İstanbul'a Osmanlı Mührü

Fransa İmparatoru Napoléon’a, “Dünya tek bir devlet olsaydı, başşehri İstanbul olurdu” dedirten bu muhteşem şehir, kuruldu­ğundan beri herkesin gözlerini kamaştırmıştır.

Şairlere ilham kaynağı olmuş; âşıkların yüreğini titretmiştir.

Herkesin gözü olan bu muhteşem şehri fethetmek, yedinci Os­manlı padişahı Sultan II. Mehmed’e nasip oldu.

Osmanlı Türkleri, fethettikleri bu tarihî şehri Haçlılar tarafın­dan harab edilmiş buldular. Vatan edindikleri İstanbul’u tepeden tırnağa imar ettiler. Şehre kendi mühürlerini vurdular.

İstanbul bir Roma şehri oldu­ğu kadar, hatta daha çok Osmanlı Türk şehri hüviyeti taşır.

İstanbul’a Osmanlı Mührü, iki kıtayı birleş­tiren bu yaşlı şehrin Osmanlılar devrindeki hayatını gözler önüne seriyor.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Asya'dan Avrupa'ya Türkler
Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,

Can verir cânânı veremez Türkler.

Ebedî hâdimü’l-Haremeyniz,

Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler.

Elinizdeki kitap, Türklerin Asya ve Avrupa’daki maceralarından sahneleri gözler önüne seriyor. Meraklı mevzuların perdesini aralıyor…

Sultan Fatih İtalya’yı ya fethetseydi?

Cem Sultan’a Papa ne teklif etti?

Makbul İbrahim Paşa, nasıl maktul oldu?

Şehzâde Mustafa yaşasaydı ne olurdu?

Padişahlar neden hacca gitmedi?

Padişahların vefat sebepleri

Padişahların mensup olduğu tarikatler

Haremin içyüzü

Kösem Sultan’ın hikâyesi

Eski Türklerin dini

Türklerin Müslüman oluşu

Ömer Hayyam asıl yüzü

Tac Mahal’in ardındaki romantik hikâye

İngiliz takımındaki ay-yıldızın sırrı

Hepsinin ve başkalarının cevabı elinizdeki kitapta…

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Yâdigâr Mektûblar - Hüseyn Hilmi Işık
Mektûb yazmak Cenâb-ı Peygamberin sünnetidir. Nice âlimler, velîler bu sünneti yerine getirmişlerdir.

Onların sevenlerine yazdıkları mektûpların kitap halinde toplanması eski bir adettir. Tasavvufun Müceddidiye kolunda mektub yazmak, adeta yolun esası olmuştur.

İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin mektuplarının toplandığı ve İslam aleminde çok tanınmış Mektûbât kitâbı, buna bir misaldir.

Elinizdeki ''Yâdigar Mektûblar'' adlı kitapta Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin yetiştirdiği alimlerden, faziletli Hüseyn Hilmi Işık Efendi'nin ailesine, talebelerine, sevenlerine ve kitaplarını okuyup sual soranlara yazdığı 300'den fazla mektûb toplanmıştır.

01
İhlas Vakfı Yayınları
90 212 451 49 00

Ebedî Seâdet Yolunda Bir Ömür - Hüseyn Hilmi Işık
Bu kitap, Osmanlı Cihan Devleti'nin tarih sahnesinden çekildiği bir zamanda ve onun pâyitahtı olan İstanbul'da başlayan ve bir asra yakın süren ömrü boyunca, sayısız talebe yetiştirip kıymetli eserler veren merhum Hüseyn Hilmi Işık Efendi'nin hayat hikayesini anlatmaktadır.

Bir tarafta kimya ile alâkalı çalışmalar yapan bir fen adamı... Diğer tarafta yılmadan usanmadan insanlara dini doğru anlatmaya çalışan bir rehber...

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri tarafından yetiştirilmiş; O'nun Ehl-i sünnet hassasiyetini ve fıkıh ilmine ağırlık veren ilim telâkkisini sürdüren bir âlim...

Hüseyn Hilmi Işık Efendi, bir yandan tasavvufun manevî mirasına sahip çıktı. Öte yandan muhtelif lisanlarda neşrettiği eserleri yayarak dinde reform teşebbüsleriyle mücadele etti.

lasik âlim modelinin son temsilcilerinden biri olarak, ama zamanı ve zemini de iyi anlayarak, eski ve yeni arasında bir köprü vazifesi gördü.

Sağlam ve tavizsiz şahsiyeti ile şöhret ve servet peşinde koşmadan; hatta ismini bile setrederek, İslâmî ilim ve hizmet tarihinde mümtaz bir mevki kazandı.

"Bizim yolumuz hizmet yoludur. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yaymak; Allah'ın kullarına Allah'ın dinini ulaştırmak yoludur" derdi.

İşte bu kitap, ecdadının îlâ-i kelimetullah misyonunu devam ettirme gayreti içindeki bir şahsiyete ve yaşadığı devre ilmî ve objektif şekilde ışık tutmaya çalışmaktadır.

01
İhlas Vakfı Yayınları
90 212 451 49 00

Dini Lügat "İzahlı Misalli Metinlerle"
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Sultan Abdülhamid’in Son Zevcesi Behice Sultan'la Altı Ay
“Bir defasında yanına gittiğimde, Sultan Efendi, evin mutfağında soğan ve patatesleri ayıklıyordu. Bunlar pazar artıklarından toplanmış çoğu çürük çarık şeylerdi. Kendimi tutamadım. Gözlerim doldu. ‘Oğlum, sarayda yaşadım. Hizmetkârlarım vardı. Ama gör, bak, şimdi ne haldeyim! Cenâb-ı Hak, bizi imtihan ediyor. İnşallah bu imtihanı kazanırız’ dedi…”

Sultan II. Abdülhamid’in son zevcesi Behice Sultan’ın, Napoli’de sürgün hayatı yaşarken, kendisini ziyarete gelen genç doktora talebesi Enver Ören Bey’e söylediği ve kuvvetli bir imanın tezâhürü olan bu sözleri, bugün kolay kolay kim söyleyebilir? Zevcesi böyle olanın, kendi acaba nasıldır?

***

Bir Çerkez beyinin kızı… Saraya alınmış… Devrin en kudretli hükümdarlarından biriyle evlenmiş… Zevci tahttan indirilmiş… Güzelliği ve zekâsı yanında, cesareti ile de tanınmış… Bu yolda başına çok işler gelmiş… Evlat acısı yaşamış… Yokluk çekmiş… İftiralara uğramış… Nihayet 40 sene vatanından ayrı bırakılmış…

Dünya bağının güzünü de baharını da tatmış; neşenin de gamın da rüzgârını görmüş bir şahsiyet…

Elinizdeki kitap, Behice İkbal Efendi’nin bir film senaryosunu andıran hayatını anlatıyor.

Sultan Abdülhamid ailesinden en çok kimi severdi?

Cihan Harbi’nin kopacağını rüyada nasıl görmüştü?

Cinayeti haber veren kuş…

Ne yer, ne içerdi?

Bronşiti nasıl tedavi ederdi?

Dindarlığı…

Sultan Abdülhamid’e dair nice bilinmeyenler bu kitapta…

01
Timaş
90 212 512 40 00

Hayatı ve Hâtıralarıyla
SEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVÂSÎ
“Gâyem, imandır. İstanbul câmilerinde 25 sene imanı anlattım. Din, Allah’ın razı olduğu hükümleri yerine getirmektir. Yalnızca iki rek’at namaz kılmak değildir. İslâmiyet ferdlerde kaldı. Amma pek nâdir ve gizli ferdlerde…”“Tasavvuf yolcusuna, üç mühim şart vardır: 1- Ehl-i sünnet itikadından kıl ucu kadar ayrılmamak. 2-Resulullah’ın sünnetine uyup, bid’atlerden kaçınmak. 3-Hocasına tam bağlılık… Bunlara riâyet etmeyen, hiçbir şeye kavuşamaz…”Seyyid Abdülhakîm Arvâsî

Son asırda hem zâhirî din bilgilerini, hem tasavvufu bir arada öğreten ender şahsiyetlerden…Hem kendi kurup masrafını karşıladığı medresesinde talebe yetiştiren; hem de dergâhında ilahî marifeti gönüllere nakşeden son mürşidlerden…Yeni devirde, medrese ve tekkeler kapatıldıktan sonra bile vaaz ve irşaddan geri durmayarak, doğru dinin öğrenilmesinde ve yaşanmasında hassasiyet göstermiş bir müceddid…Bu yolda hayatını hep sıkıntılarla geçirmiş ve bu şekilde âhirete göçmüş büyük bir mücâhid…Elinizdeki kitapta, son asrın mümtaz âlimlerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin hayatı, âdetleri, sözleri, kendi kaleminden, vesikalardan ve sevenlerinin dilinden anlatılıyor… Bu büyük İslâm âliminin şahsında, o devrin ilim hayatına, tekke kültürüne ışık tutuluyor... 2. Baskıya ait yanlış doğru cetveli (05.10.2018)

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Osmanlı'ya Kalan Miras
Yakın tarihin altı asrına damgasını vuran Osmanlı Devleti, Avrupa ile en çok teması olan İslâm devleti idi. Öyle ki ecnebîler, İslâm deyince Türk’ü anlar; “Müslüman oldu!” yerine “Türk oldu!” derlerdi. Asırlarca Batı’nın Müslümanlığa açılan penceresi Osmanlılar oldu. Bu miras, onlara cihan hâkimiyetinin yolunu açtığı gibi, bugün bile özlenen apayrı bir dünya görüşünün de temsilcisi kıldı. Elinizdeki kitap, Osmanlı’ya kalan işte bu mirastan bahsetmektedir.
01
Timaş
90 212 512 40 00

Sürgündeki Hânedan
“Bir gece çamaşırlarımızı dahi alamadan bu memleketten nasıl kovulduğumuzu düşündükçe fena olurum. İnsan hizmetçisini bile kovarken eşyalarını almasına müsaade eder. 600 senelik bir ailenin bu memlekette hiç mi hakkı yoktu? Osmanlı hânedanına mensup kızlar ve kadınlar, atıldıkları Avrupa memleketlerinin kendilerine yabancı olan şehirlerinde açlıktan kıvrandılar, süründüler; fakat namuslarından asla fedakârlık etmediler.” Şehzâde Selim Efendi’nin kızı Emine Nemîka Sultan

3 Mart 1924 itibarıyla Türk-İslâm tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Müslümanların en eski müessesesi olan halifelik kaldırıldı; ayrıca tarihin en uzun ömürlü hânedanlarından Osmanlı ailesinin takriben 200 ferdi, vatandaşlıktan çıkarılarak vatan toprakları dışına sürüldü. Bu, yaşlısından beşikteki bebeğe kadar hepsi için sıkıntılı bir hayatın başlangıcı oldu. Hemen hepsi sürgünde vatansız, pasaportsuz olarak yaşadı. Bankalarda paraları, yanlarında nakitleri ve yurt dışında akrabaları olmayan bu insanları çoğu tarifsiz acılar çekti. İlaç parası bulamadığı için dilenenler; konu komşunun getirdiği bir tas çorba ile yaşayanlar; açlıktan ölenler; sefalet sebebiyle intihar edenler; aklını kaçıranlar; kimsesizler mezarlığına gömülenler oldu. Ama her zaman asalet ve şereflerine uygun yaşamaya çalıştılar. Tarihin en eski hânedanlarından Osmanlı ailesi, siyaset sahnesinden böylece çekilmiş oldu. 1952 yılında hânedanın hanımlarına, 1974 yılında da erkeklerine memlekete dönme izni verildi. Ancak iyi-kötü yurt dışında bir hayat kuran insanların, çoğunun geri dönme imkân ve ihtimali kalmadıktan sonra…

Osmanlı Tarihi’ne dair yazdığı yazılar ve yaptığı televizyon programlarıyla tanınan hukuk tarihçisi Ekrem Buğra Ekinci Sürgündeki Hânedan kitabıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun son vârisleri hakkında literatürde benzeri bulunmayan bir monografi hazırladı.

Hânedanın tüm üylerinin sürgünde neler yaşadığını kendi anlatımlarıyla dinlemeye hazır mısınız?

1. Baskıya ait yanlış doğru cetveli (18.02.2017)

2. Baskıya ait yanlış doğru cetveli (18.02.2017)

3. Baskıya ait yanlış doğru cetveli (01.08.2017)

01
Timaş
90 212 512 40 00

Osmanlı'nın Çöküşü
Kimi “Hasta Adam” dedi… Kimi kendi menfaati uğruna hastayı iyileştirmeye kalkıştı…

İsyanlar, darbeler, Jön Türkler, İttihat ve Terakki, Balkan Harbi derken, Osmanlılar, ellerinde kalan son toprak parçasını kurtarma derdine düştüler. Ancak bilanço ağır oldu. İmparatorluk, pek çok parçasını geride bırakırken bambaşka bir hâle dönüştü. Türkiye Cumhuriyeti, kalan topraklarda, dokuz asırlık bir imparatorluğun üzerinde kuruldu.

Bütün bu olup bitenlerin ardında yatan gerçekler neydi?

- Sultan Abdülhamid nasıl tahttan indirildi?

- Osmanlı hanedanının başına neler geldi?

- İttihatçılar kahraman mıydı, hain miydi?

- Çanakkale geçilseydi neler yaşanırdı?

- İzmir’i kim ateşe verdi?

- Son padişah tahtını nasıl kaybetti?

- Halifeliğin kaldırılmasının perde arkası neydi?

- İnkılâplara halkın reaksiyonu ne oldu?

- Yeni devir, hayatımızda neleri değiştirdi?

- Ayasofya neden kapatıldı?

- İmparatorluğun dağılan tespih taneleri nereye saçıldı?

Bilinen tarihî hâdiselerin bilinmeyen arka planına temas eden Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinden yola çıkarak Cumhuriyet’i anlayacak ve ardından yaşananlara dair pek çok tartışmanın cevabını bulacaksınız: OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞÜ/İmparatorluk İttihatçıların Elinde.

01
Timaş
90 212 512 40 00

Ama Hangi Osmanlı?
Dünyayı hâkimiyeti altına alan güçlü bir imparatorluk olarak da anlatıldı, iktidar hırsının yuvası olarak da… Padişahların gücüne ve gaza inancına methiyeler dizilirken, diğer taraftan da taht kavgalarının ve kardeş katlinin zalimliği dilden dile dolaştı. At üstünde seferden sefere geçen bir zaferler tarihi de resmedildi, harem ve saraydan dışarı çıkılmayan bir imparatorluk hayatı da… Kanunlarıyla dünyaya örnek olduğu yazılırken, kanunsuzlukları da gerileyişine sebep olarak gösterildi. Medrese ve vakıflarıyla köklü bir imparatorluk olduğu da anlatıldı, hâkim güçlerin arasında kapana kısıldığı da…

Peki ama Osmanlı bu anlatılanlardan hangisiydi?

Tarih sahnesinden elini eteğini çoktan çekmiş bir imparatorluk olmasına rağmen hâlâ pek çok araştırmaya, tartışmaya, polemiğe, dizilere, kitaplara taşınan Osmanlılar kimdi? Osmanlı ne kadar doğru anlatıldı? Kanunları, haremi, kardeş katli meselesi ve dahası…

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin kaleminden Osmanlı dünyası, padişahları, kültür hayatı ve bir imparatorluğun insana bakışı… Ama Hangi Osmanlı’da Osmanlı’ya dair gündemde ve akıllarda kalan pek çok sorunun, tartışmanın cevabını bulacaksınız…

“PEKİ SİZ OSMANLI’YI NASIL BİLİRSİNİZ?”

01
Timaş
90 212 512 40 00

HUKUKUN SERÜVENİ
Hukukun Serüveni, okuyucusunu, Antik Mısır’dan başlayıp, Mezopotamya’ya, Hititlere, Japonya ve Çin’e, Arabistan ve Türkistan’a, İran ve Hindistan’a, Yunan ve Roma’ya, Yahudilik ve Hıristiyanlık’tan İslâmiyet’e uzanan, nihayet Avrupa’da sona eren bir yolculuğa çıkarıyor.

Hukuk, insanlık tarihinin belki en eski müessesesidir. Hatta kanunların sık değiştirilmediği zamanlarda, tarihin ta kendisi idi. Bir şeyi tanımanın en iyi yolu, onun mazisini bilmektir derler. Antik Çağ’a ait bir kaide, asırlar sonra bambaşka bir coğrafyada karşımıza çıkabilmektedir. Hukuk sistemlerinin birbirine tesiri şaşırtıcı derecededir.

Bu yolculukta nice enteresan sahneye şahit olunabilir: Düello, ateş tecrübesi, kız kaçırma, çok kadınla evlilik, borcu sebebiyle kölelik, insan kurbanı, çocuk satışı, seyyar hâkimler, cezalandırılan hayvan ve eşyalar, kast sistemi, ölen kocasıyla yakılan Hindu kadınları, hâkimliğin parayla satılması, kanunları ezberleyip her sene halka okuyan kanun sözcüleri….

Hukukun Serüveni, yalnızca bir umumi hukuk tarihi kitabı değil, aynı zamanda insanlık mirasını gözler önüne sermeye çalışan bir dünya tarihi sayılabilir. Hâkimlerin hükümdarlarla mücadelesi, parlamentonun doğuşu, kilise reformu, laikliğin ortaya çıkışı, yazılı kanunların hazırlanışı gibi meraklı hadiseleri de kitapta okumak mümkün. Hukukun Serüveni, adalet mücadelesinin de tarihidir.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

OSMANLI MAHKEMELERİ (Ottoman Courts)
Tanzimat'ı hazırlayan sebepler, Osmanlı adliyesinde ıslahata neden gerek duyulduğu, alınan model, yeniliklerin İslâm hukukuna ne derece uyduğu, karşılaşılan güçlükler üzerinde durulmaktadır.

1. Baskıya ait yanlış doğru cetveli

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

İSLAM HUKUKU VE ÖNCEKİ ŞERİATLER (Islam and the Laws of Previous Religions)
Bütün semavi dinler getirdikleri inanç esaslarının yanısıra, insanların günlük hayatlarını en ince teferruatına kadar düzenlemektedir. İbadetten ticarete, cinayetten evliliğe kadar. Bu düzenlemenin mahiyeti nedir? Hz. Muhammed önceki peygamberlerin getirdiği hükümlerle amel etmiş midir? Aralarında benzerlik var mıdır? Bu benzerlik ne ölçüdedir? Sebebi nedir?... Üç dinin mukayesesi yapılmaktadır

1. Baskıya ait yanlış doğru cetveli

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

İSLAM HUKUKUNDA DEĞİŞMENİN SINIRI (The Fundamentals of Change in Islamic Law)
İslâm Hukuku, insanlığın ihtiyacını karşılamaktan uzak mıdır? Zamana göre değişkenlik ve esnekliğe sahip değil midir? Bunun boyutu ne ölçüdedir? Örf ve âdetin İslâm hukukundaki yeri nedir?

1. Baskıya ait yanlış doğru cetveli

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

İSLAM HUKUKU TARİHİ (A History of Islamic Law)
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

İSLAM HUKUKU (Islamic Law)
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

OSMANLI HUKUKU (Ottoman Law)
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle (Ahmed Cevdet Pasha and Mejelle)
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Ateş İstidâsı (Appeal in Ottoman Law)
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51

Külliyat-ı Kavânîn
Eskiler, “İlim, lügat demektir” derlerdi.

Bir ilmi anlamak için, o ilme ait tabirleri bilmek icab eder.

Dinî metinler doğru anlaşılmadığı takdirde, yerini bâtıl ve hurâfeler alır.

Dinini doğru öğrenmek ise, her müminin hakkı ve vazifesidir.

İşte Dinî Lügat, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştır.

01
Arı Sanat Yayınevi
90 212 520 41 51