Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN ABDÜLHAMİD TAHTINI NASIL KAYBETTİ?

07 Nisan 2010 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

 31 Mart isyanı, tarihimizin dönüm noktalarındandır. İttihatçı diktatörlüğüne karşı gerçekleşen isyan, İttihatçılar ile sömürgecilere yaramıştır. İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere ediliyordu. Padişah muhakeme edilmek istediyse de, İttihatçılar “Ya beraat ederse, hâlimiz nice olur?” diyerek çekindiler. Zaten anayasaya göre padişah gayrı mesul idi. Hal’ için fetvâ gerekiyordu. Fetvâ Emini Nuri Efendi fetvâyı yazmak istemedi, zorlanınca da istifa etti. Mebus Elmalılı Hamdi Efendi‘nin hazırladığı metin, Meclise zorla getirilen Şeyhülislâm Ziyaeddin Efendi’ye aksi takdirde padişahı öldürme tehdidiyle imzâlatıldı. Fetvâda, isyana sebep olmak, masum insanları öldürtmek, din kitaplarını yaktırmak, devlet malını israf etmek gibi gülünç sebepler yer alıyordu.

Sultan II. Abdülhamid Cuma selâmlığında -1908

HALİFEYE SAHİP ÇIKAN RUM

Meclis Reisi Gazi Ahmed Muhtar Paşa padişahın tahttan indirilmesi hususunda kanun teklifi verdi. Tarihte görülmemiş bir garabet örneği olarak fetvâ Mecliste oylandı. Mebusların müsbet oy vermekte çekinmesi üzerine kürsüye gelen Talat Bey komitacı kimliği ile mebusları tehdit ederek muhaliflerin ayağa kalkmasını istedi. Kimse ayağa kalkmadı. Sadece İstanbul mebusu Rum Yorgiyadis Efendi kalkıp, “Yazıktır! Günahtır!” diye bağırınca, “Alçak, hâin, mürteci!” haykırışlarıyla yaka paça Meclisten atıldı. Müslümanların halifesine Meclisteki onca sarıklının değil de, bir Rum’un sahip çıkması enteresandır.

27 Nisanda Meclis kararının padişaha tebliği, bir Ermeni, bir Yahudi, bir Gürcü ve bir Arnavut’tan müteşekkil heyete verildi. Heyetin reisi Emanuel Karaso, Talat Bey’in bankeri ve sırdaşı olup, Filistin’de bir Yahudi devletine karşı çıktığı için padişaha diş bileyenlerden idi. Sonradan padişahın “Müslümanların halifesine tahttan indirildiğini tebliğ edecek başka kimse bulamamışlar mı?” diyerek garipsediği heyet huzura çıkınca yekten, “Millet seni azletti. Canın emniyettedir” dedi. Olup biteni metânetle karşılayan Sultan Hamid “Kader böyle imiş. Allah biliyor ki benim bu isyanda hiç dahlim yoktur. Ömrüm boyunca devletin, milletin iyiliğine çalıştım. Şimdiden sonra Çırağan’da oturmama müsaade olunursa, milletime dua etmeye devam ederim” diye cevap verdi. Ancak hâlâ padişahtan çekinen hükûmet, kendisini Selânik’e sürgün etti.

Böylece İttihatçılar, kendilerine karşı tertiplenen bu isyan sayesinde büyük bir problemi çözerek padişahtan kurtuldular. Yıldız Sarayı tarihte görülmemiş bir yağmaya sahne oldu. Hareket Ordusu zâbit ve erleri saraydaki para, mücevherat ve mefruşatı paylaştı. Bunların listeleri sonradan neşredilmiştir. Sultan Hamid’in bütün mal varlığına el konuldu. Saraydaki kadınlar ve hizmetkârlar sokağa atıldı. Bunlardan bazılarını kabileleri gelip aldı. Bazıları Dârülaceze’ye girebilme saadetini buldu. Bazıları bekçi, polis, hamal, kayıkçılar tarafından götürüldü. Bazıları soğuk ve açlık şiddetiyle hayatını kaybetti. Bazıları karşılaştıkları felâkete dayanamayıp hayatına son verdi. Bazıları kötü niyetli kimselerce himaye vaadiyle Beyoğlu batakhânelerine sürüklendi. Birkaç sene evvel Harem-Suare adlı filmde bütün açıklığıyla tasvir edilen bu sahneler, tarihimizin en acı sayfalarından biridir. Sultan Aziz’in ailesine de benzer muameleler revâ görülmüştü. Nitekim ihtiyarlardan “Bu millet Sultan Aziz’e yaptıklarının cezâsını çekiyor. Sultan Hamid’e daha sıra gelmedi” sözünü çok işittik. Tahta çıkarılan Sultan Reşad, İttihatçıların elinde bir kukla olmaktan öte geçemedi ve üst üste gelen felâketleri buğulu gözleriyle seyretmekle iktifâ etti.

 

Heyeti, Sultan II. Abdülhamid'e tahttan indirildiğini tebliğ ederken gösteren tablo...

İNGİLİZ PARMAĞI MI?

31 Mart Vak’ası’nın ardında kimin olduğu bugün bile tam olarak ortaya çıkmamıştır. Çünkü İttihatçılar (Ermeni tehciri de dâhil olmak üzere) iktidarları sırasındaki hâdiselerle alâkalı bütün vesikaları kaçmadan önce imhâ etmişlerdir. İsyanın ardından kurulan mahkemeler alelacele karar verip infaz etmiştir. İsyanı İttihatçıların ve Almanya’nın tertiplediği zannedilmektedir. Ancak şurası bir gerçek ki İngiltere de isyanın ardındaki başlıca aktörlerdendir. Nitekim İttihatçılar arasında Germanofil ve Anglofil olmak üzere Alman ve İngiliz taraftarı iki muhalif cereyan vardı. Partinin Germanofillerin eline geçmesi üzerine İngiltere iktidarı kendi muhipleri eline verebilmek için bu isyanı tertiplemiştir. Nitekim Prens Sabahaddin, Derviş Vahdetî, Mizancı Murad Anglofil temsilcileri idi. İsyan muvaffak olsaydı, İngiltere kendi politikasına taraftar adem-i merkeziyetçi bir meşrutî idare kurmayı düşünüyordu. Böyle olsaydı, Osmanlı Devleti Birinci Cihan Harbi’nde İngiltere tarafında yer alır veya hiç girmezdi. Bu da tarihin seyrini değiştirirdi. Ülkedeki İttihatçı muhalifleri de isyanı destekledi. Ancak isyan en çok İttihatçılara yaradı. Bu vesileyle ipleri iyice ellerine aldılar. Muhaliflerini de tehdit, sürgün, hatta ölüm ile kolayca sindirdiler.

Sultan Hamid’in tahttan indirilmesi ile dünya Müslümanları güçlü bir hâmiden mahrum kaldılar. Bu da İslâm dünyasında geniş bir sömürge imparatorluğu kuran İngiltere, Fransa ve Rusya’ya rahat bir nefes aldırdı. Sultan Hamid’in bir yandan dünyanın süper güçleri, öte yandan Balkan devletleri, beri taraftan da imparatorluk içindeki halklar arasında kurduğu dengeler altüst oldu. Bu kargaşa bugün bile çözülememiştir. 31 Mart Vak’ası’nın hemen ardından Kanun-ı Esasî’de mühim değişiklikler yapılarak Osmanlı Devleti’nin rejimi tam manasıyla demokratik monarşi hâline getirildi. Padişahın bütün salâhiyetleri elinden alındı. Kısa bir zaman sonra İttihatçılar demokrasiyi askıya alıp kendi diktatörlüklerini kurdular. Böylece Saray’ın istibdadına dayanamayanlar, çok daha ağırına maruz kaldılar. Memleket, peş peşe savaşlar ve toprak kayıpları ile büyük bir felâkete uğradı. Sultan Hamid’in ülkede yürüttüğü bayındırlık, maarif ve sağlık hizmetleri akamete uğradı. Amansız bir partizanlık yanında, komitacılık, yani her şeyi en iyi bilmek ve fikirlerini gerekirse öldüresiye kabullendirmek iddiası hayatımıza girdi.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...