Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ANADOLU'DA ABBASÎLER

21 Ekim 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

1258 İslâm tarihinin felâket senelerindendir. Moğol kumandanı Hülâgu ordusuyla Müslüman Türk şehirlerini yok ederek Bağdad’a geldi. Şehri yakıp yıktı. Halkını kılıçtan geçirdi. 37. ve son Abbasî Halifesi Musta’sım’ı esir edip, eman dilediği halde, atlıların ayakları altında ezdirip feci şekilde öldürdü. Böylece kaç asırlık Abbasî Halifeliği yıkıldı. Abbasî ailesinin büyük küçük, erkek kadın tüm fertlerini, bu arada sarayda beşiğinde kırk kadar şehzâdeyi de katlettirdi. Kütüphanelerdeki kitaplar suya atıldı. Cildlerinden askerler çarık yaptılar. Dicle Nehri günlerce önce kan, sonra mürekkep aktı. Ancak iki küçük şehzâde katliâmdan kurtulabildi. Bunlardan birisi tesâdüfen Şam’da idi. Diğeri sadık bir bendesiyle kaçıp, maceralı bir seyahat yaparak gizlice Kâhire’ye sığındı. Hülâgu, peşlerinden iki fırka asker gönderdi. Şam’a giden fırka, buradaki şehzâdeyi şehid etti. Mısır’a giden fırkayı Memlûk ordusu perişan etti. Moğolların ilk mağlubiyeti budur.

Yavuz Sultan Selim'in Kâhire'ye girişi

KÂHİRE’DEN HAKKÂRİ’YE

Mısır’daki şehzâde, önceki halifelerden Müsterşid’in torunu Ahmed idi. Bir müddet gizlendi. Bu esnâda Mısır’da benzeri olmayan bir bolluk yaşanmaya başladı. Herkes bunun sebebini merak ediyordu. Bir gün bendesiyle gittiği bir mescidde bazıları şehzâdeyi tanıdı. Bunlar tüccar ve seyyah olarak bulundukları Bağdad şehrinde hem kendisini, hem de bendesini görmüşlerdi. Bende telaşlanarak inkâr etti. İnkârı kabul etmeyenlere de yalvararak susmalarını ricâ etti. Başka bir gün cuma namazında Memlûk Sultanı Baybars kendisini gördü. Şehzâdenin alnındaki parlaklık ve yüzündeki asâlet dikkatini çekti. Elini tutarak uzun müddet bırakmadı. Kim olduğunu ısrarla sorunca, şehzâde çaresiz söyledi. Diğer tanıyanlar da tasdik ettiler. Bende korktuysa da bir şey diyemedi. Sultan kendisini sarayına götürdü. Kaftan giydirip yüksek bir tahta oturttu. 1261 tarihinde bütün Mısır ahâlisi halife sıfatıyla kendisine biat etti. Bereketin bundan geldiği anlaşılıp İbnü’l-Bereket Ahmed el-Mustansır Billah adını taktılar. İsmi hutbelerde okundu. Namına para basıldı. Halife, hükûmeti sultanın elinde bıraktı. Kendisi sembolik bir mevkide kaldı. Sonuna kadar da böyle oldu. Memlûk sultanları tahta çıkınca, halife bu tayini tanırdı. Halk ve ekseri sultanlar kendilerine hürmet ederdi. Çerkes Memlûklerinin son iki hükümdarı Kansu Gavrî ve Tomanbay, Şiîliğe meyyal oldukları için, zamanın halifesi Musa el-Mütevekkil Alallah’a hürmetkâr değillerdi.

İRİSAN BEYLERİ

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedince, halife kendisiyle görüştü. “Halifelik Kureyş’tedir. Sonra Türklere intikal eder” hadîs-i şerifi gereğince Sultan Selim lehine makamından feragat etti. Ailesiyle beraber İstanbul’a geldi. Sultan Selim ve oğlu Sultan Kanuni ile seferlere iştirak etti. İki elinden yaralandı. Padişah kendisine Esed-i Gâzi unvanını verdi. Talebi üzerine Hakkâri Sancakbeyliği’ne tayin olundu. Soyundan gelenler de asırlarca bu vazifeyi deruhte ettiler. Kürtlerden teşkil ettikleri birliklerle Osmanlı seferlerine katıldılar. Hududu muhafaza ve İran taarruzlarına set teşkil ettiler. Kürdistan’ın ekserisi bunlara tâbi oldu. Adalet, cömertlik ve dindarlıklarıyla tanındılar. Bazı mıntıkalarda henüz Müslüman olmayan Kürtlerle Süryanîler arasında İslâmiyetin ve Ehl-i Sünnet’in yayılmasına çalıştılar. Memlekette çok hayır eserleri yaptırdılar. Bunlardan İbrahim Han, İzzeddin Şîr ve Zeynel Bey meşhurdur. Aileden şehzâdeler de civardaki şehir ve kasabaların emîrliğine tayin olunurdu. Buradan civara yayıldılar. İlk kondukları yer Hakkâri ile Başkale arasındaki İrîsân köyü olduğu için bu aileye İrîsân Beyleri de denir.

BEYLİK SONA ERİYOR

Son Hakkâri beylerinden Nurullah Bey tedbirsiz idi. Ailesine ve beylere yüz çevirmişti. 1843 senesinde bazı aşiretler Cizre (Botan) emiri Bedirhan Bey’in yardımıyla Hıristiyan Nasturî köylerine saldırıp katliâm ve yağma yaptılar. Hâdise büyüdü. İngilizler, Osmanlı hükûmetine nota verdi. Osmanlı ordusu mıntıkaya geldi. Bedirhan Bey yenilip esir alınarak İstanbul’a gönderildi. Nurullah Bey de bunun müttefiki idi. Korkup geri çekildi ve havâlinin büyük âlimlerinden Şeyh Taha Hakkârî’nin tavsiyesi üzerine teslim oldu. Girit’e sürüldü. Böylece 1849 yılında Kürdistan’ın muhtariyeti kaldırılarak Hakkâri Vilâyeti kuruldu. İmparatorluğun her tarafında da merkezî bir idare tesis edildi. İrîsân ailesinden serveti olanlar bir müddet daha mahallî beyler sıfatıyla hükmünü yürütebildi. Bir kısmı sıradan bir hayat yaşayıp halka karıştı. Şark’ta Abbasî ailesi bugün de devam etmektedir. Siirt evliyasından İsmail Fakirullah bu ailedendi. Hazret-i Hüseyin’in soyundan gelip, son asırda Sıbgatullah, Fehim ve Abdülhakîm Efendi gibi büyük âlimler yetiştiren Arvâsî ailesi de anne tarafından İrîsân Beyleri soyundandır. Eski Erzincan milletvekili Sadi Abbasoğlu ve bildiğim kadarıyla eski bakanlardan Abdülkadir Aksu da Abbasî beylerinin soyundan gelir. Abbasî ailesi tarihin kaydettiği en uzun ömürlü hânedanlardandır. 508 sene Bağdad’da ve 255 sene Kahire’de halîfelik ile Şarkî Anadolu’da 330 sene beylik yaparak bir rekor kırmıştır. Hazret-i Peygamber, amcası Abbas soyunun asırlarca halifelik yapacağını haber vermişti.

Osmanlılar devrinde yaptırılan Hırka-ı Şerif Camii.

MUKADDES EMANETLER

Son Abbasî halifesi, bazı mukaddes emânetleri Yavuz Sultan Selim’e tevdi etmişti. Hazret-i Peygamber’in Veysel Karenî’ye hediye ettiği meşhur Hırka-ı Şerif de bu âileye ulaştı. Veysel Karenî’nin kardeşinin soyundan ve İrîsân beyliği sâkinlerinden Şükrullah Efendi, 1618 senesinde getirip Osmanlı Padişahı Sultan II. Osman’a hediye etti. Sultan Abdülmecid, bu Hırka-ı Şerif için Fatih semti civarında Hırka-ı Şerif Câmii’ni yaptırdı. Her sene Ramazan-ı şerif ayında  câmekân içinde olarak bu Şükrullah Efendi’nin torunları tarafından halka ziyaret ettirilmektedir. Ayrıca Hazret-i Peygamber’e ait ayakkabının (na’leyn-i şerifin) sol teki de bu ailede iken, 1288 senesinde Sultan Abdülaziz’e tevdi edilmiştir. Diğeri Yavuz Sultan Selim zamanında Halîfe Mütevekkil tarafından teslim edilmişti. Hazret-i Peygamber’a ait bir sarık (tâc-ı nebevî) ile bayrak (sancak-ı şerif) hâlen ailede mahfuzdur. Hazret-i Ali’nin sancağı da ailenin elindedir.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...