TANZİMAT DEVRİ OSMANLI MAHKEMELERİ

Eski hukukumuzda monarşiyle yönetilen devletlerin hepsinde olduğu gibi yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarını adı ne olursa olsun (halife, sultan, emir, padişah vs.) devlet başkanının uhdesindeydi. Ancak devlet başkanı bu fonksiyonlarını vekilleri vasıtasıyla kullanır; yargı fonksiyonunu da devlet başkanı adına onun tayin ettiği hâkimler yerine getirirdi.

OSMANLI HUKUKUNDA İZİNNÂME İLE NİKÂH

Evlilik, bir erkek ile bir kadının beraberliği neticesini doğuran bir akid ile olur. Buna nikâh akdi denir. Nikâh, insanlık tarihinin en eski müesseselerinden birisidir. Hemen her cemiyette, şartları ve neticeleri farklı da olsa nikâh mevcuttur.

OSMANLI DEVLETİNDE MAHKEMELER VE KADILIK MÜESSESESİNE DAİR LİTERATÜR TAHLİLİ ve BİBLİYOGRAFYA

Osmanlı tarihini umumiyetle iki devre ayırmak âdet olmuştur; Beş asırdan fazla bir zamanı ihtiva eden klasik devir ve öte yanda bir asrı bulmayan, ancak en az önceki kadar mühim hâdiselerin cereyan ettiği Tanzimat devri. Hayli uzunca olan ilk devirde mahkemeler teşkilatı ufak tefek istisnalarla beraber hep bir yeknesaklık arzeder. Ancak ilkine göre oldukça kısa olan ikinci devir boyunca adliye teşkilatında çok mühim reformlar yapılmış, imparatorluğun sonuna kadar hükûmetin mahkemeler teşkilatı üzerinde tasarrufu devam etmiştir.

OSMANLI HUKUKUNDA KARDEŞ KATLİ MESELESİ

Türkler, gerek anavatanları olan Orta Asya’da, gerekse sonra yerleştikleri İran, Ortadoğu ve Anadolu’da irili ufaklı pek çok devlet kurdular. “Pek çok devlet kurdular” denince, pek çok Türk devletinin de “yıkıldığı” anlaşılmaktadır. Bunların yıkılmasında, devlet hâkimiyetinin, hanedanın ortak malı sayıldığı eski bir Türk siyasî geleneğinin tesiri çok büyük olmuştur. Hanedanın her erkek mensubu, küçük olsun, büyük olsun, tahta geçmek hususunda kendisini eşit hak sahibi görmektedir. İşte eski Türk tarihinde bolca görülen hanedan kavgalarının esası, ülüş sistemi denilen bu gelenektir.

LÜBNAN'IN ESAS TEŞKİLÂT TARİHÇESİ

Lübnan, gerek coğrafyası, gerek etnik yapısı ve gerekse idâre tarzı itibariyle şüphesiz Orta Doğu'nun en enteresan ülkelerinden biridir. Bu sebeple asırlardır dünya gündeminden bir an olsun inmiş değildir, bu haliyle de ineceği yoktur.

MACHIAVELLI VE HUKUK TARİHİNDEKİ YERİ

Onaltncı yüzyılın başlarında en parlak çağını yaşayan Rönesans ve bunun yanısıra coğrafî keşifler ve teknik buluşlar, dünya hayatında büyük yeniliklere yol açmıştı. Bu da insan zekâsını harekete geçirerek, Hıristiyanlıktan gelen ruh ve madde arasındaki ihtilaf ortadan kalkmış, böylece güzel sanatlar büyük gelişme göstermişti. Ancak bunlarla fazla ilgilenemeyen Floransa'lı devlet ve fikir adamı Niccolo Machiavelli'nin aklı siyasetteydi.

İSLÂM HUKUKUNDA MAHKEME KARARLARININ KONTROLÜ (Kanun Yolları)

Hukukî ihtilafların adlî yoldan çözülmesi, her zaman ihtilafı sona erdirmiş sayılmaz. Çünki yargı merciinin kararı, hukuka ve usule aykırı verilmiş olabilir. Bu gibi hallerde, aykırılığın giderilmesi ve ihtilafın adalete uygun olarak çözülmesi için bir takım hukukî çareler getirilmesi zorunlu olmuştur.

OSMANLI HUKUKUNDA MAHKEME KARARLARININ KONTROLÜ (Klasik Devir)

Bu makalede Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği 1839 yılına kadar devam eden ve hukuk tarihi bakımından klasik devir olarak bilinen zaman zarfında mahkeme kararlarının kontrol usul ve teşkilatı incelenmeye çalışılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki Osmanlı hukuku, İslâm hukuku tatbikatından başka bir şey değildir ve bu hukukun usul ve prensipleri Osmanlı Devleti’nde de aynen ve hatta geliştirilerek uygulanmıştır.

MECELLE’DE KANUN YOLLARI

Ahmed Cevdet Paşa başında bulunduğu hukukçulardan müteşekkil bir hey'etin hazırladığı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin doğrudan hukuk usulüne dâir son üç bölümü Kitabü'd-Da'vâ, Kitabü'l-Beyyinat ve't-Tahlif ve Kitabü'l-Kazâ, 1876 yılında tamamlanarak kanunlaşmıştı.

İSLÂM’DA SİGORTA VE FÂİZ HAKKINDA BİR RİSÂLE

Sigorta, bugünki anlamıyla İslâm hukuku literatürüne daha geçen yüzyılda girmiştir. Bu konuda ilk hükümlere ondokuzuncu asırda Şam'da yaşamış Hanefî mezhebindeki bir Osmanlı hukukçusu olan Seyyid Muhammed Emîn İbni Âbidîn'in Reddü'l-muhtâr ale'd- Dürri'l-muhtâr adlı çok kıymetli eserinde rastlanmaktadır.

İSLAM-OSMANLI HUKUKUNDA VASİYETİN İSBATI

İslam hukukunda vasiyet îcap ve kabul ile in'ikad eden, dolayısıyla resmî şekil şartı aranmayan bir akittir. Bir nizâ sözkonusu olduğunda ve gerektiği durumlarda usulüne uygun iki şâhidin şâhitlikleriyle vasiyetin varlığını isbat etmek mümkündür. Ancak uygulamada genellikle vasiyetlerin yazılı olarak düzenlendiği veya mahkemeye başvurularak yazılı hale getirildiği, bir başka tabirle hüccete iktiran ettirildiği görülmektedir. Vasiyetle ilgili da'vâlara Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar şer'î mahkemeler bakmıştır.

İSLAM-OSMANLI HUKUKUNDA VASİYETİN ŞEKLİ

Yukarıdaki başlık, vasiyet işleminin geçerliliğinin bir takım formalitelere bağlı bulunuğu kanaatini vermemelidir. Zira İslam-Osmanlı hukukunda hiçbir tasarruf, diğer eski ve kökeni bunlara dayanan çağdaş hukuklarda olduğu gibi şekil şartına bağlanmamıştır.

DİN VE DEĞİŞİM - RIHLE ROPÖRTAJ

Bugün fıkhı dinden ayrı mütâlaa etmek yanlıştır ve tehlikelidir. Makâsıdı nazara alarak meselelere çözüm getirmek iddiası da, abartılı ve o ölçüde de suistimale elverişli bir teşebbüstür.

ESKİ HUKUKUMUZDA ÖLÜM HASTASININ TASARRUFLARI

Eski hukukumuzda fiil ehliyetini sınırlayan bazı durumlar vardır. Bunlara klasik kaynaklarda ehliyet ârızaları denir. Bu ârızaların varlığı durumunda insan olgun bir şekilde hareket edemez. Gerek vecibelerini yerine getirme, gerekse haklarını kullanma bakımından tam değil de sınırlı yetki ve ehliyette kabul olunur ve hukukî tasarrufları kısmen veya tamamen geçersiz sayılır. Bu da hem o kimsenin, hem de başkalarının haklarını koruma maksadıyla getirilmiş bir tedbirdir.