Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
TALİHSİZ BİR PADİŞAH: SULTAN İBRAHİM

14 Nisan 2010 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Sultan I. Ahmed’in sevgili hasekisi Mahpeyker Kösem Sultan’dan doğan en küçük oğludur. Bir ağabeyi Sultan II. Genç Osman askerler tarafından tahttan indirilip boğdurulmuş; amcası Sultan I. Mustafa iki defa tahttan indirilmişti. Anadolu’daki Celâlî İsyanlarının, İstanbul’daki yeniçeri ihtilâllerinin dehşetinin unutulmadığı bir zamanda, sertliği herkesçe bilinen bir başka ağabeyi Sultan IV. Murad’ın yerine 25 yaşında tahta çıkmıştır. Sene 1640 idi. Ağabeyinin vefatı ve padişahlığı kendisine tebliğ edildiğinde inanmak istememiş, ağabeyinin kendisini tecrübe ettiğini zannetmiş, “Allah padişahımızın ömrünü uzun etsin. Bize sultanlık lâzım değildir!” diye mukabelede bulunmuştu. Ağabeyinin naaşı kendisine gösterildikten sonra tahta çıkmayı kabul etmişti. Hırka-i Seâdet dairesinden getirilen Hazret-i Ömer’in sarığını başına giydikten sonra tahta oturup ellerini açarak: “Yâ Rabbî! Benim gibi zayıf bir kulunu bu makama lâyık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoşhâl eyle ve birbirimizden hoşnûd eyle!” diye duâ etmişti. Bu hâdise, padişahın hiç de deli olmadığının açık bir delilidir.

Girit’in fethinde bir Osmanlı askerini gösteren gravür.

YALANDAN KİM ÖLMÜŞ!

Kaynaklar içinde bir tek Ravzatü’l-Ebrâr adlı tarih kitabında Sultan İbrahim kötülenir. Müellifi Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’nin padişahı tahttan indirenlerin elebaşı olduğu düşünülürse, bunun sebebini anlamak kolaylaşır. Bazı mektuplarından öğrendiğimize göre Sultan İbrahim şiddetli baş ağrısından muzdaripti. Bu sebeple asabi nöbetler geçirirdi. Muhtemelen beyninde bir ur vardı. Ayrıca şiddetli bir çarpıntısı bulunuyordu. Bugün bile Anadolu’da başı devamlı ağrıyana deli derler. Sultan IV. Murad Revan seferinden dönerken Revan Kalesi muhafızı Emirgûneoğlu’nu rehine olarak İstanbul’a getirmiş; Emirgân’da da bir köşk tahsis etmişti. Ara sıra uğrar, bilgilerinden istifade ederdi. Nitekim bu semtin ismi ondan gelir. Sultan IV. Murad’ın vefatını müteakip, kontrolden çıkıp, İran lehine casusluk faaliyetine başlayınca, Sultan İbrahim bunu idam ettirdi. Başının gömülü bulunduğu yeri bazıları Kesikbaş Türbesi diye ziyaretgâh yapmış; padişah hakkında delilik iddiasını yaymışlardır. Tıpkı Sultan Hamid’e Kızıl Sultan dendiği gibi.

Sultan İbrahim hakkında, samur kürkler içinde, sarayında güzel kızlarla gününü gün eden asabi ve sefih bir padişah tablosu çizilmiş; herkes de buna inanmıştır. Kaloriferin, hatta sobanın bile bulunmadığı bir zamanda, İstanbul gibi rutubetli bir şehirde, yüksek tavanlı geniş ve evlerde, insanlar ocaklarda odun yakarak ısınırdı. Bu sebeple hemen herkes kürk giyer, ancak kürk bugünkünden farklı olarak kaftanın içine dikilirdi. Sultan İbrahim zamanında çok şiddetli soğuklar olmuş, Haliç, hatta Boğaz donmuştu. Bu sebeple samur kürke rağbet artmış; sonra gelenler bundan haberi olmadığı için Samur Devri dediği bu zamanı bir sefahet devri zannetmiştir. Bunda İttihatçı tarihçi Ahmed Refik Altınay’ın da rolü vardır. Kadınlar Saltanatı, Ağalar Saltanatı, Samur Devri, Lale Devri gibi abartılı tabirler ona aittir.

GİRİT’İN FETHİ GECİKTİ, PADİŞAH TAHTINDAN OLDU

Zamanındaki en mühim hâdise Girit’in Venediklilerden fethidir. 1644 senesinde İskenderiye’ye giden 10 gemilik hususî bir yolcu filosuna Malta’daki St. Jean Şövalyeleri saldırdı. Gemide devlet ricâlinden mühim kimseler de vardı. Gemidekilerin bir kısmı şehid, bir kısmı da esir düştü. Esirler ve gemideki mallar Girit’e götürülüp satıldı. Venedik de bundan vergi aldı. Bu ise anlaşmaya aykırı idi. Bunun üzerine padişahın dâmâdı ve kaptan-ı derya Yusuf Paşa serdarlığında Girit’e sefer yapıldı. Hanya, ardından Resmo fethedildi. Kandiye kuşatıldı ise de bu sırada Sultan İbrahim tahttan indirildiği için fetih gecikti...

NE DESEM KABUL EDİYORSUN

Halbuki tam aksine padişah saraylı hanımları, hatta annesi Mahpeyker Vâlide Sultan’ı bile devlet işine karıştırmamıştır. Sultan İbrahim, Osmanlı hanedanının son ferdi idi. Çocuk sahibi olmak için gösterdiği çabalar sefahet olarak değerlendirilmiştir. Baş ağrısını tedavi için doktorlar âciz kalmış, İstanbul’da nefesi kuvvetli diye bilinen kazasker Safranbolulu Hüseyin Efendi’nin padişaha okuyup biraz muvaffakiyet elde etmişti. Bu sayede çok iltifat görüp nüfuz kazanan Hüseyin Efendi, Cinci Hoca adıyla tanınmış ve padişahın hasımlarının artmasına sebep olmuştu. Nihayet padişahın bir oğlu olmuş ve hanedan Mehmed adı verilen bu şehzâde ile devam etmiştir. Haksızlığa tahammülsüz tabiatı, sevenlerini azaltmış ve uzaklaştırmıştı. Halbuki fermanlarında vezirine hitaben “Eğer bir yanlış yazdım ise bildiresin” diyecek kadar mütevazı idi. Veziriazam Semin Mehmed Paşa’ya “Önceki lalam (vezirim) Mustafa Paşa bazen bana itiraz edip, bu iş makul değildir, derdi. Senden hiç böyle bir söz çıkmadı. Ne desem sualsiz kabul ediyorsun. Bunun aslı nedir?” diye sormuştu. Böylece etrafında işe yarar adam kalmamış, dalkavuk ve ikiyüzlü kimseler padişahın sonunu hazırlamıştı.

Nasıl mı? Gelecek yazıda ele alalım...


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...