PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

Gizli faaliyetler yürütüp Büyük İsrail’e hizmet ettiği söylenen Pakruduniler kimdir?
20 Eylül 2021 Pazartesi
20.09.2021

 

Türklerin Anadolu’yu vatan edinmesinden sonra, Yahudilikten Ermeniliğe geçen, ama hakiki hüviyetini muhafaza ederek gizli ajanda taşıdığına inanılan bir topluluktan bahsedilir: Pakraduniler.

Güya bunların çoğu Ermeni tehciri üzerine Müslüman görünmüş. Fanatik Ermeni muhalifliği ve Türk ırkçılığı yanında, her fırsatta din aleyhtarlığı yapmak, bazen sosyalist ve bazen de Kemalist ideolojiyi müdafaa etmek bunların alâmet-i fârikası olmuş.

Aralarında eski bir milletvekilinin de bulunduğu bu iddianın sahipleri, aralarında reisicumhur ve bakanların da olduğu nice kimsenin ismini verirler. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Abdullah Gül, Recai Kutan, Oğuzhan Asiltürk, Devlet Bahçeli, Hasan Celal Güzel, Mehmet Ağar, Mehmet Keçeciler, Mesut Yılmaz, Murat Karayalçın, Mehmet Ali Ağca, Abdullah Öcalan, Mine Koşan, Faruk Süren gibi –daha ziyade Malatya Elaziz Sivas havzası menşeli- nice meşhurları bir şekilde Ermeni soyuna bağlarlar.

Pakraduni Arması
Pakraduni Arması

26 Asır

Bir İstanbul Ermenisi olup MHP’de politika yapan Levon Panos Dabağyan (1933-2017) adında bir gazeteci, Pakraduni adını verdiği Müslüman olmuş Ermeni görüntülü kripto Yahudiler’in varlığını iddia etmiş; bunların, ME 730 yılından MS 1045 senesine kadar Ermenileri merhametsizce idare ettiğini söylemiştir. Mesnet olarak da, Türkiye Yahudilerinden olup CHP milletvekilliği de yapmış bulunan Profesör Avram Galanti’yi vermiştir.

Galanti, 1933’te Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive (Pakraduniler veya bir Ermeni-Yahudi Tarikati) kitabında, “Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğunun sonlarından itibaren (ME 7. yüzyıl) 20. yüzyıla dek sürdürülmüş olan Ermeni Yahudi karışımı bir kavimdir” der. Erzurum, Sivas arasında, Marmara Denizi’nin Avrupa yakasında  ve İstanbul Hasköy’de yaşadıklarını; 26 asırdır Yahudi hüviyetlerini sürdürdüklerinden, Portekizli Maranolar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi menşeli topluluklar arasında sayılabileceklerini beyan eder. Demek ki bunlar Sabataycılar gibi ikili değil, üçlü oynamaktadır.

Meşhediler, 1839’da pogroma uğradığı için, Müslümanlığa geçerek canını kurtarabilen Meşhed Yahudileridir. 1925’ten sonra Yahudiliği yaşamalarına izin verilmiştir. Bugün kripto değil, sıradan Yahudiler olarak İsrail ve ABD’de yaşarlar. Maranolar, Katoliklerin elinden görünüşte vaftiz olarak kurtulan Endülüs Yahudilerdir. Enkizisyonun domuz eti ve sünnete dair sıkı kontrolü sebebiyle kısa bir zaman sonra ortadan kalkmışlardır.

Türkiye Yahudisi yazar Dr. Gad Nassi de, Pakradunilerin, XX. asrın ilk yarısına kadar Divriği ve Eğin’den Kapadokya ve Kilikya’ya kadar uzanan mıntıkada yaşadıklarını; fiziken diğer Ermenilerden farklı olduklarını; Yahudi menşeli soy isimler kullandıklarını söyler. Evlerinde bir vefat olduğunda 7 gün iş yapmayıp Yahudiler gibi yas tuttuklarını, Cumartesi günü çalışma yasağına uyduklarını, cemaat içinden evlendiklerini, ticarette usta olduklarını delil gösterir. (Şu kadar ki, Hristiyanlar, Eski Ahid’e kıymet verip okuduğu için Yahudi âdetlerine ve isimlerine uzak değildir.)

Divriği Ermenileri bir cenazede
Divriği Ermenileri bir cenazede

“Ermeniler’i yöneten Yahudiler”

Dabağyan, Sultan III. Selim zamanında İstanbul’da Fransız sefiri olan Mareşal Horace Sebastiani’nin, 1814 tarihinde Anadolu Ermenilerine dair bir rapor hazırladığını; Ermenileri, Ortodoks ve Rafizi (Heretik) Ermeniler olarak ikiye ayırdığını söyler. Selçuklular devrinde, Selçuklular safında Bizans’a karşı savaşan ve sonradan Müslümanlığı kabul eden Ermenilerin büyük kısmının bilahare Aleviliğe geçtiğini iddia eder. (Dersimlilerin Ermeni menşeli olduğu iddiasının temeli budur. Gerçekte Ermeniler, Gregoryen, Katolik ve Protestan olmak üzere üç mezhebe ayrılır. Her biri diğerini sapkın kabul eder; ama aralarında gizli din taşıyan bir topluluğa rastlanmış değildir.)

Dabağyan, Pakradunilerin Türkiye’yi bölme gayretine düşerek İttihatçılar zamanında 1915’te Fransa ve Vatikan’ın desteği ile (halbuki Vatikan 1929’da kuruldu) Zeytun’da isyan ettiğini, ancak Gregoryen Ermenilerden destek görmediklerini ve bu sebeple tehcir edilerek cezalarını bulduklarını anlatır. Ermeni katliamı diye bir şeyin yaşanmadığını; Pakradunilerin bugün de gizli faaliyet yürütüp Büyük İsrail’e hizmet ettiğini; tarihteki bütün kötülüklerin Yahudilerden kaynaklandığını; Ermenileri de bunların bozduğunu ileri sürer. Bunların hâlâ var olduğunu; fakat organize olup olmadıklarını bilmediğini; çocukluğunda Pakraduni tabirinin hakaret olarak kullanıldığı beyan eder; ama hiç isim vermez.

Kim muhtedi? Kim dönme?

Tarihi hakikatlerle ve mantıkla pek imtizaç etmeyen Pakraduni iddiasını, çokları ciddiye alıp inanmıştır. Düşman seçiminde Sabataycılardan daha cazip gelmiştir. Aksiyon mecmuası “Ermeniler’i yöneten Yahudiler” başlıklı bir yazı ile meseleyi amme efkârına tanıtmıştır. Fethullah Gülen, meşhur bedduasına bunları da katmıştır. Halbuki Türk ırkından olmayan TC vatandaşlarının memuriyete giremeyeceğine dair yazısız bir kanun vardır. Sadece bunlara değil; muhtedilere; hatta ninesi Ermeni veya Rum olanlara bile tatbik edilmiştir. Mülakatta atlanırsa, emniyet; emniyet tahkikatında atlanırsa MİT tahkikatında ortaya çıkar. Nüfus kayıt örneği verilirken, bu husus gizli bir işaretle vesikaya işlenir.

İnsanoğlu her felâketin arkasında eskiden metafizik güçler ararken, son zamanlarda ya harici bir düşmanın, ya da -daha kötüsü- içerden gizli bir hainin rol oynadığına inanmayı tercih ederek kendini rahatlatmakta veya meseleyi çözdüğünü düşünmektedir. Kötü şeylerle belli bir ırk veya topluluğu irtibatlandırmak zamanın hastalığı olmuştur.

Eskiden Avrupa’da vebadan kıtlığa kadar her kötülüğün mesulü olarak Yahudiler görülürdü. Hristiyanlar, Yahudilere, ta İsa aleyhisselâm zamanından beri husumet duyarlardı. Cemiyetteki zenginlik ve entelektüellerini de çekemezlerdi. Bu takıntı, zamanla Şark’a sirayet etmiş; her taşın altında gizli cemiyetler, saklı teşkilatlar, Yahudi ve Ermeni dönmeleri aranmaya başlanmıştır.

Dersim Alevileri?

İşin aslı, Osmanlı cemiyetinde Arnavutlar, Pomaklar, Boşnaklar, Torbeşler, Hemşinliler, Patriyotiler, Gürcüler, Çerkezler gibi külli ihtida hareketleri olmuştur. Ayrıca ferdi ihtidalara da rastlanır. Bunlara muhtedi, yani hidayete kavuşmuş denir. Yalnızca Sabataycı diye bilinen heretik bir Yahudi topluluğu, hususi sebeple Müslüman görünmüş; hukuk görünüşe itibar ettiği için bunlar Müslüman cemiyet içinde, ama kendi içlerine kapalı bir şekilde yaşamışlardır. Bu küçük topluluğa, bundan dolayı, muhtedi değil, avdetî (dönme) denmiştir.

Tehcir esnasında küçük olup Müslüman aileler tarafından kurtarılarak, İslâm dininde yetiştirilmiş Ermeniler var ise de, bunlar muhtedi kategorisindedir. Bugün Pakraduni diye itham edilenlerin bazısı, işte bunlardandır. Anadolu’da annesi, dedesi, ninesi Ermeni olan çok sayıda Müslüman vardır. Şarkta dul bir Ermeni kadıncağız, bir Müslüman ile evlenmiş; ilk evliliğinden doğan oğlu papaz; ikinci evliliğinden doğan oğlu diyanet işleri reisi olmuştur. Topluca Müslüman olarak/görünerek tehcirden kurtulan Ermeni yoktur.

Rıza Nur gibi bazıları Dersim Alevileri’nin Ermeni asıllı olduğunu iddia eder. Dersim Alevileri’nin etnik hüviyeti üzerine ilmi çalışmalar çoktur. Bu Alevilerden bazısı kendisini Horasanlı Türk olarak ifade etse de Kürtçe ve Zazaca konuşurlar. XVI. asırdan beri bazı Dersim Ermenileri, gayet anlaşılır bir şekilde Kürt aşiretlerinin himayesi altına girdiler. Zaman içinde ister istemez onların âdetlerini kabullendiler. Bir müddet sonra Kürtçe veya Zazaca konuşmaya başladılar. Okumuş papaz kalmadığı için Hristiyanlığı da unuttular. Artık Alevi olarak mütalaa edildiler. Ama bu, bütün Dersim Alevileri’nin Ermeni menşeili olduğu manasına gelmez.

Büyük Asot
Büyük Aşot

Hakiki Pakraduniler kim?

Aslında Pakraduniler (Ermenice, Bagratuni; Gürcüce, Bagrationi veya Bagratili), Erzurum İspir’de asırlarca derebeylik yapmış soylu bir Ermeni ailesidir. Dünyanın en eski Hristiyan hanedanlarından biridir.

Ailenin ilk bilinen beyi Yenasos’un MS 30 senesinde vefat eden oğlu Bagrat’tan dolayı bu isimle tanınmışlardır. Pakraduni, Bagrat+evi demektir. Bagrat’ın, Eski Farsça’da Allah verdi gibi bir manaya geldiği söylenir. Sırasıyla Persler’in ve Büyük İskender’in hâkimiyetinde yaşadılar. Selefkoslar Devleti çökünce Anadolu’nun doğusuyla Kafkasya’nın güneyi arasında müstakil Ermenistan Krallığı kuruldu.

Müslüman Arap fatihler, 806’da Bagrat beyini Kars valisi yapınca aile güçlendi. Seleflerine göre daha diplomat olup herkesle iyi münasebetler kurmayı becerdikleri için, Abbasi halifesi, Büyük Aşot’a 885’de melik (kral) unvanı verdi. IX. asırda meşhur Ani şehrini kurdular. Payitahtlarını -bugün Ermenistan’ın Türkiye sınırındaki- Divin’den buraya taşıdılar.

885 ile 1045 arasında Ermenistan Krallığı’nı idare ettikten sonra Bizanslılara yenildiler. Müslümanların kurduğu Hristiyan krallığı, Bizans tarafından yıkıldı. Son kral Gagik idam edildi. Ailesi, Ani’den alınıp Sivas Divriği yakınında Gasma köyüne sürgün edildi. Osmanlı hariciyecisi Noradukyan buralıdır. XIX-XX. asırda Ermeni milliyetçiliği çıktığında ve tarih alaka çekmeye başladığında, bu köy halkı “Biz Pakradunilerin soyundanız” dediler.

Prens Davit Pakraduni
Prens Davit Pakraduni

Maaşlı resmi tarihçi

Ailenin bir kolu da Artvin'de beylik kurdu ve Bizans’a yakın politika takip etti. Bizans, Ermeni kilisesine düşman olduğu için, bunlar hayatta kalabilmek için Ortodoks Gürcü kilisesine girdiler ve Gürcü kültürüne entegre oldular. Böylece 888’de yeni ihdas edilen Gürcistan Krallığı’nın başına geçtiler. 8 asır boyunca Gürcü kralları bu soydan geldi. Kâh Bizans’a, kâh Türklere, kâh İran’a bağlı olarak 1000 yıl hüküm sürmekle bir rekor kırdılar.

Ancak 1801’de Ruslara yenildiler. Rusya, Gürcistan’ı ilhak etti; Bagratları da Rus aristokrasisine kattı. Napoléon ile muharebe eden General Pyotr Bagration ve son çarlık taht varisi Grandük Vladimir Kiriloviç’in karısı Leonora, bu ailedendi. Bolşevik darbesinden sonra İspanya’da yaşadılar. Ailenin kalıntıları bugüne kadar gelmiştir. Prens Davit Bagrationi, Tiflis’te taht müddeisi olarak yaşamaktadır.

Yahudilik efsanesinin temeli, V. asırda en eski Ermeni vakayinamelerinden birini yazmış olan Horenli Musa’ya istinat eder. Pakradunilerin resmi tarihçisi ve maaşlı memuru idi. Vazifesi bunların tarihini anlatmak ve o çağın ananesine uygun olarak övmek idi.

Horenli Musa, Pakradunilerin, Hazret-i Davud soyundan olduğunu, Romalılar, II. asırda Yahudileri Kenan ilinden çıkardığı zaman, atalarının Ermeni yurduna gelip yerleştiğini söyler. Böylece Pakradunileri, İspirli bir derebeyi soyu olmaktan çıkarır; hem hükümdar soyuna bağlar; hem de Hazret-i Mesih ile akraba yapar. Bu, o zaman için normal bir tavırdır. Pakrudilerin, kripto Yahudi Ermenileri olduğu iddiasının menşei budur.

Ermenistan’da Yahudi esirler

Efsaneye göre, ME 730’da Ermeni Kralı Sannasar, Suriye seferinde İsrail Kralı Osee’yi öldürüp, binlerce Yahudi esiri Ermenistan’ın güneyine yerleştirir. ME 700’de Babil Kralı Buhtunnasr, Yahudiye (Judea) Kralı’nı yener; aldığı 10 bin esirin yarısını müttefiki olan Ermeni Kralı’na hediye eder.

Ekserisi Revan, Van ve Nahçivan’daki bu Yahudiler yakın zamana kadar mevcuttu ve hüviyetlerini aynen muhafaza ediyorlardı. Ancak çoğu 360-370 yılları arasında mıntıkayı işgal eden Pers Kralı Şahpur tarafından Ermenilerle beraber İran’a sürgün edilmişti.

Dabağyan, III. asırda mıntıkaya iskân edilmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verir. İddia gerçek olsa bile, 400 bin o devir için çok mübalağalıdır.