Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI!...

28 Ekim 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Osmanlılardan kalma ne varsa değiştirildi. Onların kurduğu mekteplere, fakültelere, müesseselere, şehirlere bile başka isimler verildi. Üniversiteden mahkemelere, nüfus idaresinden hava kuvvetlerine, Millet Meclisinden Danıştay’a kadar, bugün doğru dürüst işleyen ne varsa, hepsi Osmanlılar zamanında kurulmuştu. Yeni kurulanlar ise zaten o zaman dünyada bulunmayan şeylerdi. Her nedense ay-yıldızlı bayrağına dokunulmadı. İyi de oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, yerine mavi bayrak düşünülmüş de, Yunan bayrağına benzer endişesiyle olsa gerek, vazgeçilmiş. BOYU VE SÜSÜ KORKU VERİR! Belki hissî gelecek ama, dünya bayrakları içinde ay-yıldızlısı kadar derin mânâlısı yok gibidir. Asırlarca esir Müslümanların hayallerini süslemiş; meşhur Azerî bestekâr Üzeyr Hacıbeyli, Çırpınırdı Karadeniz‘de bunu terennüm etmiştir. Polonya Tatarları’nın bugün İslâmiyetle tek bağı, neredeyse mezar taşlarındaki ay-yıldızlardır. Zamanla istiklâlini kazanan Müslüman memleketler, göklerinde hep ay-yıldızlı bayrak dalgalandırmayı tercih etmiştir. İşte Tunus, Cezayir, Pakistan, Şarkî Türkistan, Singapur, Malezya... Padişah adına hutbe okunması ve sikke kestirilmesi, ayrıca tabl (mehter), sancak ve tuğ, Osmanlılarda hükümranlık alâmetleri idi. Cuma ve bayram namazları, padişah izniyle muayyen câmilerde kılınır; hutbelerde hatîb, padişahın ismini duayla zikrederdi. Osman Gâzi, ilk defa kendi adına gümüş sikke kestirdi. Askerî mızıka olan mehterhâne-i hümâyun, muayyen zamanlarda nevbet vurur; padişah bu konseri ayakta dinlerdi. 1826’dan sonra mehter, mızıka-yı hümâyuna dönüştürüldü. Sultan II. Mahmud devrinden itibaren, monarşilerin hepsinde olduğu gibi, her padişah için bestelenen marşlar, millî marş olarak kabul edildi. At kuyruğunun bir mızrağa geçirilmesinden müteşekkil tuğ ise, eski Türklerden gelen bir hâkimiyet alâmetidir. Padişahın ardından 7 veya 9 tuğ götürülürdü. Vezirlerin de tuğları vardı. Bayrak, bir milletin varlığının timsali, tarihinin hatırasıdır. Kıymeti pamuktan, atlastan, ipekten olmasına bağlı değildir. Bayrak, devletin hâkimiyet ve şerefini temsil eder. Bu sebepten hürmet gösterilir. Cevdet Paşa der ki: Bayrak kullanılmasındaki sır ve hikmet şudur ki bir maslahata müteveccih olan bir topluluk, bir bayrağın altına toplanınca, aralarında birlik hâsıl ederler. Bayrak onların tek yürek ve tek dil olmalarına vâsıta ve alâmettir. Onun altında toplanmakla kendilerini bir vücut hükmünde tasavvur ederler ve akrabalarından ziyade yekdiğeriyle kaynaşırlar. Muharebe esnasında mademki bayrak kâimdir; harbe hazır ve muktedirler demektir. Zaferden ümitsiz olmazlar. Bayrağı alınıp yok edilenler ise korkuya düşerek dağılır. Bayrakların boyu ve süsü de düşmanları korkutup ürkütür. Zira mızıka sedâsı kulaktan ruha şevk ve yiğitlik verdiği gibi, bayrakların göze görünüşü dahi gayret ve düşmana korku verir. BAYRAK VE SANCAK Bayrak (batrak), yere batırılarak dikildiği için bu ismi almıştır. Sancak ise ucu mızrak gibi düşmana saplandığı için sançmak (yaralamak) kelimesinden gelir. İkisi de birbirinin yerine kullanılır. Her birliğin, devlet adamının sancağı olabilir. Ama umumiyetle bayrak bir tanedir. Arapçası râye, alem ve livâdır. Livâ, bir mızrağa dürülüdür ve ordu kumandanının yerini belli eder. Her birliğe verilen râye ise mızrağın ucuna bağlanıp rüzgârda dalgalanması için salınır. Hazreti Peygamber, hicretin 1. yılında Şam’dan dönen Kureyş kafilelerinin üstüne gönderdiği Hazreti Hamza kumandasındaki 30 kişilik kuvvete, kendi elleriyle bir mızrağın ucuna beyaz bir bez bağlayarak, Ebu Mürsed‘in eline vermişti. Bu Livâu’l-Beyzâ, Müslümanların ilk bayrağıdır. Hazret-i Peygamber gazâlarda iki türlü bayrak kullanırdı. Râyesi siyah idi. el-Ukab adlı livâsı daha küçük olup beyaz idi. Bu sancaklardan Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen birisi (Sancak-ı Şerif) hürmet ve ihtimamla saklanmıştır. Abbâsî bayrağı siyah idi. Göktürkler kurtbaşlı gök, Kırgızlar kırmızı ve yeşil, Hunlar ejder resimli sarı, Avrupa Hunları kuş resimli beyaz ve Akhunlar üç yıldızlı beyaz bayrak kullanırdı. İlk Müslüman Türk devletlerinden Gazneliler, yeşil zemin üstüne beyaz hilâl ve hümâ kuşu resimli bayrak kullandı. Ayrıca siyah hususî bir devlet bayrakları da vardı. Karahanlı bayrağı, üzerinde 9 tuğ resmi bulunan turuncu renkli idi. Harezmşahlar siyah, Babürşahlar kırmızı-sarı bayrak kullandı. Timur Han‘ın bayrağında mavi zemin üstüne üçgen şeklinde dizilmiş üç dolunay resmi vardı. Altınordu bayrağında beyaz zemin üzerinde ağzı yukarı kırmızı hilâl bulunurdu. Selçuklu bayrağında mavi zemin üstüne beyaz çift kartal ile siyah çizgili gerilmiş halde yay ve ok resimleri vardı. Sonra siyah bayrak kullandılar. AY VE YILDIZ EFSANESİ Osmanlılarda padişahın bulunduğu yerde, hânedanı temsilen kırmızı (al) ve devleti temsilen de beyaz (ak) sancak açılırdı. Selçuklu sultanının Osman Gâzi’ye gönderdiği bayrak beyaz idi. Son asırda Sultan III. Selim‘den itibaren (1793) her ikisi birleşerek kırmızı zemin üzerine beyaz hilâl ve yıldız, resmî bayrak oldu. Sekiz köşeli yıldız, Sultan Mecid zamanında (1842) beş köşeliye dönüştü. Bir muharebede akan kanların üzerine gökteki ay ve yıldızın aksetmesinden doğduğu, efsânedir. Bayrakta hilâlin mâzisi çok eskiye uzanır. Hazret-i Peygamber, Sa’d bin Mâlik‘e siyah zemin üzerine beyaz hilâl bulunan bir râye (bayrak) vermişti. Bayraklarda hilâle, Gazneliler, Altınordu, Fâtımîler, Eyyûbîler, Memlûkler ve Anadolu Beylikleri’nde de rastlanır. Bayrakların tepelerinde de alem olarak madenî hilâl yer alırdı. Bazı Göktürk sikkelerinde de ay-yıldız işaretine rastlanmıştır. Türk-İslâm kültüründe gerek aynı harflerle yazıldığı; gerekse yazılışı şekil olarak benzediği için hilâlin Allah; beş köşeli yıldızın da Arapça’da beş köşeli olarak yazılan Muhammed kelimesini sembolize ettiğine inanılmıştır. Üç hilâlli yeşil bayrak, donanma bayrağı idi ve üç kıtadaki Osmanlı hâkimiyetini temsil ederdi. Ortasında kelime-i tevhid işlenmiş sırma saçaklı kırmızı alay sancakları, II. Meşrutiyet’e kadar kullanılmıştır.

 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...