Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sualler:

 Hanefî’de nikâh akdinin sıhhati için mâzi sigası (geçmiş zaman kipi) kullanmak şart mıdır? Meselâ "Seni karılığa alıyorum" dense, kadın da "Kabul ediyorum" dese nikâh olur mu?

 Ayaklardan çıkarıldığında normal çoraplardan biraz farklı olarak daha dik ve sert kalabilen ve epey yaş elle üzerine mesh edildiğinde çorabın üstünden ayaklara yaşlık nüfuz etmeyen kalın çoraplara mesh câiz midir?

 Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde özürlünün abdesti aynen Hanefî’deki gibi vakit çıkmasıyla bozulur mu?

 Nikâhta şâhidlerin ve hocanın kızı ve babasını tanıması gerekir mi?

 Zevce kocasına “Her ne zaman istersen aramızda nikâhı tazelemek/nikâh yapmak üzere seni vekil ettim” dese, daha sonra bu karı-koca ayrılırlarsa, kadının zamanında vermiş olduğu vekâlet muteber olarak kalır mı, yoksa iptal mi olur?

 Reşehat’ta (Abdülgafur Lârî'nin hayatında) büyüklerden bazısının da aynı İbni Teymiyye gibi kâfirlere cehennem azabının daimi olmadığına inandıkları geçiyor. İbni Teymiyye’nin bu itikadı bilinen bir şey olduğu halde, İslâm âlimleri ona kâfir demediklerine göre, bu mesele velev ki azıcık da olsa te’vile açık bir mevzu mudur? Muhyidin-i Arabî hazretleri de Füsûs’da böyle diyor.
Herkese Lazım Olan İman kitabında da şöyle diyor: (Allahü teâlânın indirdiği kitâbların hepsi hakdır, doğrudur. Yalan, yanlış olamaz. Cezâ, azâb yapacağım deyip de afv etmesi câiz denildi ise de, bizim bilemediğimiz şartlara veyâ Onun irâdesine, isteğine bağlıdır. Yâhud, kulun hak etdiği azâbı afv eder demekdir. Cezâyı, azâbı bildiren kelâm, birşeyi haber vermek değildir ki, afv edince, yalancılık olsun. Allahü teâlânın va’d etdiği ni’metleri vermemesi câiz değil ise de, azâbları afv etmesi câizdir. Akl da, âyet-i kerîmeler de, böyle olduğunu göstermekdedir.)
Buradaki ifade de ilk bakışta hem günahlara ve hem de küfre şâmil gibi anlaşılıyor. Her ne kadar kâfirlerin sonsuz azab göreceği bildiriliyor ise de... Bu mevzuyu izah eder misiniz?

 Yurt dışındaki müşteriler Türkiye piyasasını ve nakliye firmalarını bizim kadar iyi bilemediği için bizden yardım istemektedir. Bu gibi hallerde nakliyecilerden onlara müşteri bulduğum için şahsıma makul bir komisyon talep etmemin bir mahzuru olur mu? Bu vaziyeti çalıştığım firmaya ve müşteriye söylememe gerek var mıdır?

 Tatil sebebi ile tayyare bileti aldım. Almanya saati ile 13:40’da tayyare inmiş olacak ve o gün 14:40’da ikindi vakti giriyor. Namazı cem-i te’hir etsem, ikinci namazı da kılıp bitirinceye kadar yolculuğun devam etmesi gibi şartın gerektiğini işittim. Ben vatanım olan Dortmund şehrine gelmiş olacağım ve yolculuğum bitmiş olacak. Bu durumda ne yapmam gerekir?

 Bir ilmihalde yemin keffâretinin nasıl verileceği anlatılırken; "On fakire bir kere veya bir fakire on gün, her gün bir kere yarım sâ’ buğday veya un veya ekmek yahud bu değerde [kumaş, havlu, mendil, çorab, et, pirinç, çamaşır, terlik, ilâç veyâ din, fen, ahlâk kitabı gibi] başka mal, altın, gümüş para temlik, yani vermek de olur" yazıyor. Yarım sa' buğdayın fiyatı yaklaşık 2,5 lira olduğu için meselâ tanesi 1 liradan 10 tane namaz hocası kitabı dağıtsak, yemin keffâreti sahih olur mu? Yani esas olan kitabı bizim aldığımız değer midir, yoksa etiket fiyatı mıdır?

 Kanuni Sultan Süleyman Kanunnamesi’nde birkaç kez hırsızlığı zâhir olmuş kimse için, esir çalan ve dükkân açan (dükkâna delik açıp soyan) için katl cezası öngörülmüş. Mumcu ve Üçok da bu hükümlerin İslâm ceza hukukuna aykırı olduğunu iddia etmişler. Esir çalmak hadd grubuna giren hırsızlık suçunu teşkil eder mi?

 Rastladığım bir videoda Allahü teâlâ kastedilerek söylenen ''Ete kemiğe büründüm, Mahmud diye göründüm'' cümlesinin Ehl-i Sünnet'e uygun bir te'vili var mıdır?

 Öldürülmesi vâcip olan hayvanlar nelerdir?

 Zimmîlere dair olarak Müslümanların tavırları ilmihal kitaplarında yazılmıştır. Acaba günümüzdeki gayrımüslimlere (özellikle zararı olmayan) davranışlarımız nasıl olmalıdır?

 Mâlikî mezhebinde farz namazda fâtiha okumayı unutan ne yapar?

 Gerçek ve sahte seyyidler nasıl ayrılır? Osmanlı Devleti’nin belki kendi bünyesinde bir kontrol mekanizması vardı. Ama Acemistan ya da diğer yerlerde bunun bir kontrolü var mıdır? Ya da seyyidlerin kendi kendilerine kurdukları bir mekanizma var mıydı?

 Şiîlerden ya da diğer bid’at sahiplerinden seyyid olan var mıdır?

 Şâfiî mezhebinde namaz kılarken seccadenin yönü tam kıbleye mi isabet etmeli? Bunu ayarlamak bazen zor oluyor. Yoksa biraz sapmasında mahzur var mıdır?

 Şâfiî mezhebinde etil alkol dışındaki alkoller, mesela metil alkol, propil alkol vs necis midir?

 Hanefî bir kadın 8 gün kan, 2 gün temizlik ve 3 gün kan görse, son gördüğü 3 gün kan önündeki 2 temiz günü kirli yapar mı? Bu 8 gün sahih kan ve bu 8 günü takip eden temizlik 3 kan karıştığı için fâsid temizlik midir?

 Şeriatın doğru tatbik edildiği bir İslâm ülkesinde hanımların başlarını örtmesi mecburi midir? Eğer mecburi ise uymak istemeyenler insan haklarına aykırı diyebilirler veya dinde zorlama yoktur deyip karşı çıkabilirler.

 Nikâhımızda mehr söylenmemişti. Ne yapmalıyız?

 Akıllı, ancak bâliğ olmayan çocuğumuza gelen hediyeleri başkasına verebilir miyiz?

 Horoz ötünce, melekler bu sesi duyar, göğe yükselirlermiş ve o anda yapılan duâ kabul olurmuş. Bu sözün aslı var mıdır?

 Hanıma olan mehr borcunu, kurban ve zekât için nisab hesabına katmamız gerekiyor mu? Biz borç olarak katacak mıyız? Hanım alacaklı olarak katacak mı?

 Bir keresinde, hanımla münakaşa esnasında ağzımdan “Bıraktım artık” veya “Ben bıraktım” gibi bir söz çıkmıştı. Ben bunu “Artık seninle uğraşamıyorum, sana alâka göstermeyi, değer vermeyi, mücadele etmeyi vs bıraktım” mânâsına söylemiştim. Boşamak gibi bir mânâ asla yok idi. İlmihalde “Bırakmak, terk etmek kelimeleri, kinâye iseler de, boşamak için kullanılmaları âdet olduğundan sarîhdirler” ifadesine göre nikâhımız ne oldu?

 Hibe edilen şey, karşı tarafa teslim edildikten sonra hibeden vazgeçilebilir mi?

 Ta’zir cezasında bir sınır var mıdır?

 Kanuni Sultan Süleyman Kanunnâmesi’nde 41, 46 ve 47. maddelerde işkenceden bahsediliyor. Buradaki işkence ifadesi bugün anladığımız mânâda işkence midir, yoksa farklı bir mânâda mı kullanılmıştır?

 Kadın hâkim olabilir mi?

 Kadının şâhidliği mevzuunda Kur’an-ı kerimde ticarî meselelerde bir erkek ile iki kadın şahid şartı vardır. Diğer geçtiği yerlerde (bildiğim kadarıyla) sadece şâhid ifadesi kullanılıyor. Fakat kitaplarda diğer muameleler için de bir erkek ile iki kadının şâhidliğinin gerektiği hususu yazıyor. Bunun dayanağı nedir ve neden Kur’an-ı kerimde sadece bu hususta söylenmiş de, diğer yerlerde söylenmemiştir?

 Kocanın karısını üç talâkla boşaması meselesinde, boşama ifadesi arka arkaya üç kez tekrarlanırsa üç talâk gerçekleşmiş olur mu? Yoksa "Kadın bir temizlik süresi içinde ancak bir kez boşanabilir. Üç talâkın aynı anda verilmesini Peygamber efendimiz tek talâk saymıştır" ifadesi dolayısıyla, bu üç talâğın ayrı ayrı verilmesi mi gerekir?

 Say bil fesad nedir? Buna dayanarak ölüm cezası verme salahiyeti kimdedir? Bunun için bir mahkeme kararı şart mıdır?

 Muamele ve ıyne satışı ile fâiz aynı yere gelmiyor mu?

 Fâizden kurtulmak için ıyne ve muamele gibi satışlara şer’an müsaade ediliyor. Fakat bu, niçin fâize bir kılıf uydurma şeklinde anlaşılmamalı? Yani Yahudilerin cumartesi yasağını delmek için yaptıkları şeye benzemiyor mu? Resulullah efendimizin o hususta “Yahudilerin işlediğini siz işlemeyin. Onlar Allah’ın haram kıldığını hilelerin en basit ve adisi ile helal kılmak istediler” şeklinde bir hadisi var. Bu işi Yahudilerin yaptığından ayıran nedir?

 Bir kadın üç günlük yolun bir günlük kısmını yalnız, kalanı ise bir mahremi ile gitse câiz olur mu?

 Mâlikî mezhebinde elde olmadan bevl, gaz çıkması gibi hallerde abdestin bozulmadığını işittim. Hanefî bir imam, imamette iken, benzer sebeplerle abdesti bozulsa ve abdest almak güç olsa bu kavli taklid edebilir mi?

 Bazı durumlarda yıkamak yaraya zarar vermese bile sargıyı açmak veya yıkamak kan akmasına sebep olabiliyor. Böyle hallerde mesh caiz olur mu?

 "Mâlikî mezhebinde mestin deriden olması şarttır" deniyor. Mâlikî mezhebini taklid eden bir Hanefî, deri olmayan şeye, meselâ asker botuna mesh edebilir mi?

 Musluktan akan su ile abdest alındığında, elleri ve ayakları yıkarken, üç kere olması için, suyun önünden çekip tekrar yıkamak gerekir mi?

 Namazda sure okurken Lam durağında durulması namazı bozar mı?

<<  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 >>