Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AMAN RÜTBEYE DİKKAT!

10 Aralık 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Osman­lı Dev­le­ti’nde pro­to­kol ge­re­ği her ma­kam ve me­mu­ri­ye­tin ken­di rüt­be­si­ne mah­sus un­van­la­rı var­dı. Ce­mi­yet­te her­kes mev­ki­ini ta­nır; had­di­ni bi­le­rek ha­re­ket eder­di. Otur­ma­sı, kalk­ma­sı, ko­nuş­ma­sı, yaz­ma­sı hep bir usul çer­çe­ve­sin­de ce­re­yan eder­di. İm­pa­ra­tor­luk­la­rın hu­su­si­ye­ti iş­te bu­dur. Dev­le­ti, ce­mi­ye­ti, ai­le­yi de­vam­lı ve sağ­lam kı­lan da ge­le­nek­le­re bağ­lı­lık­tır.

 

Sultan II. Abdülhamid Han Cuma selamlığında arabadan inerken - 1908

K­TİP­LER EZ­BE­RE Bİ­LİR­Dİ

Res­mî ya­zı­lar­da, hat­ta mek­tup­lar­da, ya­za­na ve ya­zıl­dı­ğı ye­re gö­re de­ği­şen bu un­van­lar mut­la­ka kul­la­nı­lır­dı. He­men her kâ­ti­bin ez­be­re bil­di­ği bu un­van ve hi­tap­la­ra el­kâb-ı res­miy­ye de­nir­di. Os­man­lı­lar­da bu res­mî ya­zış­ma usu­lü­ne çok ehem­mi­yet ve­ri­lir­di. Un­va­nın yan­lış ya­zıl­ma­sı, kır­gın­lık­la­ra, hat­ta skan­dal­la­ra se­be­bi­yet ve­re­bi­lir­di. Bun­lar her­ke­sin ko­lay­ca öğ­re­nip tat­bik ede­bil­me­si için dev­let sal­nâ­me­le­rin­de (yıl­lık­lar­da) sa­yı­lır­dı. Res­mî ya­zı­lar­da kul­la­nı­la­cak un­van­lar, ya­zan ki­şiy­le ya­zı­lan ki­şi­nin rüt­be­si­ne gö­re de­ği­şir­di. Me­se­lâ ule­mâ­dan sad­rı­âza­ma ge­len ya­zı­lar­da “ma’rûz-ı dâ­î-i ke­mî­ne­le­ri­dir ki..” [=aşa­ğı ve dua­cı kö­le­ni­zin ar­zı­dır] di­ye hi­tab edi­lir ve “fe­hâ­met­lü dev­let­lü haz­ret­le­ri” un­va­nı kul­la­nı­lır­dı.

ÖMÜR­LÜK UN­VAN­LAR

Os­man­lı bü­rok­ra­si­sin­de ve­zir, as­ke­ri­ye­de mü­şir (pa­şa) ve il­mi­ye­de­ki sadr (ka­zas­ker­lik) rüt­be­si bir­bi­ri­ne denk idi. Bu­nu bir de­fa alan­lar, az­le­dil­se­ler bi­le, ömür­le­ri bo­yun­ca bu un­va­nı mu­ha­fa­za eder­ler­di. Ni­te­kim Prus­ya’da da emek­li su­bay­lar, öle­ne ka­dar üni­for­ma gi­yip rüt­be ta­şır­lar­dı. Bu­gün de bü­yü­kel­çi, vâ­li, müs­te­şar, pro­fe­sör gi­bi un­van sa­hip­le­ri, fii­len va­zi­fe yap­ma­sa bi­le bu un­van­la­rı kul­la­na­bi­lir. Sad­rı­âzam­lık ve şey­hü­lis­lâm­lık gi­bi rüt­be­ler ise, fii­len va­zi­fe­de bu­lun­ma­ya bağ­lı ola­rak kul­la­nı­lır­dı. Sad­rı­âzam ve­ya şey­hü­lis­lâm az­le­dil­dik­ten son­ra sı­ra­dan pro­to­ko­le ka­rı­şır­dı. Hat­ta sı­ra­dan vâ­li­lik, mü­der­ris­lik, ka­dı­lık va­zi­fe­si­ne ta­yin olu­na­bi­lir­ler; “Biz sad­rı­âzam­lık ve­ya şey­hü­lis­lâm­lık yap­tık. Bu ma­kam, rüt­be­miz­den aşa­ğı­dır. Bi­ze ha­ka­ret­tir” di­ye dü­şün­mek akıl­la­rın­dan ucun­dan geç­mez­di.

KİME NASIL HİTAB EDİLİRDİ?

* Şeh­zâ­de­le­re (pa­di­şah oğul­la­rı­na) “Dev­let­lü Ne­câ­bet­lü Sul­tan Efen­di Haz­ret­le­ri”;

* Vâ­li­de sul­tan­lar ile sul­tan­la­ra (pa­di­şah an­ne­si ve kız­la­rı­na) “Dev­let­lü Is­met­lü Sul­tan Âli­ye­tüş­şân Haz­ret­le­ri”;

* Ka­dı­ne­fen­di­le­re (pa­di­şah ha­nım­la­rı­na) “Is­met­lü Ka­dı­ne­fen­di Haz­ret­le­ri”;

* Sad­rı­âzam­la­ra üb­bü­het­lü;

* Mek­ke şe­rif­le­ri­ne si­yâ­det­lü;

* Dâ­rüs­sa­ade ağa­sı­na (ha­rem ağa­la­rı­nın ba­şı­na) inâ­yet­lü;

* Se­ras­ker­le­re atı­fet­lü;

* Ser­dar-ı ek­rem­le­re (or­du ku­man­dan­la­rı­na) re’fet­lü;

* Şey­hü­lis­lâm­la­ra fa­zi­let­lü;

* Ka­zas­ker­le­re se­mâ­hat­lü;

* Yük­sek kâ­dı­la­ra fa­zi­let­lü;

* Mü­der­ris­le­re mek­re­met­lü;

* Kâ­dı­la­ra me­ved­det­lü;

* Çe­le­bi­le­re (Mev­lâ­nâ so­yun­dan ge­len­le­re) re­şâ­det­lü;

* Mı­sır hı­dî­vi­ne fe­hâ­met­lü;

* Pat­rik­le­re rüt­bet­lü;

* Ru­me­li bey­ler­be­yi­ne seâ­det­lü;

* Mi­ra­lay­la­ra (al­bay­la­ra) ız­zet­lü;

* Ka­pı­cı­ba­şı ve Bin­ba­şı­la­ra rıf’at­lü;

* Yüz­ba­şı­la­ra fü­tüv­vet­lü de­nir­di.

* Tek ki­şi­nin iş­gal et­ti­ği ma­ka­ma ya­zı­lan ya­zı­lar­da o zâ­tın is­mi­ni zik­ret­me­ye ge­rek gö­rül­mez­di. Me­se­lâ “Mek­ke şe­rî­fi si­yâ­det­lü efen­di haz­ret­le­ri­ne...” de­nir­di.

* Ay­rı­ca or­du­da yüz­ba­şı­dan aşa­ğı­sı­na efen­di, yu­ka­rı­sı­na bey di­ye hi­tab edi­lir­di. Bü­rok­ra­si­de ve­zir­le­re, or­du­da da mi­ra­lay­dan yu­ka­rı­sı­na pa­şa; il­mi­ye men­sup­la­rı ile hâ­ne­dan âzâ­la­rı­na efen­di, sa­ray­lı­la­ra da ağa de­nir­di.

 

ŞEVKETLÜ KUDRETLÜ PADİŞAHIM

Pa­di­şah­la­rın un­van­la­rı ve on­la­ra hi­tap şe­kil­le­ri de çe­şit­li idi. Pa­di­şa­ha ya­zı­lan ya­zı­lar­da “şev­ket­lü, ke­râ­met­lü, kud­ret­lü, ve­li­ni­me­tim pa­di­şa­hım efen­dim haz­ret­le­ri” de­nir­di. Me­se­lâ hün­kâr ya­ve­ri ol­mak iti­ba­riy­le Os­man­lı pro­to­ko­lü­nü iyi bi­len Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa’nın he­yet-i tem­si­li­ye rei­si iken Si­vas’tan Sul­tan Va­hî­ded­din’e çek­ti­ği tel­gra­fa “Baş­ku­man­dan-ı ak­de­si­miz, şev­ket­lü me­hâ­bet­lü pa­di­şa­hı­mı­zın ate­be-i mü­lû­kâ­ne­le­ri­ne” di­ye baş­la­yıp, “şev­ket­pe­nâh efen­di­miz” di­ye de­vam ede­rek, “em­rü fer­mân şev­ket­lü pa­di­şa­hı­mız efen­di­miz haz­ret­le­ri­nin­dir” di­ye bi­tir­di­ği gö­rü­lür.


 Önceki Yazılar
18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

Diğer makaleler için tıklayınız...