Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MEKTEPLER OLMASAYDI...

21 Mayıs 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Mekteplerin bağlı olduğu Maarif Nezâreti 1846 yılında kuruldu. Cumhuriyetten sonra Maarif Vekâleti oldu. Sonra ne akla hizmet bilinmez, 1946 yılında Milli Eğitim Bakanlığı adını alıverdi. 1950-60 arası gene Maarif Vekâleti dendi.

DEVLET Mİ AİLE Mİ?

Terbiye (eğitim) değil de, maarif (öğrenim) tabirinin kullanılması boşuna değil elbette. Çocuğu terbiye etmek (eğitmek), ailesinin hakkıdır. Devletin ferdleri terbiye etmek vazifesi ve hakkı yoktur. Bu, ancak totaliter devletlerde söz konusu olabilir. Antik Yunan şehirlerinden Isparta’da çocuklar küçük yaşta ailelerinden alınıp devlet için yetiştirilirdi. Modern çağda Nazi Almanya’sında, Sovyet Rusya’da vaziyet hemen hemen böyleydi. Ailelerin an’anevî ve manevî kültür aşılamasına fırsat bırakılmadan, çocuklar devletin ideolojisi istikametinde “eğitilirdi!”

Sultan Abdülhamid’in son Maarif Nazırı olan Haşim Paşa, 1903 ile 1908 yılları arasında görevde bulunmuştu. Paşa’nın bir sözü, bugün bile şakalara mevzu oluyor.

MEKTEPLER VAKIFTIR

Osmanlı Devleti, ailelerin çocuğunu terbiye hakkına ilişmeyi aklının ucundan geçirmemiştir. Herkes tahsil imkânlarını kendisi hâsıl etmekte hür idi. Devlet, bu hususta yardımcı olabilir; ancak ferdî teşebbüsü engelleyemezdi. Bu bakımdan Osmanlılarda klasik devirde devlet eliyle kurulan maarif müessesesine rastlanmaz. Mektep ve medreseleri ferdler kurar; vakıflar yoluyla işletirdi. Binâları kendisi yapar, hocaları kendisi bulur, talebeyi kendisi seçer ve müfredatı kendisi tesbit ederdi. Devlet de bunları destekler ve kontrol ederdi. Padişah, hânedan ve devlet ricâlinin yaptırdığı medreseler de böyleydi. Hepsi şimdiki özel okullar gibiydi. Bugün İngiltere’deki sistem de buna benzemektedir. Tanzimat’tan sonra devlet bazı mektepler kurdu. Ama bu, devletin eleman ihtiyacını karşılamak içindi. Nitekim hususî maarif müesseseleri varlığını devam ettirdi. Devlet mektepleri de terbiye (eğitim) değil, maarif (öğretim) rolü üstlenmişti.

HER MİLLET DİNİNİ ÖĞRETEBİLİR

Kanun-ı Esasî (Osmanlı anayasası), Osmanlı vatandaşlarının umumî ve hususî tedrisatta serbest olduğu; mekteplerin devlet nezâretinde (kontrolünde) bulunduğu; ancak bunun çeşitli milletlerin dinî öğretimine halel veremeyeceği esasını hükme bağlamıştır. Devletin, bir an evvel aileye ait eğitim rolünden vazgeçip, öğretim işine bakması gerekiyor. Belki de devlet eliyle mektep kurup işletmek yerine, bu iş ferdlere bırakılsa, daha kolay olacak. Üstelik bir millî demekle millî olunmadığı da yakın geçmişte çok görüldü. Bu işe gönül verenler ne kadar iyi niyetli ve kabiliyetli olursa olsun, işin mahiyeti gereği devamlı çıkan pürüzler, onları engellemeye yetiyor. Milli Eğitim Bakanlığı denince nedense akla hep, Fransız şairi Voltaire’in, bugünkü Avusturya ile etrafındaki bir avuç toprağa hükmeden Mukaddes Roma Cermen İmparatorluğu için söylediği söz aklıma geliyor: “Ne mukaddes, ne Roma, ne de imparatorluk!”

 


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...