Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ESNAF OLMAK KOLAY DEĞİLDİ

16 Temmuz 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Vaktiyle her isteyen dükkân açamazdı. Her şehirdeki esnafın sayısı mahduttu. Çıraklıktan yetişip, kalfa ve usta olmadan dükkân açmak hayaldi. Osmanlı cemiyetinde esnafın mühim ve itibarlı bir mevkii vardı. Esnaf ve sanatkârlar, icabında cemiyete yön verebilen bir baskı grubuydu.  

Roma ve Bizans’taki gibi kontrollü ekonominin hâkim olduğu Osmanlı Devleti’nde isteyen esnaf, istediği zaman ve yerde dükkân açıp sanat icra edemezdi. Çünki kontrollü ekonomide, işsizlik, pahalılık ve kıtlığa engel olmak ve böylece sosyal dengeyi temin etmek için, üretim gerek mal çeşidi ve gerekse mal miktarı bakımından tahdit edilmiştir. Üretilen malın kalitesi ve rekabet de kontrol altındadır. Bu kontrolleri temin için de esnaf sıkı bir şekilde teşkilâtlanmıştır. Böylece arzu edilen kontrolü esnaf kendisi temin eder; devlet de bunu denetler.

Şehirlerde dükkân yahud imalâthâne sayısı dondurulmuştu. Mesela İstanbul’da, 200 terlikçinin bulunduğu XVII. asır ortalarında ne yeni bir terlikçi dükkânı açılabilir; ne de dükkânlardan biri kapanabilirdi. Hatta dükkânlar hüviyet değiştiremezdi. Mesela Çemberlitaş’taki bir terlikçi dükkânı, Çarşıkapı’ya nakledilemezdi. Bunun için devletin izni aranırdı. Bu sınırlandırmaya ustalık veya gedik usulü denilmektedir.

GEDİK BULMAK LÂZIM

İlk zamanlar her esnaf kendilerine mahsus çarşılarda icra-yı faaliyet ederdi. Uzak mahallelerde oturanların bu çarşılara gelmelerindeki zorluk nazara alınarak, esnafın bu mahallelerde de dükkân açmasına imkân tanındı. Ancak herkesin istediği yerde dükkân açamaz ve kendi sanatlarından başka faaliyette bulunmazdı. Gedik, ticaret ve sanatkârlara devletçe tanınmış bir imtiyaz idi. Esnaftan biri sanatını terk ettiğinde, kendisinin mâlik olduğu ustalık hakkını, esnaf içinden yetişmiş bir kalfaya ücretle devredebilirdi. Aynı zamanda âlet ve edevâtını da satmış olurdu. Böylece ustalık hakkıyla beraber alınıp satılan veya devir-teslim edilen âlet ve edevâta da gedik denilmiştir.

Zamanla âlet ve edevâtı olmasa bile, ustalık hakkı devredildiği zaman yeni usta gedik sahibi sayılmıştır. Gedik sahibi ölünce, dükkânı başında bulunup çalışmak şartıyla evlâdına kalırdı. Evlâdı yoksa veya çocuk baba mesleğini terk etmiş ise, o gedik boşalmış sayılır; o işi yapmaya lâyık bir kalfaya devrolunurdu. Dükkânı devralan kalfa artık usta sayılır ve eski gediklinin vârislerine peştemallik denilen bir bedel öderdi. Bu muameleler esnaf defterine kaydolunurdu. Esnaf olabilmek için ilkmektebi bitirdikten sonra bir ustanın yanına çırak girilirdi. Usta, üç sene kadar o sanatın inceliklerini çırağa öğretirdi. Usta, o işi öğrendiğine kanaat getirirse, esnaf kıdemlileri huzurunda imtihan olunurdu. Dinî ve esnaf ahlâkını alâkadar eden sualler sorulur; sanatına dair bir eser yapması istenirdi. İmtihanı geçerse, çırağın beline bir merasimle peştemal (önlük) kuşandırırdı. Çırak, aynı dükkânda kalfa olarak çalışmaya devam ederdi. Boşalmış bir dükkân bulursa, devralır ve usta olarak kendi işini bu dükkânda icra ederdi. Bunun için de esnaf loncasında çırak çıkarma adı verilen bir merasim yapılırdı.

EDEBÂLİ DE ESNAF ŞEYHİYDİ

Her esnaf zümresinin gedik sahibi ustalarının kurduğu, tarîk-i fütüvvet denilen; sonradan da esnaf loncası adını alan bir teşkilâtı vardı. Gerektiği kadar kalabalık olmayan bir esnaf zümresi lonca kuramaz; benzeri işi yapan bir loncaya yamak olurdu. Meselâ, çizmeciler, mestçiler, terlikçiler ve eskiciler, pabuççu esnafının; tellâklar, hamamcı esnafının yamağı idi. Osmanlılar bu esnaf teşkilâtını Selçuklulardan devralmıştır. Bunlar, aynı zamanda tasavvufî birer müessese idi. Esnaf, tekke ve mescidlerde toplanırdı. O zamanlar esnaf, birbirine ahî diye hitab ederdi ki, Arapça “kardeşim” demektir. Ahi şeyhleri, Selçuklu devletinin çöküşünden sonra Ankara ve havalisinde bir hükümet bile kurmuşlardı. Osman Gâzi’nin kayınpederi Şeyh Edebâli de bir ahi şeyhi idi.

Gayrimüslimlerin de esnaf arasında çoğalması ve teşkilât kurmak istemeleri üzerine XVII. asrın ortalarında tarîk-i fütüvvetler, esnaf loncalarına dönüştürüldü. Loncalar, her esnaf zümresinin toplu olarak bulunduğu ve aynı zenaati işleyenlerin çalıştığı bir çarşı boyunda, bir han içinde açıldı. Başına da kethüdâ ile yiğitbaşı geçirildi. Bir müddet sonra aynı kethüdânın riyaseti altında Müslüman ve gayrimüslim loncaları olarak ikiye ayrıldı.

ESNAF TEŞKİLÂTI

Esnaf teşkilâtının başında, esnafın hayat boyu seçtiği şeyh bulunurdu. Sonradan buna lonca ustası dendi. Evliya Çelebi, İstanbul’da 105 esnaf şeyhi olduğunu söyler. Lonca ile hükümet arasında irtibatı kethüdâ (kâhya) temin ederdi. Esnaf, kendi arasından kethüdâyı seçer; kâdıya bildirir; kâdı tahkikat yapıp uygun görürse hükümetçe tayini yapılırdı. Hükümetçe esnafa yapılacak tenbihler, esnaftan istenecek yardımlar, narhlar, esnafa kethüdâlar tarafından bildirilirdi. Kethüdâ, ayrıca esnafın kanun ve nizamlara, narha riayet edip etmediğini de kontrol ederdi. Esnafın istek ve şikâyetlerini hükümete bildirirdi. Bu sebeple kethüdânın hem esnaf, hem de hükümet nezdinde itibarlı bir kimse olması lâzımdı. Yoksa mesela esnaf yolsuzluklarına göz yumarak menfaat temin etmesi işten bile değildi. Esnaf, yolsuzluğunu gördüğü kethüdâyı kâdıya şikâyet ederek vazifeden alınmasını isteyebileceği gibi; hükümet de yolsuzluğunu gördüğü kethüdâyı azledebilirdi. Tanzimat’tan sonra liberal ekonomiye geçildi. Loncalık usulü hafifledi. 1909 tarihinde esnaf loncaları kaldırıldı. Cumhuriyetten sonra yerlerini esnaf cemiyetleri ve ticaret odaları aldı.

PABUCU DAMA ATILMAK

Esnaf ahlâkına uymayan veya standart harici mal imal eden esnaf, kendi şeyh ve ihtiyarlarından mürekkep mecliste muhakeme olunup cezalandırılırdı. Esnaf, ayrıca kâdı ve ihtisap ağası tarafından da teftiş edilir; mahkemelik bir iş varsa, icabına bakılırdı. Kethüdâ bey, gerekli gördüğünde esnaftan birini bir müddet için faaliyetten men edebilirdi. Standarda uygun olmadığı için, yaptığı pabuçlar ceza olarak dükkânının damına atılan pabuççu, pabucu dama atılmak tabirinin de doğmasına sebebiyet vermiştir.

HER SABAH BESMELEYLE AÇILIR DÜKKÂNIMIZ

Her çeşit esnafın uyması gereken dinî ve ahlâkî prensipler, fütüvvetnâme adındaki kitaplarda yazılı idi. Esnaf, ustalık alırken, bunlardan imtihan olunurdu. Bu kitaplarda, her sanatı, mesleği ilk defa kimin icra ettiği yazılır; bu zât, o esnafın pîri addedilirdi. İdris Nebi, terzilerin; Selman-ı Fârisî, berberlerin pîri idi. Bir tek dellâlların pîri yok, derlerdi. Berber dükkânlarının duvarında ekseriya şu beyit asılı olurdu: Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız, Selmânı Fârisîdir, pîrimiz, üstâdımız.

 

ORDU ESNAFI

Bir de ordu esnafı vardı. Bunlar sefer müddetince ordunun ihtiyaçlarını temin ile mükellef idi. Ordu sefere çıkmadan, her esnaf zümresinden talipler, kethüdâlarına müracaat eder; kendi loncası seferli denilen ordu esnafını tesbit ederdi. Ordu esnafına, kâdı huzurunda, sefere zorla götürülmediğine ve seferde lâzım gelen hizmeti taahhüd ettiğini gösteren bir vesika imzalatılırdı. Seferli esnaf, sefer esnasında ordu mensubu sıfatıyla faaliyetini icra ederdi. Hizmetleri karşılığında askerden ücret alır; harb ganimetlerinden de istifade ederdi. Halktan zeki ve kabiliyetli çocukların askere alınmasına yarayan Devşirme Kanunu kalktıktan sonra, yeniçeri ocağı esnaf ile dolmuştur.

YARDIM SANDIĞINDAN İŞ GÖREMEYENE MAAŞ

Esnaf teşekküllerinin birer yardım sandığı vardı. Kethüdânın nezareti altında idi. Mesela dükkânı yanan, hastalanan ve çalışamayacak durumda olan esnafa buradan para verilirdi. Sandığın gelirleri şunlardı: Çırağın kalfalığa, kalfanın da ustalığa yükseltildiği peştemal kuşanma merasiminde ustaların verdiği paralar; çırak, kalfa ve ustaların, keselerinin gücüne göre, haftalık veya aylık aidatları; sandıkta biriken paranın murâbaha yolu ile getirdiği gelir; zengin esnafın, sandığa yaptığı vasiyetler; sandık demirbaşlarının (meselâ bakır kap kacak takımlarının) kiraya verilmesi suretinde gelen gelir. Esnaf, senenin belli günlerinde kıra çıkarak, etli pilav yer, oyunlar oynar, eğlenirdi. Çok renkli geçen bu esnaf gezintilerine, halktan da katılanlar olurdu.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...