Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
HER ŞEY HİLÂLE BAĞLI

23 Aralık 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

İslâm dünyasında öteden beri kullanılan Hicrî takvim, Ay’ın hareketlerine göre tanzim olunmuştur. Güneş takviminden daha doğru ve hassastır. Artık gün ve yıl gibi bir mesele doğurmaz. Güneş ve ay tutulması günleri ile mehtaplı geceler kolayca tesbit olunduğu için, tarihî hâdiselerin tayini kolaylaşır. Bu sebeple seyyah ve denizciler için çok elverişlidir...

Müslümanlar, öteden beri Arabistan’da kullanılan Kamerî Takvimi (ay takvimi) kullanmıştır. Bu takvimde, Ay’ın Dünya etrafındaki bir dönüşü ile bir ay sâbit olur. Bu da 29.53 gündür. Dolayısıyla bu takvimde aylar 29 veya 30 gün çeker. Yeni hilâlin görünmesiyle yeni ay başlar. Görünmezse önceki ay 30 güne tamamlanır. Hakikatte ayın doğması ile görünmesi arasında bir gün oynadığından, hesapla bulunan ile tatbikattaki tarih değişebilir.

Güneş saati

HAZRETİ ÖMER’İN HİZMETİ

Ay takvimi, güneş takviminden daha doğru ve hassastır. Artık gün ve yıl gibi bir mesele doğurmaz. Güneş ve ay tutulması günleri ile mehtaplı geceler kolayca tesbit olunduğu için, tarihî hâdiselerin tayini kolaylaşır. Bu sebeple seyyah ve denizciler için çok elverişlidir. Ayrıca Ramazan ve Bayram günleri de, her sene, güneş takvimine göre 11 gün evvel olduğundan, hep aynı mevsime rast gelmez. Bu takvimde aylar, Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemâzilevvel, Cemâzilâhir, Receb, Şa’ban, Ramazan, Şevval, Zilka’de, Zilhicce aylarıdır. 33 senede bir kamerî takvim ile şemsî takvim (güneş takvimi) aynı günde buluşur. Onun için yaşlı birisi için üç otuzunda denir. Yani iki takvimin buluştuğunu üç defa görmüş demektir.

Müslümanlar arasında sene tarihleri, halîfe Hazret-i Ömer’in emri ile hicretin 17. senesinde başladı. Basra vâlisi Ebû Musa el-Eş’arî’den gelen bir yazının tarihinden şüphe edilmesi, bu hayırlı işe vesile oldu. Tarih başlangıcının, Medine İslâm devletinin kurulduğu hicret senesinin Muharrem ayının birinci günü olması, Sahâbilerin söz birliği ile kabul edildi. Bu da, mîlâdî 622 yılının 16 Temmuz günü idi. İslâm dininde oruç, namaz, zekât, hac gibi ibâdetler ve ıddet gibi hukukî bütün muameleler, bu hicrî kamerî takvime göre tesbit edilir.

İKİ TAKVİM

Osmanlılar da Hicrî Kamerî Takvim’i (ay takvimi) kullandılar. Ancak mevsimlere göre tayin olunmadığı için, gelirleri ve askerî düzeni toprak hâsılâtına sıkı sıkıya bağlı bulunan Osmanlı Devleti’nde bazı sıkıntılara sebebiyet verirdi. Çünkü toprak mahsûlleri güneş takvimine göre elde edilmekteydi. Kamerî takvim ile arada 11 günlük bir fark olduğu için devlet hazinesi zarara uğruyordu. Bunun üzerine 1089/1678 senesinden itibaren sadece bu hususlarda Malî Sene adıyla halkın Romalılardan alındığı için Rûmî Takvim dediği Julyen Takvimi kabul edildi. Ancak yıllar yine hicret esasına göre hesab olundu. Hicrî takvim de kullanılmaya devam etti. 1120 senesinden itibaren 33 senede bir yıl siviş yılı sayılarak atlandı. 1120 Rumî senesini 1122 Rumî senesi takib etti. Böylece her iki takvimde de yıllar aynı oldu.

1287/1870 yılında bu yapılmadı. Böylece iki takvim arasında yıl farkı doğdu ve bu fark giderek arttı. Şimdi hicrî 1431 yılına karşılık Rumî 1425 yılındayız. Milâdî seneden 584 çıkarılırsa Rumî seneyi; Rumî seneye 584 eklenirse Milâdî seneyi verir. Ancak Rumî yılbaşı 1 Mart’tır. Meselâ Rumî 1327 senesi Milâdî 13 Mart 1911 günü başlar; 12 Mart 1912 günü biter. Hicrî senelerin milâdî karşılıklarını bulmak biraz karmaşık hesapları gerektirir ve bu hususta hazırlanmış cetvellere mürâcaat etmek iyi olur. Osmanlılarda takvimle alâkalı işleri tesbit etmek üzere müneccimbaşı ve maiyeti vazife yapardı. Ayrıca büyük câmilerde muvakkithâne ve burada çalışan muvakkitler bulunur; ibâdet vakitlerini tayin ve ilan ederdi. Gün, 12 saatlik iki eşit kısma ayrılır; akşam güneşin batması ile saat her zaman 12 olup, gerekirse ileri veya geri alınırdı. Ayrıca Osmanlı ülkesindeki Yahudî ve Ermenîlerin kendi aralarında kullandıkları hususî takvimleri vardı.

 

Osmanlılarda bir rasathane minyatürü

MİLÂDÎ TAKVİM BİZE NASIL GELDİ? 

XVI. asır sonlarında Rusya ve Balkanlar dışında Avrupa, Julyen Takvimi’ni ıslah eden Gregoryen Takvimi’ni kullanmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti hâlâ Julyen Takvimi’ni kullanıyordu. İki yıl arasındaki fark 13 günü bulmuştu. I. Cihan Harbi’nde müttefiklerimize uyalım diye bu fark kaldırıldı. 16 Şubat 1332 (29 Şubat 1917) Rûmî gününü takib eden gün 1 Mart 1333 olarak tesbit olundu. Rusya ve Balkan ülkeleri bir müddet daha Julyen Takvimi’ne devam ettiler. 1926 yılında resmî işlerde Hicrî Takvim bütünüyle kaldırıldı. Mâlî (Rumî) Takvim ise, yılı Avrupa ile aynı hâle getirilerek varlığını devam ettirdi. 1341 Rûmî senesinin 10. ayı olan Aralık ayının 31. gününü, 1 Ocak 1926 gününün takip etmesi kararlaştırıldı. Böylece yılbaşı da mâlî işler hâriç olmak üzere, 1 Marttan 1 Ocaka alındı. Ay isimleri aynen muhafaza edildi. 1944 yılında Teşrinievvel (İlkteşrin), Teşrinisâni (İkinciteşrin), Kânunuevvel (İlkkânun) ve Kânunusâni (İkincikânun) isimleri, Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak olarak değiştirildi.


 Önceki Yazılar
23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

Diğer makaleler için tıklayınız...