ÇANAKKALE GEÇİLSEYDİ...

Çanakkale Boğazı, 1918 değil de 1915 yılında geçilseydi tarihin seyri tamamen değişebilir miydi?
23 Mart 2008 Pazar
23.03.2008

Çanakkale muharebeleri, Irak cephesindeki Kutü’l-amâre muharebesi ile beraber Birinci Cihan Harbi'nde Türklerin yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir. Hatta Irak cephesinde, İngiliz ordusunun kumandanı bile esir alınmıştır.

Kimin zaferi?

Şaşırtıcı bir şekilde, son zamanlarda Çanakkale gündemden hiç düşmüyor. Çanakkale Muharebeleri münasebetiyle merasimler yapılıyor; akın akın şehitlik seferleri tertipleniyor; âbideler inşâ ediliyor; şiirler söyleniyor.

Osmanlıların son zaferi olan ve İngilizlerin altı ayda geçilemez dediği Termofil geçidini 24 saatte geçip Atina’yı işgal ettiği 1897 Tesalya Harbi’ni hatırlayana rastlanmıyor. Ama lokal bir muharebe olan Çanakkale’yi de bilmeyen yok. Üstelik Sultan Hamid zamanında yetiştirilmiş onbinlerce yüksek tahsilli delikanlının hayatını kaybettiği; zâyiâtının çokluğu ile zaferden çok hezimete benzeyen bir muharebe...

Neden böyle? Tesalya Harbi, Sultan Hamid’in; Çanakkale, İttihatçıların zaferi de onun için.

Hem kazanç hem kayıp

Almanlar, böyle bir taarruzu bekliyordu. Bu sebeple devrin en mükemmel müdafaa teşkilatını kurdular. Boğazın her yanını güçlü istihkâmlarla donattılar. Boğazı da son model teçhizat ve tekniği kullanarak mayınladılar. Hangi donanma olursa olsun, o boğazdan geçmesi neredeyse imkânsızdı. Dolayısıyla 18 Mart zaferi, tamamıyla Alman teknoloji ve Alman istihkâmının, İngiliz ve Fransız donanmasına karşı mücadelesinin neticesidir.

Burada Türk ordusunun ancak destek mahiyetinde bir rolü vardır. İstihkâmlar tamamen Almanlar tarafından teşkil edilmiş; kumanda da Almanların elindedir. Geçmeye çalışan gemileri ağır bir top taarruzuna tâbi tuttular ve ard arda gemileri batırdılar. Boğaz tamamen mayınlı olduğu için, kaçarak manevra yapmak isteyenler mayına çarparak battı. Müttefikler bir gün uğraşıp geri çekildiler.

Sonra İngilizler kara çıkartmasına karar verdiler. Bu harekâtın maksadı İstanbul’a yürümek değildi; istihkâmları susturmak ve karadan gemileri batırmasını önlemekti. 25 Nisan’da Gelibolu yarımadasını ele geçirmek üzere harekâta başladılar. Ancak çıkarma birliklerinin Gelibolu’ya sevki beş hafta gecikti. Bu çıkartma 18 Mart’ın hemen peşinden yapılsaydı, karşı tarafın bir şansı yoktu. İngiliz kaynaklarından anlaşıldığına göre, bunun sebebi İngiliz hükümet ve silahlı kuvvetlerdeki fikir ayrılıklarıdır.

Asker sevki hususunda son sözü söyleyen kara kuvvetleri kumandanı Lord Kitchener bu harekâta muhalifti. Batı cephesinden, yani aslî cepheden buraya bir kişi bile göndermek istemedi. Çıkartma, donanma bakanı Churchil’in projesiydi. Mısır’dan asker sevketmesi istendi. Bunun üzerine Avustralya ve Yeni Zelanda’dan birlikler getirildi. Bu zaman zarfında büyük mikdarda askeri yığınak yapıldı. Çünki çıkarma olacağı belliydi.

Buraya yığılan Türk birlikleri, İngilizleri ve bütün dünyayı şaşırtan bir enerjiyle, büyük bir performans göstererek Çanakkale Geçilmez destanını yazdı. Müttefikler ummadıkları kadar cesur ve kararlı bir direniş ile karşılaştılar. Türkler, sanki yarın yokmuş gibi savaştılar. Bütün bir kuşağı burada kurban vermeyi göze aldılar. Yeter ki kimse geçmesin mücadelesini verdiler. Böylece Türkiye, Çanakkale’de hem kazanmış, hem de kaybetmiş oldu.

Sarıkamış ve peşinden Çanakkale’de verdiği korkunç zayiat ile 1915 sonunda Türkiye’nin elinde adeta askeri varlık kalmamıştı. İkisinde de bir genç erkek kuşağı bitti. Geriye sayıca az ve donanımı noksan acemi askerler kaldı. Artık harbi kazanma şansı bitmişti.

Buna mukabil müttefikler Türkiye cephesine 1918 Eylül’üne kadar bir daha teşebbüste bulunmadılar. Harb her iki tarafta da tavsadı. Üç sene bekleyip 1918 sonunda birden bire bütün cephelerden saldırdılar. Bir yandan 29 Eylül 1918’de Bulgaristan’ı çökerttiler. Böyle olunca İstanbul’un müdafaa imkânı kalmadı. Öte yandan Suriye ve Irak cepheleri çökertildi. Böylece müttefikler (aslında İngilizler) Türkiye’yi 40 günde bitirdiler.

Daha hafif bir fatura

Acaba Çanakkale geçilseydi, ne olurdu? Çanakkale zaten üç seneye kalmadan geçildi. 1918 yılında değil, 1915 yılında geçilseydi, tarihin seyri nasıl değişirdi?

Tarih ilminde, şöyle olsaydı nasıl olurdu veya böyle olmasaydı nasıl olurdu suallerine cevap vermek kolay değildir. Tarihî mevzularda, eldeki bilgilere göre konuşmak kolaydır. Ama istikbale dair tahminler yapmak insana cazip gelse de, zor ve riskli bir iştir. Bu, ancak şahsi tahminden öte geçemez. Ama bunu tamamen inkâr etmek de, tarih ilminden beklenen faydayı hâsıl etmez. Tarih bir tekerrürden ibarettir sözü meşhurdur.

Türkiye cihetisden şu tahminleri yapmak belki mümkün: Bir kere harb bu kadar uzamazdı. Zayiatın çok olduğu Çanakkale kara harblerine gerek kalmazdı. Milyona yakın askerin şehid olup, yaralanıp, esir düştüğü Irak, Mısır, Galiçya, Suriye gibi yeni cepheler açılmazdı.

Hükümet, düşmanla münferid sulh istemek zorunda kalırdı. Daha az zayiatla harbden çekilmek mümkün olurdu. İtilaf devletleri, Sevr’deki kadar acımasız olmazdı. “Bizim derdimiz Almanlarla idi. Siz niye harbe girdiniz? Harbi uzattınız. Cepheleri genişlettiniz. Her şeyin mes’ulü sizsiniz!” diyerek Türklere savaş suçlusu muamelesi yapmazlardı.

Çarlık?

Çanakkale geçilseydi, Arap ihtilali gerçekleşmez, Filistin, Suriye, Irak, Arabistan elden çıkmazdı. Arabistan’da Vehhabî Suud Krallığı, Filistin’de İsrail Devleti kurulmazdı. Petrol havzaları ve mukaddes beldeler işgal edilmezdi. Arap toprakları istiklalini kazanırdı ama, Osmanlı Milletler Topluluğu adıyla toparlanabilirdi.

Çanakkale’yi geçmek isteyenler Rusya’ya yardım götürdükleri için, Rusya’da Bolşevik ihtilâli olmaz; çarlık devrilmez; yetmiş sene dünya milletlerini inim inim inleten komünist idare kurulmaz; ekserisi Türk asıllı milyonlarca insan katliâma maruz kalmazdı. Bolşevik Ruslar, Güney Kafkasya’ya inemezler; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan işgal edilmezdi. Anadolu ve Rumeli’de yüz binlerce insan yurtlarından sürülmezdi.

Osmanlı Devleti yıkılmaz; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu bu ağır enkazın altında kalmazdı. Ama işe bir de başka taraftan bakmalı: Çanakkale 1915’te geçilseydi, Cumhuriyete giden yol kurulamaz; Mustafa Kemal gibi büyük bir lider ortaya çıkamaz; Türkiye’nin çehresi değişemezdi..

İngilizler ne istedi?

Müttefiklerin, Çanakkale’yi geçmeyi çok da mühimsemediği; isteseler kolayca geçebilecekleri halde, burada çakılıp kaldıkları; bunu, Osmanlıları burada oyalamak için yaptıkları da söylenmektedir. Mesela o zaman İstanbul’daki Alman sefiri Morgenthau’nun Türkçe’ye de tercüme edilmiş hatıraları (Ambassador Morgenthau’s Story, 2015) ve Churchill’in aile evrakını elinde tutup resmi biyografisini yazan Martin Gilbert’in Churchill and the Jews (2007) kitapları bu mevzuda enteresan bilgiler ihtiva eder.

İngilizler, Kafkas cephesinde mücadele eden müttefikleri Rusları rahatlatmak için, Çanakkale Boğazı’nı tazyik etmeyi düşündüler. Bahriye nazırı Churchill, hepsi kömürle çalışan demode birkaç gemiyi cepheye sürdü; Quenn Elizabeth filodaki tek yeni gemi idi ve bu savaş bir test olacaktı. Hedef, İstanbul değil, Çanakkale istihkâmları idi. Gemiler, boğazdaki kaleleri bombardımana tâbi tuttu. Nedense donanmaya ne kara ve ne de hava desteği verildi.

18 Mart’ta İstanbul üzerine yürümek isteyen donanma kumandanı Amiral Carden vazifeden alındı. Yerine geçen Amiral Robeck İstanbul’a yürüme emri verdi. Kaleler sindirilmişti; ama mayınlar temizlenmemişti. Böylece hemen bütün gemiler isabet aldı ve deniz harekâtı son buldu. Ardından başlayan kara harekâtı Türk tarafı için bir yıkım teşkil etti. 9 ay zarfında mayınlar temizlenmedi ve müttefik gemileri boğazı geçmeye yeltenmedi. Görünüşte müttefikler mğlup olsa da, zayiata uğraylan gemiler, zaten ıskartaya çıkmış gemilerdi. Ama zayıati 250 bini bulan Türk ordusu ciddi bir yıkıma uğramıştı. Maksat hâsıl olmuştu. Nitekim Churchill, “İngiliz tarihi bu savaşla bitmeyecek. İşin sonuna bakın” sözleriyle buna işaret ediyordu. (Gilbert)

Elimizden geleni yaptık

İstanbul’daki Amerikan sefiri Morgenthau, Türklerin mühimmatının bitmek üzere olduğu bir sırada müttefiklerin geri çekilmesine şaşırmıştı. İstanbul’daki Alman kurmay reisi Goltz Paşa ise daha tecrübeli idi. Paşa’ya göre, İngilizlerin niyeti İstanbul’u almak değildi. Eğer alırlarsa, burayı söz verdikleri gibi Ruslara teslim etmeleri gerekir; bu da işlerine gelmezdi. (Ambassador Morgenthau’s Story, 229-230)

Almanlar’ın Marne’da durdurulmasıyla, harbin neticesi az-çok belli olmuştu. İngiltere, içinde Ortadoğu petrol yataklarının da bulunduğu harb ganimetlerini Ruslarla paylaşmak istemediği için, göz göre göre Rusya’yı ihtilale ve yıkıma mahkûm etti. Kayıpları göstererek, Rusya'ya, “Elimizden geleni yaptık” demek istedi.

Bambaşka bir dünyadaki Enver Paşa, Amerikan sefirine, “Ben harbden evvel Churchill ile görüştüm. Eğer harbe Alman safında girerseniz, Çanakkale’ye saldırır, İstanbul’u alırız dedi. Taarruzun sebebi, Rusya’ya yardım etmek değil; bu tehdidini yerine getirmek” demiştir. (Ambassador Morgenthau’s Story, 206)

Churchill ve Sermaye

İstanbul’un tehlikeye düşmesi üzerine, Talat Paşa ekibi, Enver’i alt etmek pahasına el altından münferid sulh talebinde bulundu. Öte yandan Prens Sabahaddin ekibi, İngiltere’ye hükümeti devirip münferid sulh yapmayı teklif etti. Ama daha arzularını elde etmemiş olan İngiltere ikisini de reddetti. Eğer maksat Çanakkale’yi geçmek olsaydı, İngiltere’nin bu tekliflere atlaması icap ederdi.

Öteden beri Yahudilere sempati beslediği ve siyonizmi destekleyen işadamı Rothschild ile yakınlığı olduğu bilinen Churchill, Çanakkale de dahil olmak üzere I. Cihan Harbi’nde Yahudi sermayesinin menfaatlerini ön planda tutmakla itham edilmiş; bu arada Çanakkale Mağlubiyeti’nin de kasdi olduğu söylenmiştir. Hatta Sir Alfred Douglas adındaki ekzantrik şair İngiliz soylusu, Churchill’i açıkça itham ettiği için 6 ay hapse mahkûm olmuştur. Sir Douglas, mükemmel Çanakkale seferinin, sadece 13 mermisi kalan Türklerin teslim olmasına yakın esrarengiz bir geri çekilme emriyle bitmesinden de Churchill’i suçlamaktadır. Antisemitik Lord, Bolşevik İhtilali’ne yol açan hadiselerin arkasında Yahudilerin olduğunu söylemektedir. (Bunda bir nebze hakikat payı vardır; şöyle ki öteden beri kalabalık bir Yahudi nüfusun yaşadığı Rusya’da sık sık pogromlar vesilesiyle Yahudiler üzerinde ciddi bir baskı mevzubahisti. Bolşevik liderlerin çoğu muhalif Yahudi entelektüelleriydi.) Hatta bu hadiseleri bastırmak üzere Rusya’ya giderken esrarengiz şekilde gemisi infilak eden Amiral Kitchener’in Churchill tarafından öldürüldüğü bile iddia edilmiştir. Bu iddiaya göre Filistin alınmadan ve Arap petrolleri elde edilmeden Çanakkale geçilseydi, Siyonistler yurt kuramayacaktı.

Çanakkale o sene geçilmedi ama harb 1918’de Türkiye’nin felaketi ile bitti. Ortadoğu ve Boğazlar, İngiltere’nin kucağına düştü.