Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
KIRILMA NOKTASI: İKİNCİ MEŞRUTİYET

23 Temmuz 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

“HÜRRİYET” VAADİYLE İLAN EDİLEN MEŞRUTİYET OSMANLI’NIN SONUNU HAZIRLADI

Bundan tam 100 yıl önce bugün, saray meşrutiyet ilanına mecbur edilmişti. Meclis toplanmış, 23 Temmuz hürriyet bayramı günü olmuştu. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti’nde rejim değişti. İktidar, ordu ile bürokrasiye geçti.

 

23 Temmuz 2008 II. Meşrutiyet tecrübesinin yüzüncü yıl dönümüdür. Bu, yakın tarihimizin çehresini değiştiren en mühim hâdise sayılabilir. Böylece Osmanlı Devleti’nde rejim değişmiş; ülke idaresindeki güç odakları tamamen farklılaşmıştır. İktidar, el ele veren ordu ile bürokrasiye geçmiştir.

Meşrutiyet padişahı Sultan II. Abdülhamid

İLK TEŞEBBÜS 32 YIL ÖNCE

Bizde ilk meşrutiyet tecrübesi 1876 tarihlidir. Aslında Osmanlı Devleti hiçbir zaman Avrupa’daki emsalleri gibi bir mutlakiyet olmamıştı. Çünkü idareyi kısıtlayan kanunlar vardı. Din ve geleneklerden kaynaklanan bu kanunları hükümdar bile değiştiremezdi. Padişah, her istediğini yapmaktan mahrum idi. Fransız ihtilalinden sonra yayılan hürriyet ve serbestlik düşünceleri Osmanlı ülkesinde de yayıldı. Kendilerini geleneklerin tahdidi altında görmek istemeyen bir entelektüel grup teşekkül etti. Bunlar hürriyetin beşiği olarak bildikleri Fransa’ya hayran idiler. Zamanla bürokraside de kendilerine taraftar buldular. Böylece 1876 yılına gelindi. Sultan Aziz tahttan indirilip yerine yeğeni Sultan V. Murad geçirildi. Yeni padişah meşrutiyete yanaşmadı. O da tahtını kaybetti. Şehzade Abdülhamid Efendi, ihtilalcilerin başı olan Midhat Paşa’ya meşrutiyet ve anayasa sözü vererek tahta çıkmaya muvaffak oldu. Meclis toplandı. Prusya ve Belçika’dakine benzer bir Kanun-ı Esasî (anayasa) hazırlandı.

KİMSEYE YARANAMADI

Meşrutiyet hükümeti, ülkeyi 93 Harbi felâketine sürükledi. Ruslar galip geldi. Mağlubiyetin faturası çok ağır oldu. Ülke topraklarının mühim kısmı kaybedildi. Tarihte emsali görülmemiş bu felâket üzerine padişah meclisi feshederek meşrutiyeti askıya aldı. Kanun-ı Esasî yürürlükte kaldı ama, bir daha seçim yapılmadığı için meclis toplanamadı. Padişah, harbin zararlarını diplomatik yollardan hafifletmeye çalıştı. 30 sene saraydan yönettiği ülkeyi, maarif, ziraat, ticaret ve sanayi bakımından geliştirmeye çalıştı. Demir yollarına ehemmiyet verildi. Bugün en iyi işleyen müesseselerden çoğu, bu zamandan kalmadır. Sultan Hamid, Avrupa’nın güçlü devletleri arasında bir denge siyaseti gözetti. Balkan devletçiklerini ve ülkedeki gayrımüslim cemaatleri birbiriyle hasım hâlinde tutmaya itina etti. İslâm birliği siyaseti adına dünya Müslümanları üzerinde halifelik nüfuzunu vurguladı. Bu da en çok zamanın önde gelen sömürgeci devletlerini endişelendirdi. İngiltere, bu asırda dış siyasetini halifeliği kaldırmak, hiç değilse Sultan Hamid’i tahttan indirmek üzerine kurdu.

Meşrutiyet’in ilanını müteakip çıkarılan kartpostallardan biri. Üzerinde Enver Paşa’nın resmi. Hürriyeti temsil eden nazlı bir genç kız. Altta meşrutiyetin ilanı için dağa çıkan Balkan komitacıları. Türk bayrağının altında belli belirsiz Alman Çeşmesi silüeti. Ve ihtilalden kalma Fransızca sloganlar: Hürriyet! Adalet! Müsâvat! Uhuvvet! En altta şöyle yazıyor: “Yaşasın Anayasa!”

HÜRRİYET BAYRAMI

Padişah, barışı korumaya da azami itina gösterdi. Zamanında tek bir savaş oldu. Yunanlıların Girit’e tecavüzü üzerine çıkan 1897 harbinde, Osmanlı ordusu, İngilizlerin altı ayda geçemez dedikleri Termofil Geçidini 24 saatte geçip Atina’ya girdi. Bu, Osmanlı Devleti’nin kazandığı son zafer oldu. Ancak maliyeyi mahvetti. Paranın değeri düştü. Maaşlar zamanında ödenemez oldu. Bu da asker ve memurları padişaha düşman etti. Dine ve geleneklere sıkı bağlılığı sebebiyle, zabt-u rapta girmek istemeyen çok kimsenin husumetini çekti. Hatta ailesi efradına bile yaranamadı. 1896 yılında rejim muhalifleri, İttihat ve Terakki Cemiyetini kurdu. Mason kulüpleri tarzında teşkilatlanıp çalışan bu cemiyet, bilhassa askerler ve memurlar arasında hızla taraftar buldu. 1908 yılında Selânik’teki Üçüncü Ordu subayları ayaklanıp, askerî müfettiş Şemsi Paşa’yı vurdu. Bunun üzerine saray, meşrutiyet ilanına mecbur oldu. Tarih, 23 Temmuz (eski takvimle 10 Temmuz) idi. Meclis toplandı. Bu tarih hürriyet bayramı ilan edildi. Halk, Fransız ihtilalindeki gibi, “Hürriyet, Müsâvat (Eşitlik) ve Uhuvvet (Kardeşlik) sloganları ile sokağa döküldü. Her taraf bayraklarla süslenmişti. Yakalara meşrutiyet kokartları takılıyor; meşrutiyet kartpostalları yok satıyordu. Bandolar, Yaşasın Vatan! Yaşasın Millet! Yaşasın Terakki Cemiyeti! çığlıkları arasında marşlar çalıyorlardı.

SANSÜR KALKIYOR

Meşrutiyet devrinin ilk icraatı sansürün kaldırılması oldu. O zamana kadar gazeteler umumî ahlâk ve âdâba aykırı, asayişi bozucu, halkın zihnini karıştırıcı neşriyat yapamazdı. Kitaplar da, dine, ahlâka ve ilmî prensiplere uygunluğu bakımından tedkik edilip izin verilmedikçe basılamazdı. 24 Temmuz günü gazeteciler toplanıp, müsveddeleri sansüre vermeme kararı aldı ve gazeteler böylece basıldı. 24 Temmuz sonradan gazeteciler bayramı kabul edildi. Mamafih daha sonra darbecilerin sansürü, Sultan Hamid devrini mumla aratmıştır. Sansür kalkınca, gazeteler her gün Sultan Hamid ve devr-i sâbık (eski devir) aleyhinde neşriyat yaptılar. Olmadık söz ve iftiralarla padişahı lekelemeye çalıştılar. Hatta patırtının önde gideni gazeteci Abdullah Cevdet, sonradan, “Sultan Hamid aleyhinde yüz yalan uydurdum. Birine ben de inandım. O da harbiye talebelerinin ayağına taş bağlanıp Sarayburnu’ndan denize atılması idi” demiştir. Bu neşriyat öyle bir hal aldı ki, halk bile padişahı gözden çıkarttı. Benzeri durum, 1961’de Adnan Menderes için de bahis mevzuu olmuştur.

PADİŞAH GİTTİ FAKAT...

İngiltere, kurulmasına yardım edip, el altından desteklediği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Germanofillerin, yani Alman sempatizanlarının eline geçtiğini görünce, bir karşı darbe yapıp, idareyi Anglofillere, yani İngiliz sempatizanlarına teslim etmek istedi. İttihatçıların Meşrutiyeti korumak üzere İstanbul’a mevzilendirdikleri avcı taburlarında isyan çıkarttı. İstanbul karıştı. Kan gövdeyi götürdü. Çevresine itimadı kalmayan padişah, müdahale edemeyip, seyretmekle yetindi. Selânik’te toplanan başı bozuk gönüllüler Hareket Ordusu adıyla İstanbul’a yürüdü. İsyandan padişah mesul tutulup tahttan indirildi. İngilizler, iktidarı ele alamadılar ama, halifelik gücünden tırstıkları Sultan Hamid’den kurtuldular. Meşrutiyet ile ülkede çok partili ve demokratik bir idare kuruldu. Ancak bu durum, birkaç sene devam etti. İttihatçılar, 1913’te darbe yapıp iktidarı ele aldılar. Sultan Hamid zamanında görülmeyen bir baskı ve sindirme politikası yürüttüler. Tecrübesizlikleri ve ihtirasları ile memleketi harblere sürükleyip, felâketini hazırladılar. İttihatçıların düştüğü 1918 yılında meşrutiyet yeniden kuruldu. Osmanlı Devleti, 1922 yılına kadar, bugün İngiltere, İsveç gibi ülkelerde ancak rastlanan bir demokrasi ile yönetildi. Ancak bu yeni demokratik rejimin ömrü kısa oldu.

YALANDAN KİM ÖLMÜŞ?

Sansür kalkınca, gazeteler her gün Sultan Hamid ve devr-i sâbık (eski devir) aleyhinde neşriyat yaptılar. Gazeteci Abdullah Cevdet, sonradan, “Sultan Hamid aleyhinde yüz yalan uydurdum. Birine ben de inandım. O da harbiye talebelerinin ayağına taş bağlanıp Sarayburnu’ndan denize atılması idi” demiştir. 

 


 Önceki Yazılar
23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

Diğer makaleler için tıklayınız...