Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
İLK HAFTA TATİLİ TALEBELER İÇİN

22 Nisan 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

İslâm tarihinde resmî hafta tatili mefhumuna pek rastlanmaz. Esasen İslâm dini insanın gücü yettikçe çalışmasını tavsiye eder. Cuma bile dinî tatil değildir. Kur’an-ı kerim, Cuma namazı kılınırken alışverişi bırakmayı; namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılarak Allah’ın lûtfundan rızkını aramayı buyurur. Dolayısıyla mecburî hafta tatili, bu mefhum ile pek uyuşmaz. Nitekim tatil, atâlet, âtıl gibi sözlerle aynı kökten gelir. Çalışmamak demektir.

Ancak hükümetler, ihtiyaç sebebiyle memur ve talebelere ihsan kabilinden haftanın bir gününü tatil edebilir ve etmiştir. Nitekim medrese talebelerine çamaşır yıkamak gibi hususî işlerini yapmaları, koltuk dersleri denilen yardımcı dersleri almaları, kitaplarını temin edip ders notlarını istinsah (kopyalama) ve mütâlaa eylemeleri maksadıyla haftada bir gün tatil verilirdi. Osmanlılarda bu gün Salı idi. Buna sonradan Cuma da eklendi. Bu günlerde ders yapılmazdı. Şeyhülislâm Molla Fenâri buna Pazartesiyi de ilâve etti. Böylece medreselerde haftanın üç günü görünüşte tatil idi. Arap beldelerindeki medreselerde de Cuma bütün gün ve Perşembe öğleden sonra tatil yapılırdı.

MEMURLAR GERİ KALIR MI?

Tanzimat’tan evvel pek mazbut olmamakla beraber resmî daireler de Çarşamba veya Perşembe günü tatil edilirdi. Memurlar bugünde evlerinin ihtiyaçlarını görür; daireler temizlenirdi. Ehl-i zevk olanlar aileleriyle İstanbul’un namlı mesirelerine giderdi. İlk zamanlar Cuma tatil değildi. Cuma namazları her dairede minber konulup mescid ittihaz edilen bir odada veya yakın bir câmide kılınıp, mesaiye devam olunurdu. Memurların çok, mesainin de sıkı olmadığı devirlerdi. Mesai başlangıcında karşıdan gelenlere bir saat, adalardan gelenlere iki saat tolerans gösterilirdi. Mesai bitimi de böyle idi. Çoğu memurlar evrakların konduğu torbaları alıp evde çalışır; hazırladıkları dosyaları getirip yenilerini alırdı. Devlet dairelerinde herkesin oturacağı kadar masa, sandalye bile bulunmazdı.

CUMA RESMİ TATİL OLUYOR

1241/1826’dan itibaren Cuma günü memurlar ve medreseler için hafta tatili yapıldı. Mektep ve medreselerin ayrıca Perşembe günleri de tatil yapmaları hükme bağlandı. Gayrımüslimlerin dinî günleri de bu dinden olan memurlar için tatil günleri idi. Gayrımüslim mektepleri Perşembe ve Cuma günleri tedrisatta bulunur; Yahudi veya Hıristiyan oluşlarına göre Cumartesi veya Pazar günü tatil yapardı. Böylece insanların rahatça Cuma gününe mahsus ibadetlerini yapabilmeleri düşünülmüştü. Dükkânlar için tatil mecburiyeti yoktu. Ramazan ayı medreselerde, Şeker ve Kurban bayramları bütün yurtta memur ve talebeler için tatil idi. Ayrıca mevlid kandili, padişahın doğum ve tahta çıkış günü tatil idi. 1908’den sonra II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 10 Temmuz da ilk millî bayram olarak tatil edilmişti. 1924 yılında çıkarılan kanun ile Cuma günü bütün resmî daireler, mektepler ve dükkânlar için resmî tatil kabul olundu. İşin enteresanı şudur ki, Cuma’nın resmî tatil oluşu, ilk defa cumhuriyet hükümetinin tercihidir. 1935‘te hafta tatili Pazar’a alındı. Bugün Fransız işgali görmüş Cezayir, Tunus gibi Kuzeybatı Afrika ülkeleri hariç, İslâm ülkelerinin hemen hepsinde Cuma resmî tatildir. Mektepler Perşembe de tatil yapar. Çoğunda Hıristiyan bayramları da tatildir.

CUMARTESİ İŞ GÖRENE ÖLÜM!

Allah’ın yer ve gökyüzünü altı günde yaratmasından ilhamla, Yahudîlikte haftanın yedinci (sebt) günü mukaddes sayılarak ibadete tahsis edilmiştir. Nitekim Tevrat, sebt günü çalışmayı yasaklar. Bu gün iş görenin cezası ölümdür. Sebt gününde yapılması yasak olan işler şunlardır: Odun toplamak, ateş yakmak veya söndürmek, yemek pişirmek ve haşlamak, seyahat, yük taşımak, iş idare etmek, tarla sürmek, ekmek, biçmek, demet yapmak, harman kaldırmak, tahıl ayıklamak, öğütmek, elemek, yoğurmak, yün kırkmak, yıkamak, döğmek, boyamak, eğirmek, örmek, dokumak, iplik bükmek, ip düğümü atmak veya çözmek, dikiş dikmek, kumaş kesmek, avlanmak, hayvan boğazlamak, hayvan derisi yüzmek, tuzlamak, tabaklamak, postun tüylerini kazımak, yazı yazmak, bina yapmak veya yıkmak, çekiçle vurmak, yük taşımak, elektrikli eşya kullanmak, havradan başka bir yere gitmek üzere otomobile binmek gibi işlerdir. Karai denilen Yahudi mezhebinde, ilâveten, ışık yakmak, banyo yapmak, akan suyu kullanmak, kapalı bir kabı açmak, gömlek üzerine palto, ceket vs. giymek, dünya kelâmı konuşmak da yasaktır. Dindar Yahudiler, Cumartesi işçisi (sabbath-goy) tutar ve kendilerine yasak olan işleri ona yaptırırlar. Bunun İsrail’deki Filistinlilerin menfaatine olduğunu söylemeye lüzum yoktur herhalde. Hıristiyanlar sebt yerine, pazara ehemmiyet verir. Ancak Yahudîler gibi bu güne kudsiyet atfetmez. Kendi tercihleriyle çalışmadıkları bugüne mahsus âyinleri vardır.


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...