve gümüş para bastırdı. İlk yuvarlak gümüş parayı, Mekke’de Abdullah bin Zübeyr (680-692) kestirdi. İslâm devletlerinin çoğu, kendi zamanlarında çeşitli pa-ralar bastırdılar. Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve gümüş paralara meskûkât veya sikke denir.

 

TUĞRAYI KİM KOYDU?

Osmanlılarda ilk zamanlarda Selçuklu paraları kullanıldığı gibi, Osman Gâzi tarafından ilk gümüş para (akçe) bastırılmıştır. Bu akçe 0.68 gram idi. Sonraki akçeler çeşitli ağırlıktadır. Kanunî Sultan Süleyman zamanında bir dirhem (3.36 gr) gümüşten üç akçe basıldığı rivâyet olunur. 1688 yılından sonra akçedeki gümüş miktarı altıda bir nisbetinde azaldı. İlk altın para Sultan Fatih tarafından 1478’de bastırıldı. Daha sonra çeşitli para-lar basıldı ve bu işi düzene koyan muhtelif kanunlar yapıldı. Küçük şeyleri satın almak için Sultan I. Murad devrinden itibaren mangır veya fülüs denilen bakır pa-ralar basılmıştır. Bunun basma mâliyeti ile üzerinde yazılı bedel arasındaki fark hazineye gelir kaydolunurdu. Paralara Sultan Yıldırım Bayezid zamanında tarih; Çelebi Sultan Mehmed zamanında da tuğra konulması âdet oldu. Osmanlılarda, parayı koruma kanunu mechul olduğundan, Osmanlı paraları yanında, Venedik, Lehistan, Felemenk (Holanda), Alman, Fransız, Mısır, İran paraları da tedâvül ederdi. Altın ve gümüş, ezelden beri her cemiyette para olarak kabul edilmiş; itibar görmüştür. Üzerinde ister Napolyon’un resmi olsun, isterse Sultan Reşad’ın tuğrası!

METELİĞE ATILAN KURŞUN

Sultan Mecid zamanında akçe tedâvülden kaldırılarak 24 gram ağırlığında mecidiye adıyla gümüş para bastırıldı. 7.2 gramlık bir Osmanlı lirası 5 mecidiye; 1 mecidiye 20 gümüş kuruş; 1 kuruş 40 para idi. 1828 yılında metelik adıyla kuruşun dörtte birine (on paraya) denk bir para kesildi. Sultan Reşad zamanında metelik nikel olup, tedâvüldeki en küçük para birimi idi. On paraya bir şey almak mümkün olmadığı için, halk arasındaki, “On para etmez!”, “Metelik vermem”, “Meteliğe kurşun atı-yor” gibi tâbirler kullanılırdı. Osmanlılarda mühim şehirlerde darphâneler vardı. Bu darphâneler sikke tecdidi ve tashihi zamanında faal çalışırlardı. Parayı sadece devlet bastırmaz; isteyen elindeki altın ve gümüşü darphâneye götürerek ağırlığı miktarınca ve ücreti mukabilinde para bastırabilirdi. Darphâneler umumiyetle üç seneliğine iltizama (ihâ-leye) verilerek işletilirdi. İltizam alan olmazsa, emin adında maaşlı bir memura tevdi edilirdi. Emânetle idare olunan darphânelerin, darbedilen maden miktarını bilmek bakımından avantajı varsa da, hâsılatı düşük olurdu.

  

PARAMIZ PUL OLDU!

Akçe, Osmanlı Devleti’nin resmî para birimi (vâhid-i kıyasîsi) idi. Osmanlı altını büyük; mangır da küçük para muamelesi görürdü. 1687 tarihinden sonra para bi-rimi olarak kuruş kabul edildi. 3 pul (mangır) 1 akçe; 3 akçe 1 para; 40 para 1 gümüş kuruş; 100 kuruş da bir Osmanlı altını idi. Paramız pul oldu tabirindeki pul, ne posta, ne de damga puludur. Daha aşağısına alışveriş yapılamayan en küçük para birimidir.Tahta çıkan her padişah, eski sikkelerin tedâvülünü menederek yeni para bastırırdı. Bu sebeple halk eski sikkeleri darphâneye götürür; burada eritilerek yeni paraya dönüştürülürdü. Bundan cüz’î bir de ücret alınırdı. Harbler sebebiyle hazine zaafa düştüğü zaman akçedeki gümüş miktarı azaltılarak gelir elde edilirdi. Ama bu, halkın memnuniyetsizliğini doğururdu.

Osmanlı Bankası'nın gümüş mahzeni

CAM PARALAR

Altın ve gümüş tarih boyu her yerde para olarak kabul görmüştür. Değeri ufak şeyleri almak için de hükûmetler bakır, tunç, nikel, hatta alüminyum paralar basmıştır. Hepsinden enteresanı,  İslâm dünyasında cam paralar basılıp tedâvül etmişti. Tarihteki ismiyle “sencât-ı zücâciye”. Emevîler, Abbasîler ve Fâtımîler asrında bazı halifelerin, ekseriya da vâlilerin isimleriyle cam paralar basılmıştı. Koleksiyoncuların çok alaka gösterdiği bu cam paralardan haylisi bugün Fransa ve İngiltere müzelerinde saklanmaktadır. 1891 senesinde İngiltere müzesinin neşrettiği bir katalogda bunlardan dört yüz kadarı gösterilmişti.

 5 liralık banknot tutan bir telgraf memurunu temsil eden bir kartpostal.

KÂĞIT PARANIN MACERASI

Kâğıt para, çok eskiden beri çav adıyla Çin’de kullanılırdı. Bunlar, üzerinde imparatorun mührü bulunan dikdörtgen mukavva parçalarıydı. İran şahlarından Keyhâtu, 693’te İran’da kâğıt para bastırıp, altın ve gümüş yerine kullanılmasını emretti ise de halk kullanmadı. Müslüman hükümdarlardan ilk defa Azerbaycan sultanı İzzeddin Muzaffer kâğıt para basmaya teşebbüs ettiyse de halk kabul etmeyip ayaklanarak sultanı öldürdü. Şer’î hukukta altın ve gümüş kıyamete kadar para olarak kabul edilmektedir. Bunun haricinde basılan bakır, nikel mangırlar ile kâğıt paraları kullanmak şer’an meşru ise de, akid bedelleri altın ve gümüşe göre tesbit olunurdu. Osmanlı Devleti’nde ilk kâğıt para kâime adıyla 1850 yılında kullanıldı. Bir liralık kâime bir Osmanlı altını (yüz kuruş) olmak üzere basıldı. Halk rağbet etmediği ve bu sebeple altın karşısında hızla değer kaybettiği için kısa bir zaman sonra 1862’de piyasadan çekildi. 93 Harbi felâketi sebebiyle tekrar kâime basıldıysa da, altın karşısında çok değer kaybettiği için 1879’da piyasadan toplandı. En son 1915’te banknot (evrak-ı nakdiyye) basıldı ve tedâvülü devam etti. Osmanlı parası altın ve gümüşe bağlı olduğu için, kıymetsiz bir şeye “gâvur parasıyla on para etmez!” demek âdet olmuştu. İslâm devletleri, madenî para kullanmayı tercih etmişlerdir. Bunun bir sebebi de tasarruf idi. Madenî paranın kâğıt paraya göre daha temiz ve sıhhî olduğu da açıktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Anado-lu’da hâlâ kâğıt paraya itibar etmeyip sarı (altın) lira ve gümüş mecidiye ile muamele yapan esnaf çoktu.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...