Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ASIRLAR EVVELİNDEN RESULULLAH’A MEKTUP YAZAN HÜKÜMDAR

03 Haziran 2019 Pazartesi

“Allah’ın nebisi ve resûlü, peygamberlerin sonuncusu, âlemlerin Rabbinin elçisi, Abdullah oğlu Muhammed’e birinci Tübbe’den.”

Tübbe’ antik çağda Yemen’in Himyer mıntıkasında, Belkis’in memleketinde hüküm süren Kahtan meliklerindendir. Siyer kitaplarında 4000 kadar müşaviri bulunduğu, onlara danışmadan bir iş yapmadığı; güçlü bir ordusu olduğu, Türkistan’a, Hindistan’a seferler yaptığı, Semerkant’ı kurduğu, Hindistan’da öldüğü, antik çağ meliklerinden dünyayı gezen beş kişiden biri olduğu rivayet edilir. Diğerleri Süleyman, Feridun, İskender ve Erdişir’dir. Bazılarına göre İskender-i Zülkarneyn, Tübbe’dir.


Kâbe örtüsü

Bazı siyer kitaplarında yazdığına göre, Tübbe’ bi’setten, yani Hazret-i Muhammed’in peygamberliğinin müjdelenmesinden 700 veya 1000 sene evvel bir gün Mekke şehrine geldi. Ancak Mekkeliler kendisini karşılamaya çıkmayınca kızdı. Müşavirlerine bunun sebebini danıştığında, “Buranın halkı Araptır. Burada bir bina vardır ki, Kâbe derler, Allah’ın evidir. Bu binanın imar ve muhafazasında bulundukları için şeref ve kıymetleri artmıştır. Gururlarının sebebi bu olsa gerektir” dediler.

Tübbe’ bunun üzerine Kâbe’yi yıkmaya; halkını öldürüp mallarını almaya niyetlendi. Ama şiddetli hastalanıp baş ağrısından gözünü açamadı. Üç gün gökyüzü karardı. Tübbe’ bunun ilahî işaret oluğunu anlayarak tövbe ve İbrahim dinine iman edip hac erkânını öğrenerek Kâbe’yi tavaf etti. Mekkelilere ihsanlarda bulundu.

Bir gece rüyasında “Mekkelilere ihsanda bulunduğun gibi, Kâbe’ye de ikram et, ona elbise giydir” hitabına muhatap oldu. Evvela hasır, sonra altın ve gümüşle süslü ipekten örtüyle örttü. Kâbe’nin süslü bir ipekli örtüyle örtülme âdeti ondan kalmadır.


Ebu Eyyüb'ün evinin yeri

Ensarın ataları

Tübbe’ sonra o zamanki ismi Yesrib olan Medine’ye geçti. Beni İsrail âlimlerinden, âhir zaman peygamberinin geleceğini işitti. Burada yerleşip o müjdelenen peygamberi beklemeye niyetlendi. Fakat sonra bundan vazgeçti.

Müşavirlerinden 400 tanesini seçip, yanlarına nesilleri kesilmesin diye eşler ve cariyeler katıp Medine’ye yerleştirdi. İçlerinden birini reis yaptı. Resulullah için bir ev yaptırıp, bir de hürmetkâr mektup yazdı. Gelince verirsiniz diye bu âlimlere teslim etti. İşte Medine halkından iman edip Müslüman olanlar, hep o âlimlerin neslindendir. Ebu Eyyüb el-Ensârî de onların reisi Şâmul’un 21. Kuşaktan evladıdır.

Ömrüm olursa…

İbn İshak ve başkalarının rivayetine göre Tübbe’nin yazdığı mektupta şunlar yazılıydı:

“Ahmed hakkında şahidlik ederim ki o, bütün canlıları yaratan Allah’tan bir resuldür. Ömrüm uzatılırsa, o hayata geleceği vakte kadar, ben onun yardımcısı ve amcası oğlu olurdum. Şimdi ben sana ve sana indirilen kitaba iman ettim. Ben senin dinin ve sünnetin üzereyim. Senin ve herşeyin Rabbine iman ettim. Rabbinden gelen İslâm'ın bütün şeriatine de iman ettim. Eğer sana yetişecek olursam ne güzel. Şayet yetişmeyecek olursam, bana şefaat et ve kıyamet gününde beni unutma. Ben senin ümmetinin ilklerindenim. Sen gelmeden önce sana biat ettim. Ben senin ve baban İbrahim dini üzereyim.”

Daha sonra mektubunu mühürleyip, üstüne, “Önünde de, sonunda da emir Allah’ındır” diye nakşetti. Mektubunun üzerine adres olarak da şunu yazdı: “Allah’ın nebisi ve resûlü, peygamberlerin sonuncusu, âlemlerin rabbinin elçisi, Abdullah oğlu Muhammed’e birinci Tübbe’den.”

Merhaba salih kardeşim

Hazret-i Peygamber, Medine’ye doğru yola çıktığında, Ebu Eyyüb mektubu Medinelilerin çok itimat ettiği Benî Süleym’den Ebû Leylâ’ya verdi. Kendisini karşılayanların arasında Resulullah onu görünce, “Sen Ebû Leylâ değil misin?” buyurdu. “Evet” deyince “Hani Tübbe’nin mektubu?” buyurdu. Kendisini henüz tanımayan Ebû Leyla çok şaşırdı. Elbisesinin arasına sakladığı mektubu takdim etti. Resulullah mektubu alıp okutunca, Tübbe’den razı olup, üç defa “Merhaba salih kardeşim” buyurdu.

Ebû Leylâ Medine’ye dönüp o hazretin yolda olduğunu, yakında şehri şereflendireceğini haber verdi. Herkes bu müjdesine karşılık kendisine ihsanda bulundular.

Peygamber mi?

İsmi Ebû Kerb Es’ad bin Kerîb bin Tübbe’dir. “Tübbe’yi kötülemeyin. O mümin idi; bilemiyorum peygamber midir?” hadis-i şerifinde geçen Tübbe’ budur. Hatta İbn Abbas, “Tübbe’ bir peygamber idi.” buyurdu.

Rum hükümdarlarına Kayser, İran hükümdarlarına Kisra dendiği gibi, Tübbe’, zamanla Yemen meliklerinin unvanı olmuştur. Tübbe’ gölge manasına olup, güneşin doğduğu yeri takib ederek, askerleriyle birlikte doğuya doğru yolculuk etmiş olmasından dolayıdır.

Duhân sûre-i celilesinin, “Bunlar mı, yoksa Tübbe’nin kavmi ve ondan evvelkiler mi hayırlıdır? Biz o günahkârları bile imha ettik” meâlindeki 37. âyetinde geçen Tübbe’, muayyen bir kişi değildir. Bununla bütün Yemen hükümdarları kast edilir. Burada müşriklere, Tübbe’ kavmi misal gösteriliyor. Şu halde âyetin mânâsı, “Onlar daha güçlü olduğu halde, Allah onları mağlup etti” şeklindedir.

Kâf sûresinin 12.âyet-i kerimesinde Eykeliler gibi Tübbe’ kavminin de dini yalanladığından bahsedilmiştir. Âyet, kavmini kötülemiş; ama Tübbe’yi kötülememiştir.


Ebu Eyyüb'ün evinin yıkıntıları

Şerefli ev

Resulullah’ın Medine’de 6 küsur ay alt katında oturduğu ev, işte Tübbe’nin yaptırdığı ve Şamul’u oturttuğu evdir. O zaman Ebû Eyyüb Hâlid bin Zeyd’in elindeydi ki, Resulullah’ın babaannesi, bu zâtın ailesi olan Beni Neccar’dandı.

Mescid-i Nebevî’nin hemen kıble cihetindeki ev, Ebû Eyyüb’ün azatlısı Eflah’a geçti. Duvarlarından gedikler açılmaya başladığı, yıkılmaya yüz tuttuğu zaman, Emevî vâlisi Mugîre bin Abdurrahman onu Eflah'ın oğlundan bin dinar altına satın alarak tamir ettirip vakfetti.

Zamanla yine harab olan bu mübarek evi Eyyübîlerden Melik Muzaffer Şihabüddin Gazi satın alıp üzerine dört mezhep talebesinin okuyacağı mükemmel bir medrese yaptırdı. Bu medrese için, kendi memleketinde, Dımaşk’ta, Medine’de ve sair yerlerde zengin vakıflar tesis etti. Medresenin içinde, pek çok nefis kitaplar bulunan bir kütüphanesi de vardı.

Sonraları, bakımsızlık yüzünden harab olup küçük bir zâviye haline gelen, Zâviye-i Cüneydiyye adıyla anılıp ziyaret edilen bina, 1843’te Sultan Abdülmecîd tarafından mükemmel bir surette tamir edildi. Bu iki katlı tipik Medine yapısı, 1993 senesinde yıktırılmıştır ki, muhtemelen Medine’de ayakta kalmış son sahabi eviydi.


 Önceki Yazılar
09.12.2019 - ANADOLU’DA BÜYÜK YAĞMA

02.12.2019 - OSMANLI DEVLETİ KURULUŞUNDA DA EHL-İ SÜNNETTİ

25.11.2019 - SULTAN VAHİDEDDİN: KAÇIŞ? SÜRGÜN? HİCRET?

18.11.2019 - TAŞIDIĞIMIZ İSİMLERİN HİKÂYESİ

11.11.2019 - GALİBİYETE BENZER MAĞLUBİYET: İNEBAHTI DENİZ MUHAREBESİ

04.11.2019 - AH ŞU GENÇLER…

28.10.2019 - ANADOLU İRFANINI YOĞURAN AHMED YESEVÎ BABA

26.10.2019 - HÜSEYN HİLMİ IŞIK EFENDİ’NİN MANEVÎ MİRASI

21.10.2019 - SÜRGÜNDE ESKİ TEŞRİFAT: NÂİLE SULTAN

14.10.2019 - KAYNAYAN KAZAN SURİYE

Diğer makaleler için tıklayınız...