"BİR OĞLUMUZ OLDU!"
TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ CİHAN HARBİ’NE GİRİŞ MACERASI

Türk bayrağı çekmiş Alman gemileri Karadeniz’e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Enver Paşa, her şeyden habersiz arkadaşlarına “Bir oğlumuz oldu” diyerek haberi müjdeliyordu.

Türk bayrağı çekmiş Alman gemileri Karadeniz’e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Enver Paşa, her şeyden habersiz arkadaşlarına “Bir oğlumuz oldu” diyerek haberi müjdeliyordu.

Daha evvel İttihatçılar arasındaki aşırıların, Türkiye’yi Almanya yanında harbe sürüklediklerinden bahsedilmişti. Bazıları, Jön Türkleri temize çıkarmak için hükümetin Almanya ile ittifaka mecbur olduğunu; diğer memleketlerin ittifaka yanaşmadığını iddia eder.

İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahid hatıralarında der ki: “Harbe girmemiz, Alman diplomasisinin ustalığı veya Jön Türk idarecilerinin hüneri değil; bilakis İngiliz ve Alman diplomatlarının kabiliyetsizliğinin eseridir.”


Göstermelik gayretler

1911 ve 1913’te yapılan iki ittifak talebini İngiltere geçiştirmişti.  Cemal Paşa, Ocak ve Temmuz 1914’te Fransa ile temasa geçti; ama müsbet cevap alınmadı. Mayıs 1914’te bir diplomatik yemek esnasında Talat Paşa Rusya’ya ittifak teklif etti; karşılık gelmedi.

Gerçi Jön Türklerin bu gibi memleketlerle ittifak arayışı göstermelikti. Kaç seneden beri Almanya’nın Türkiye’deki pozisyonu belliyken, başka ne olabilirdi? Yine de Türkiye’yi Almanya’nın, dolayısıyla felâketin kucağına iten biraz da onlar olmuştur.

Sadrazam Said Halim Paşa, İngiliz sefiri Mallet’ye bitaraf kalmak mukabili bazı taleplerde bulunmuştu: “Kapitülasyonlar kalkacak. Yunan adaları iade edilecek. Mısır meselesi hallolunacak. Rusların muhtemel tecavüzünde, İngiltere ve Fransa müdahale edecek.”

Buna İngiltere’nin cevabı şöyle oldu: “Adli olanlar dışındaki kapitülasyonlar kalkabilir. Adalar ve Mısır meselesi harbden sonra çözülebilir. Rusya’nın tecavüz etmeyeceğine dair yazılı teminat verebiliriz. Siz de Boğazları açınız.” Bu cevap hükümeti ürküttü. (Ali İhsan Sabis, Hatıralar, 241)

Drang nach Osten

Cemal Paşa hatıralarında, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı topraklarına göz diktiğini; halbuki Avusturya ve İtalya’nın isteyecekleri bir şey kalmadığını, Almanya’nın da Türkiye’yi sömürgeleştirmesinin coğrafya itibariyle mümkün olmadığını söyler. Paşa, harbin sebeplerinin farkında değildir.

Müttefikler dünya pazarlarını inhisarlarına aldığı halde, Almanya’nın sanayi mamulleri için birer çıkış yeri aradığından, bunun için Drang nach Osten (Şarka Doğru) adını verdiği ve hemen herkesin bildiği 5B (Berlin, Belgrad, Bizans, Bağdad, Bombay) politikasından Cemal’in haberi yoktur. Balkanlardaki Slav çemberi yıkılınca, Türkiye artık bir Alman müstemlekesi olacaktır.

İkinci perde

Seferberliğin ilanı, fiilen harb demekti. İş, bir emirvâkiye kalmıştı. O esnada -nasıl olduysa!- tamamen İngiltere kontrolündeki Akdeniz boyunca İngilizlerden kaçarak Osmanlı karasularına sığınan iki Alman gemisi, Goeben ve Breslau, Enver Paşa’nın yazılı emri ile ve Said Halim Paşa, Talat ve Cemal Paşa’nın bilgisi dâhilinde Çanakkale Boğazı’ndan içeri girdi.

Tarafsızlık kaidesine göre bunların ya 24 saat içinde karasularından çıkarılması veya derhal silahlarından tecrid edilmesi lazımdı. Bu yapılmadığı gibi, Marmara’da ecnebi gemileri aramaya kalkınca, İngiliz ve Fransız sefirleri vaziyeti protesto ettiler. Alman sefir silahtan tecridi kabul etmeyince, hükümet güya 80 milyon marka (5 milyon altın liraya) gemileri satın alıp, Yavuz ve Midilli adı verildiğini ilan etti.

Dünyada daha pahalıya mal olan bir gemi yoktur. Almanya ile ittifak anlaşmasının imzalandığı gün, İngiltere kendisine sipariş edilip parası ödenmiş iki dritnotu vermediği gibi, parasını da iade etmedi. Bu ki gemi, adeta onların yerine konulmuştu. Tarihçi İsmail Hami Bey’in “yalan-dolan mecmuası” dediği Talat Paşa’nın hatıratında satışın hakiki olduğu iddia edilirken; Cemal Paşa gösteriş olduğunu söyler.

Bu sefer müttefikler, gemilerin Alman personelden tecridini istediler. Ancak Alman general Souchon bunu kabul etmedi. Gemilerin etrafını torpidolarla sararak çılgınca bir işten alıkoymak isteyen Rauf Bey’i, Enver Paşa derhal Afgan Emirine mektup götürmek bahanesiyle uzaklaştırdı. Hükümet, gemidekilere fes giydirerek hükümet hizmetine aldığını ilan etti. Bu, komedyanın beş kişinin oynadığı ikinci perdesidir.


Harb çığırtkanlığı

Herkes yüreği ağzında bekliyordu. İktidar yanlısı gazeteler var gücüyle harb çığırtkanlığı yaparken, komitenin ileri gelenleri turneye çıkıp harb lehine konferanslar veriyor, nutuklar atıyordu. Cafer Tayyar Paşa gibi “harbe giremeyiz” diyen mütehassısların sözü ağzına tıkılıyordu. Halbuki devlet harbe hazır değildi. Said Halim Paşa bile, hiç değilse hazırlıkları ikmal için tarafsızlığı altı ay sürdürmeyi istiyordu.

Ama kabinede Alman menfaatlerinin sözcüsü pozisyonundaki Enver Paşa, Almanya’nın sıkışık vaziyetinden dolayı bir an evvel harbe girilmesinde ısrarcı oldu. Edirne manevralarında, ordunun teçhizatının iyi olmadığı, hatta askerin kaputlarının bile bulunmadığını söylemek cesaretini gösteren kolordu kumandanı Hasan Rıza Paşa, eski dostu Enver Paşa tarafından azarlanarak derhal tekaüde sevkedildi.

Bir adım daha

Bîtaraflığa rağmen, Türk ve Alman askeri heyetleri hummalı bir şekilde Odesa’ya asker çıkarmak yahut Mısır’ı işgal etmek gibi projeler üzerinde çalışıyorlardı. Bulgaristan’ı harbe ikna için Almanlar ve Türkler iki taraftan uğraşıyordu. 8 Eylül’de kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırıldı. Almanya dâhil bütün memleketlerin şiddetle protesto ettiği bu karar, Türkiye’yi harbe bir adım daha yaklaştırdı.

İttihatçıların Sultan Reşat sarayına koydukları Mabeynci Lütfi Simavi Bey hatıratında der ki: “Hicaz’ı, Irak’ı, Suriye’yi ve Filistin’i kaybettiğimiz bu hâileye işte böyle bir hokkabazlıkla karıştık. İstikbali karanlık gören vekillerin bir kısmı istifa etti. Uğursuz Trablusgarp ve Balkan muharebesinden sonra iyileşmemiş yaralarımıza rağmen hiçbir mecburiyet yokken ve kimse tarafından taarruza uğramadığımız halde dünyanın en birinci devletleri aleyhine harbe girişmek, delice olduğu kadar, canice bir siyaset idi.”


Şaka yapmıştım

Amiral Souchon, Karadeniz’e bir an evvel çıkmak için sabırsızlanıyor; bu iki gemiyi Türk gemisi saymayan İtilaf devletleri ise, çıktığı anda düşman muamelesi göreceğini ilan ediyordu.

Alman gemileri henüz pusuda beklerken, Said Halim, İngiliz sefiri Sir Mallet’e “Bir buhran çıkacak olursa harbiye nazırını tevkif ettiririz” diye teminat vermişti. Görülüyor ki, memleketi ateşe sürükleyen komitacılar, birbirlerine karşı da pusu vaziyetinde idi.

Sir Mallet, Cemal Paşa’ya, Almanlar Türkiye’yi harbe sokmak için gerekirse darbe yapıp kendisini hapse atabileceğini söylediğinde, Cemal Paşa dehşetli bir cevap verdi: “Böyle bir şeyi hissettiğim anda, bahriye nazırı sıfatıyla Çanakkale boğazını İngiliz ve Fransız donanmalarına açarım” demişti. Mahmud Muhtar Paşa’nın Maziye Bir Nazar adlı hatıratında anlattığı hâdiseyi Cemal Paşa hatıratında “şaka yapmıştım” diyerek geçiştirir.

Üçüncü perde

İki gemi Enver Paşa’nın emriyle, 27 Ekim 1914’te Alman kumandasında ve mürettebatıyla Karadeniz'e çıktı. 6 Eylül 1914’de General Bronzart ile Enver’in yaptığı askerî planda, bu husus öngörülüyordu. Gemilerin Çanakkale Boğazı’ndan geçiş emrini bizzat veren Enver Paşa, her şeyden habersiz arkadaşlarına “Bir oğlumuz oldu” diyerek haberi müjdeledi.

Amiral Souchon kumandasındaki filo, Odessa, Kefe, Novorossiysk ve Sivastopol limanlarını bombaladı. İki Rus ve bir Fransız gemisini de batırdı. Bunun üzerine 3-5 Ekim arasında Rusya, İngiltere ve Fransa, Türkiye’ye harb ilan etti. Maceranın hemen ertesinde sefirler İstanbul’u terketti. Ruslar Doğubayezid’den sınırı geçtiği gibi; İngilizler de Akabe limanını topa tuttular.

Herşey yalnızca üç kişinin, Enver, Talat ve Cemal Paşa’nın inisiyatifiyle oldu. Said Halim Paşa güya istifaya kalkışmış; sonra ısrarlara dayanamayarak kalmıştır. Üçüncü perde böylece indi.


Çılgın romantik

Sonradan aşırılar, ilk atışı Rusların yaptığını; hatta Rusların boğaz önüne torpil dökerek kapatmak istediğini iddia ettiler. Hakikat, az sonra meclis tahkikatıyla ortaya çıktı.

Talat, hatıralarında hâdiseden haberi olmadığını, Enver’in de bilmediğini söyler. Cemal, kararı Enver ile beraber aldıklarını ima eder; o zaman Cavit dışında herkesin harb taraftarı olduğunu söyler. Karabekir, ilk atışın Enver’in emriyle yapıldığını söyler.

Esasen bu taarruz daha 7 Haziran’da Enver ve Alman kurmaylar tarafından kararlaştırılmıştı. Enver’in gemilere verdiği taarruz emrinin orijinali hem Türk (ATASE), hem Alman arşivinde mevcuttur; 1931’de Ahmed İhsan’ın Matbuat Hatıraları’nda; 1993’te de Tarih ve Toplum mecmuasında neşredilmiştir.

Şurası anlaşılıyor ki, başka siyasi, iktisadi ve ictimai sebepler ne olursa olsun, Türkiye’nin Cihan Harbi’ne girişi, hem de Almanların yanında girişi, büyük ölçüde Enver Paşa’nın tek taraflı inisiyatifiyle olmuştur.

Tarihçi İsmail Hami Danişmend der ki: (IV/408) “Türkiye’nin hiçbir lüzum olmadığı halde birinci cihan harbine atılmasında ve ondan sonra da çılgınca harp maceralarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun inkıraza uğramasında en mühim âmillerden biri de işte bu Enver Paşa’dır.”