Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
OSMANLI DEVLETİ ve İSRAİL...

12 Ağustos 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Romalıların Kudüs’ü yakıp yıktığı 70 yılından sonra Yahudîler dünyaya dağıldılar. Her yerde aşağılandılar, eziyete uğradılar. O zamandan bu yana kendilerini bir devlet altında toplayacak kurtarıcı mesih beklerler. Sahteleri bir yana, mesihin gelişi gecikince, bazı Yahudî idealistleri, bir devlet kurmak üzere harekete geçti. İlk defa 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan bu topluluğa Siyonist dendi. Siyon, Kudüs’te Hazret-i Süleyman’ın yaptırdığı Mescid-i Aksâ’nın üzerinde bulunduğu dağın adıdır. Burası Tevrat’ta kendilerine va’d edilmiş topraktır (arz-ı mev’ûd). Şam toprağı gibi Filistin’i Kur’an-ı kerim de mukaddes kabul eder.

ARZ-I MEV'UD NERESİ?

Hazret-i Musa’ya va’d edilen toprak, yalnızca bugünkü Filistin’dir. Hazret-i Musa bu toprakları Ürdün’deki Nibo Dağı’ndan seyretmiş; ama ayak basamadan vefat etmişti. “Nil’den Fırat’a” Hazret-i İbrahim’e va’d edilen topraklardır. Hazret-i Süleyman’ın mülkü bu sınırlara ulaşmıştı. Nitekim Hazret-i İbrahim’in evlatları olan Araplar ve Yahudiler bu mıntıkaya hâkimdir. Bugün İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları, hatta Anadolu ve Hicaz’ı da istediğine dair bir paranoya vardır. Bunu ilk telaffuz edenler Suudî Kralı Abdülaziz ve Mısır diktatörü Nâsır idi. Filistin’in eksantrik lideri Arafat da dünyanın Filistin meselesine dikkatini diri tutmak için bunu slogan olarak kullanırdı. İşgal ettiği Arap topraklarından bile gönüllü çekilmek zorunda kalan İsrail, Nil’den Fırat’a ele geçirse bile hangi nüfusla elde tutacak, onu hesaba katan pek yoktur. Her devlet daha geniş sınırlara ulaşmayı hayal eder. Bunda bir anormallik yoktur.

TOPRAK SATIŞI YASAKALNIYOR

Siyonistler, zamanın en güçlü ülkesi İngiltere’ye müracaat ettiler. Talepleri ciddiye alınmadı. Ancak hareketin giderek güçlendiğini gören İngiltere, Uganda, Sibirya, Kıbrıs gibi yerleri teklif ettiyse de, Siyonistler yanaşmadı. Osmanlı hükûmeti, toprak bütünlüğünü tehdit eden bu harekete karşı bazı tedbirler aldı. 1871 senesinde daha iş resmiyete dökülmeden Filistin’in % 80’ini mîrî arâzi hâline getirdi.

Sultan II. Abdülhamid tahta çıkınca, Filistin’e Yahudî iskânını önleyici tedbirleri arttırdı. 1883’te Yahudîlere toprak satışını tahdit etti. Filistin’deki stratejik toprakları hazine-i hâssa denilen şahsî hazinesi hesabına satın almaya başladı. 1900 senesinde Mukaddes Topraklara Duhûliye Şartları getirildi. Buna göre, Filistin’i ziyaret edecek her Yahudî, üzerinde mesleği, milliyeti ve ziyaret sebebi yazılı bir tezkere veya pasaport taşıyacaktı. Yahudîler’in elindeki bu tezkere Filistin‘e ulaştıklarında resmî makamlarca alınıp kaydedilecek; 30 günlük sürenin dolmasından sonra sınır dışı edileceklerdi. Bunun ardından Filistin dâhil olmak üzere, bütün Osmanlı topraklarında ecnebî Yahudîler’e toprak satışı yasaklandı.

 

BİR KARIŞ VERMEM!

Bu arada hareketin önderi Budapeşteli Theodor Hertzl, Sultan Abdülhamid’le görüşmek istedi. Kabul edilmeyince, padişahın da dostu olan Polonyalı arkadaşı Phillip Newlinsky vâsıtasıyla 1901 Mayısında bir teklif götürdü. Filistin’in Yahudî göçlerine açılması ve buranın muhtar bir Yahudî idaresine sahip olması karşılığında, Osmanlı borçları ödenecek ve Avrupa amme efkârında padişah lehinde propaganda yapılacaktı. Padişah, bu teklifi reddetti. “Eğer Hertzl senin arkadaşın ise ona nasihat et! Bu mevzuda bir adım daha atmasın! Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil Osmanlı milletine aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek kazanmışlardır. Ne ile aldıysak onunla geri veririz!” şeklinde tarihî bir cevap verdi. Ertesi sene teklifini tekrarladı ama yine reddolundu. Filistin’de Safed kasabasına yerleşip vatandaşlığa alınmak üzere 1891 tarihinde istidâ veren 440 Yahudî’nin talebi, bunun ileride bir Yahudî devleti kurulmasına yol açacağı gerekçesiyle reddedildi; Osmanlı Devleti’nin Avrupalıların sürdükleri şahısların iskân yeri olmadığı belirtildi.

Buna bakıp, Sultan Hamid’in Yahudî düşmanı olduğu zannetmemelidir. Sultan Hamid, her şey bir tarafa, hâdiselere hissî değil, gerçekçi yaklaşmasıyla meşhurdur. Antisemitizm, Müslüman Türk kültüründe meçhuldür. Gayrimüslimler hukukun kendilerine tanıdığı her türlü hak ve imtiyazla yaşar. Zaten monarşilerde bütün ırk ve mezhep mensupları, hükümdarın çocuğu sayılır. Alınan bu tedbirler Yahudîlere karşı değil, devletin birliği ile alâkalı idi. O zamanlar en kalabalık Yahudî nüfusu Osmanlı ülkesinde rahatça yaşamaktaydı. Selânik, dünyadaki en büyük Yahudî şehri idi. Yahudî aleyhtarlığı bize 1940’ların Nazi hayranı tek parti hükûmetiyle girmiş; sonraki yıllarda İsrail sayesinde de pekişmiştir. İstikbalde yaşanacak hâdiseler, Sultan Hamid’in diplomatik ileri görüşlülüğüne bütün dünyayı hayrette bırakmıştır. Nasıl mı? Onu da gelecek yazıda ele alalım...


 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...