Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sualler:

 Kadın namaz kılarken eteğinin aşağıdan bakılırsa avret yeri görüleceği için altına uzun bir eşofman ya da benzeri bir kıyafet giymesi gerekir mi?

 Mâlikî mezhebinde yatsı namazını vaktin üçte birinden sonraya geciktirmek günah olduğu için vakit girer girmez hemen yatsının farzına duruyorum. Sonra ilk ve son sünneti kılıyorum. Böyle yapmak doğru oluyor mu?

 Bir banyomuz var. Hem banyo, hem de tuvalet şeklinde kullanılıyor. Banyoda konuşmamız mekruh mudur? Eğer içinde tuvalet olmasaydı vaziyet farklı olur muydu?

 Ev alırken emlâkçıya gittik. Gösterdiği 135 bin liralık evi beğendik. 130 bin lira olursa alacağımızı söyledik. Emlâkçı bizi arayıp 131 bin liraya indiğini söyledi. Sonradan ev sahibinin emlâkçıya bana 130 bin lira verin, gerisi sizin olsun dediğini ve bizden aldığı fazla bin lirayı emlâkçıya vadettiğini öğrendik. Bu arada emlâkçı bizden iki bin lira komisyon ve üç bin lira tapu masrafı istedi. Tapu masrafının 2.500 lira tuttuğunu öğrendik. Satıcı bize hak verip, emlâkçıya vadettiği bin lirayı bize verdi. Satıcının bu parayı emlâkçıya vermeyip bize vermesi emlâkçının parasını gasp olur mu? Bu parayı bizim almamız uygun mudur? Satış câiz midir? Komisyoncuya fazla para vermek mecburiyetimiz var mıdır?

 Evimizi 115 bin liraya satılığa çıkardık. Emlâkçıyla her hangi bir ücret vermemek üzere anlaştık. Emlâkçı evi yüksek fiyattan satışa çıkarmış ve 116 bin liraya pazarlık etmiş. Sonra bize “Alıcı çok pazarlıkçı çıktı. Komisyonumun da tamamını alamıyorum. Bu yüzden siz 115 bin lira alacaksınız. Bana bin lira vereceksiniz. Alıcı size sorarsa 116 bin liraya sattığınızı söyleyin” dedi. Paramızı aldık, tapu muamelesini yaptırdık. Bin lirayı alıcının gözü önünde komisyoncuya verdim. Bu satış câiz oldu mu?

 İlmihallerde talâk bahsi anlatılırken “Kinâye söyleyince, boşamaya niyet ettiyse veya öfkeliyse bir bâin talâkla boşamış olur” diye yazıyor. Bir kimse öfkeli iken kinâye söz söylese, meselâ “Babanın evine git!” dese; fakat boşamaya niyet etmese boşanma gerçekleşir mi?

 Efendim beş aydır çeşitli sebeplerden dolayı hanımımla ayrıyız. Sinirli ve üzüntülü bir ânımda hanımıma mesaj gönderdim. “Baban seni bugün gece 12’ye kadar eve getirip bırakmazsa hem vallahi hem billahi hem tallahi bir daha birleşmemiz imkânsız olacaktır. Bu işin dönüşü yok” dedim. Bunun ardından da kayınpederime bir mesaj gönderdim. Mesajın sonunda “Madem kızınızı getirmediniz. O halde bana tek birşey kaldı: Boşum! Boşum! Boşum! Kızınıza tebliğ edersiniz” dedim. Bunların neticesinde talâk vâki olmuş mudur?

 Birgivî Vasiyetnâmesi’nde Küfre sebeb olan şeyleri anlatırken şöyle bir cümle geçiyor: Şimdi geldim Bismillâhi dese, âfâtdır. Birşeyi çok görse (Mâ halakallah) dese, ma’nâsını bilmese kâfir olur. Bunlardan murad nedir?

 Peygamber efendimizin "Çöplükte biten gülleri koklamayınız!" mealindeki bir hadis-i şerifini okudum. İnsan ailesinden dolayı kınanamayacağına göre buradaki murad ne olabilir?

 (Dürret-ül-beydâ) kitâbında diyor ki, (Yemeğe çağrılan kimseye, malımdan istediğin kadar yi ve al ve dilediğine ver, hepsi halâl olsun denilse, yidikleri halâl olur. Aldıkları ve başkasına verdikleri halâl olmaz. Çünki, mikdârı bilinmiyen ta’âmın yimesini halâl etmek câizdir. Fekat mikdârı bilinmiyen malı almak için vekîl etmek ve mechûl ve ayrı olarak teslîmi mümkin olan malı ayırmadan hediyye etmek sahîh değildir). Öte yandan fıkıh kitaplarında kadın kocasının malını ondan izinsiz başkalarına yedirip veremeyeceği için, kocanın önceden bunun için zevcesine izin vermesi iyi olur deniyor. Yukarıdaki fetvâya göre koca zevcesine önceden nasıl izin verebilir?

 "Kızıl elmaya padişahım! Kızıl elmaya"... Bu sözü duyduğumda "Kızıl Elma"nın anlamının gerçekten ne olduğunu çok merak ettim. Çeşitli araştırmalar yaptım. Farklı söylemler var. Ama kesin bir bilgi yok. Belki de bulduğum cevaplar beni tatmin etmedi. "Kızıl Elma" dan kasıt nedir?

 Hazret-i Ebu Bekr ve Hazret-i Osman zamanında yazılan mushaflar ne olmuştur?

 “Kur'an-ı kerîm yedi harf üzere indirilmiştir” hadîs-i şerifinde geçen yedi harf ne demektir?

 Bazen mescide teşekkül etmiş cemaate rastlıyoruz. İmamın başı açık veya kolu kısa olabiliyor. Buna uymak yerine tek başına kılınabilir mi?

 Osmanlıların Türkleri aşağıladığı, Celalî isyanlarının bu aşağılamaya reaksiyon olarak çıktığı, Şiîlik ve Safevîliğin Türk kimliği ile daha yakın olduğu, Mısır’ın fethinden sonra Anadolu Türklerinin Arap asıllı ilim adamlarının hâkimiyetine girdiği söyleniyor. Doğru mudur?

 Padişahların, nikâhlı hanımları, ikballeri, peykleri ile 4 kadın gözetmeksizin birlikte olmalarının hukuku nedir? Kur’an’dan âyet verebilir misiniz?

 Bazı tanıdıklarım var. Hazret-i Muhammed’in son peygamber olmadığını söylüyorlar. Hazret-i Muhammed’in son peygamber olduğunu gösteren âyet-i kerimeler hangileridir? Hâtemü’l-Enbiyâ’nın açılımı nedir?

 İslâm hukukunda hukuksal norm sıralaması, öncelik sıralaması ne şekilde yapılabilir? Nasıl ki anayasa, kanunlar, yönetmelikler, mahkeme ictihatları arasında belirli bir sıralama, öncelik veya üstünlük sözkonusu ise, bunu İslâm hukukunda nasıl gerçekleştiriyoruz? Tabiî ki âyetler ile hadîsler arasında bir sıralamadan bahsedilebilir. Lakin sözgelimi âyetler arasında belirli bir öncelik-tekaddum etme hâdisesi sözkonusu mudur? Hani anayasanın değiştirilemez hükümleri gibi münhasır bir gruplama yapılabiliyor mu? Yahut bir grup hüküm diğer gruba göre öncellenebiliyor mu? Mesela kul hakkı yemek yahut beytülmala zarar vermek gıybetten daha öncelikli ve ağır bir günahtır denilebiliyor mu? Yahut şahsa karşı hırsızlık ile kamuya karşı hırsızlık arasında bir öncelik –üstünlük- var mı? Yahut mesela domuz eti yemek ile şarap içmek arasında ceza hukuku anlamında bir öncelik-ağırlık hususiyeti var mıdır?

 Secde âyetinin tercümesini işitenlere tilâvet secdesi gerekir mi?

 Teşehhüdde Allahümme salli duası ne kadar okununca sehv secdesi gerekir?

 Osmanlı'nın teknoloji yönünde gelişme göstermediği doğru mu?

 Hezarfen Çelebi'nin uçtuğu için padişahın onun kellesini vurdurduğu doğru mu?

 Osmanlı'nın çöküş nedenlerinden birisinin matbaanın geç gelmesi ve milletin câhil kalması olduğu söyleniyor. Doğru mu?

 Fıkıh kitaplarında “İstemiyerek ağız dolusu kussa, zorlıyarak biraz kussa oruç bozulmaz” derken, “Ağız bazan bedenin dâhili sayılır. Bunun için, oruclu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necâsetin mi’deden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veyâ diş çekdirmeden, iğne yapılan yerden yâhud mi’deden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veyâ yutunca, tükürük kandan çok ise, ya’nî sarı ise, yine bozulmazlar. Mi’deden gelen başka şeyler ağza geldiği zemân da böyle olup, abdest ve oruc bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, ba’zan da, bedenin hârici gibi olur. Ağzına su alınca oruc bozulmaz” diyor. İstemiyerek ağız dolusu kusmanın orucu bozmadığı yazarken, başka yerde ağız dolusu kusmanın orucu bozduğu söyleniyor. Bundan kasıt ne olabilir?

 Şâfiî mezhebinde oruç keffareti sadece oruçlu iken kasden cinsî temasta bulunana düşer. Kadın da keffaret verir mi?

 Fıkıh kitaplarında “Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın ve Tâbi’înin ve hattâ dört imâmın ağız ile niyyet etdikleri işitilmemişdir” dedikten sonra “Ağız ile niyyet etmek, Şâfiî ve Hanbelî’de sünnetdir.” Bu iki cümle birbirini tekzip etmiyor mu? İkinci cümleden ya Resulullah efendimizin ağız ile niyet ettiği veya Eshab-ı kiramdan bu şekilde niyet eden görülüp men edilmemiş olduğu anlaşılmaz mı?

 Yanlışlıkla secde-i sehv yaptığını anlayan tekrar secde-i sehv eder mi?

 Yalnız Pazar günü oruç tutmak uygun mu?

 Hayızlı kadın tavaf yapabilir mi? Hoca tavaf yapın, bir davar kesin, hallolur dedi.

 Gerdeğe girecek olan erkeğin sırtına vuruyorlar. Uygun mudur?

 Adet zamanını unutan kadın ne yapar?

 Alkol karışık parfümün uçması temizlenme değil, yıkanması gerekir, deniyor. Fakat orada herhangi bir madde kalmıyor. Bu hususu anlayamadım.

 Hazret-i İsa’nın tekrar dünyaya geleceği, Hanefî mezhebine göre amel edeceğini söyleyenler var. Halbuki Allah Kur'an’ın hiç bir yerinde İsa’yı tekrar diriltip kıyamet alâmeti olarak yollayacağım demiyor. Bu kadar önemli bir konu insanların yorumlarına bırakılamaz. Peygamberime atfedilen hadisler birbirinden uydurma ve komikdir. “Haçı kıracakmış, domuzu öldürecekmiş. Allah zaten domuzu yasaklıyor. Allah ben isteseydim herkesi imanlı yapardım diyor. Bunun için niye İsa veya mehdiler gelsin. Tüm bunlar Kur’an’ın ve Hazret-i Muhammed’in değerini, ebediliğini maksatlı olarak sulandırmaktır. Yahudi ve Hıristiyanların İslâmı yaralama çabalarına alet olmaktır.

 İmam Rabbânî hazretleri 136. mektupta geçen “Çok ilerisini düşünmek, bu yolda küfr sayılır” cümlesinde kasdedilen nedir açıklar mısınız?

 Bir kitapta saray bayramlaşmasını anlatırken, padişah bayramlaşma için Muayede Salonu’na girerken ‘Enderunlu maiyet-i şahane’nin iki sıra halinde “Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah vardır!” diye bağırdıklarını yazıyor. ‘Enderunlu maiyet-i şahane’ derken tam olarak kimler kastediliyor?

 İttihad ve Terakki’den bahsederken bazen cemiyet, bazen parti tabiri kullanılıyor. Doğru olan hangisidir?

 Bir kitapta eski İstanbul’daki düğün merasimi anlatılırken, ‘Gelin başında taç, göğsü ve bileğinde mücevherat ile, duvaklar içinde koltuk merasiminde bulunuyordu. Yüzlerce çeyrek altınlar etrafa serpildi, herkes kapışan kapışana’ diyor. Bu altın atma merasimi nedir ? Altınları tam olarak kimler atardı, kimler toplardı ? Bu merasim, daha eski ve mecazi bir anlamı olan başka bir merasimin devamı mıdır, yoksa amacı sadece para dağıtmak mıydı ? Amacı bu değil ise, merasimin amacı ne idi ?

 Bir vekil, vekilliğinde bulunan bir iş için bir başkasını vekil etse, kendi vekilliği son bulur mu?

 Namazda ard arda olan secdelerden birini yaptıktan sonra kalkan ve hatırlayıp tekrar secdeye yatan, iki secde arasında oturmamış olduğundan, yine ard arda iki secde mi yapar?

 Mâlikî mezhebini taklid eden bir kimsenin, secde-i sehv yapması gerekirken, unutur; fakat sağ tarafına selâm verdiği esnâda hatırlarsa, ne yapması lazımdır?

 Secde-i sehv yapması gereken, secde-i sehv yapmayı unutarak namazdan çıkarsa, namazını iade etmesi gerekir mi?

 Kumaş takım elbiseleri yıkamayın, kuru temizlemeye verin; aksi halde bozulur diyorlar. Bunları kuru temizlemeye versek, sonra üzerindeki necis yerler, mesela kan damladığını tahmin ettiğimiz yerler, üzerinden birkaç damla su akıtsak temizlenmiş olur mu?

 Fıkıh kitaplarında diyor ki: “İmamın sesi yetiştiği zaman, tekbirleri müezzinin de bildirmesi mekruhtur.” Tahrimen mekruh, hangi hallerde haram oluyor?

 Hiçbir zorluk ve ihtiyaç yok iken zayıf kavil ile amel edenin, ameli sahih olur mu?

 Fıkıh kitaplarında iki elin bir hareketi namazı bozar, diyor. Bu ne demektir? Elleri kaldırıp rükü’dan kalkarken pantolon çekmek mekruh mudur?

 Bir kimse birkaç gün istihareye yatsa fakat hiçbir şey görmese, bu, o kimse için herhangi bir şeye alâmet midir?

 Evde yapılan cemaatin ardından bir başka cemaat olsa ve 2. cemaatin imamı, birinci cemaatin imamının kıldığı yerde dursa, namaz mekruh olur mu?

 Çalıştığım holdingde çeşitli katlarda küçük mescidler vardır. Burada imamın namaz kıldığı seccade mihrab hükmünde midir? Böyle bir mescide itikâfa girilebilir mi?

 Evden bir yere giderken geç kalınca, yine de abdestli çıkayım diye, abdestin farzlarını yerine getiren, mekruh işlemiş olur mu?

 Câmiye uyumak niyetiyle giren; fakat girişte sırf uyuması günah olmasın diye itikâfâ niyet eden, uyuyunca mekruh işlemiş olur mu?

 Şadırvanı içeride olan câmilerde abdestsiz içeriye girmek mekruh olur mu?

 Bir câmi var. Helâsı alt katta, câminin içindedir. Fakat mimarî olarak helânın çatısı, câminin çatısına denk gelmiyor. Yan binanın çatısı altında kalıyor. Burada ihtiyaç gidermek mekruh olur mu?

 Bir câmi var. Bunun altında lokanta var. Fakat aralarında merdiven gibi bir bağ yok. Lokanta da câmiden midir?

 Peygamber Efendimiz aleyhisselâm mi’raç gecesi, cennet ve cehennemdeki insanları gördü. O zaman aslında kıyamet koptu mu, cennete ve cehenneme insanlar gittiler mi?

 Başı mesh ederken bir kere kullanılan el ikinci defa kullanılamaz mı? Yıkayıp tekrar mı kullanılacak? Ya da hiç kullanılmayacak mıdır?

 Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde abdest ve gusülde niyet farz olduğuna göre, bu mezhebi taklit eden Hanefîler sadece gusle niyet etse, cünüplükten kurtulmaya niyet etmese gusül sahih olur mu? Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklide niyet etmek, gusle niyet etmek Sonradan niyet etmediğini hatırlasa, niyet etse, kurtarır mı?

 Bir kimsenin kendisinden evvel ölen oğlunun çocuğu amcası varsa Kur’an-ı kerimde yazmadığı halde vâris olamıyor. Haksızlığa uğruyor. Bunun bir delili var mıdır?

 Mâide Suresi’nde abdesti anlatırken ayaklara mesh edin diye mi yazıyor? Bu âyet-i kerime muhkem mi, yoksa müteşâbih midir?

 Ruhü’l-kudüs ne demektir?

 Sahih-i Buhârî’de Peygamber efendimizden şöyle bir hadîs-i şerif geçiyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de sünnetimdir”. Sahih-i Müslim’de aynı hadîs-i şerif şöyle geciyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de Ehlibeytimdir”. Bunu daha derin araştırdıktan sonra ortaya şu çıktı ki, Sahih-i Buhârî’de bu hadîsi rivâyet eden kişi Emevîler tarafından maddî yönden memnun edilmiş bir insandı. Onun için böyle rivâyet etti. Ama Abbasî devrinde Sahih-i Müslim örtbas edilmiş şeyleri ortaya koyuyor. Hangisi doğrudur?

 Müt’a nikâhı Hazret-i Ömer tarafından neden kaldırıldı? Câbir bin Abdullah’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerife göre: “Biz Hazret-i Muhammed ve Ebubekir zamanında bir avuç hurma karşılığında kadınlar ile geçici nikâhlar yapardık. Hazret-i Ömer bunu Amr bin Hurays hâdisesinden sonra kaldırdı.” Amr bin Hurays hâdisesinde neler oldu?

 Bazıları velâyete inanmadan bütün amellerimizin boşa çıkacağını söylüyor. Velâyeti, yani imâmeti Allah Kur’an’da söylüyor ve bir çok hadîs de bunu destekliyor. Biz şimdi nasıl inanmalıyız ki amellerimiz boşa çıkmasın?

 Bildiğimiz dört hak mezhep konusunda şunu öğrenmek istiyorum. Peygamber Efendimiz nasıl namaz kılardı? Yani hangi mezhep Peygamber efendimizin namaz kılma şeklini uyguluyor? Her yerde duyuyoruz ki hak tekdir. O zaman dört mezhep birden nasıl hak oluyor?

 Kâdirilikte raks yok mudur? Mevlânâ Celâleddin Rumi hazretleri için bazı kitaplarda hiç dönmedi yazıyor. Rehber Ansiklopedisi’nde de sadece dövülen demirden Allah sesini işitince dönerek bayıldığı yazıyor. Nakşî yolunda dahi böyle durumlar olabiliyorken, Kâdirîlikte olmadığı söylenebilir mi? Olduğunu söyleyenler neye dayanarak böyle söylüyor?

 Sabahı vaktinde kılamayan biri, öğleden önce sabahı sünneti ile birlikte kaza edebiliyor. Peki öğleden önce kılmak zorunda mıdır? Özürsüz öğleden sonra kılamaz mı?

 Kitaplarda geçen zâni sıfatı ile ne yapan kastediliyor? Zâni olmak için, illâ normal cinsi münasebet mi mevzubahistir? Anal ya da oral seks yapan da zâni midir? Anal seks câiz midir? Oral seks caiz midir? Yaptığı zinâya girer mi?

 Kadınlar saçlarını herhangi bir özrü olmadığı müddetçe hiç kesemez mi? Çok uzun olmasının verdiği rahatsızlık özür sayılır mı veyahut eşine güzel gözükmek amacı ile kısaltması câiz olur mu?

 Manevî olarak istiharemde Gavsülazam Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin yoluna çağrıldım. Ankara ve Kırıkkale’de aradım ama bu yolu bulamadım. Nakşibendî yolunu buldum. Ama ben tam olarak Kâdirî yolunu istiyorum. Çok buhrandayım. Lütfen bana yardım edin, içim yanıyor.

 Yezid'in Mir'ât-ı kâinât'da yazdığı üzere Hazreti Hasan'ın karısına para ve mal vadedip onu zehirletmeye çalışması Yezid'i zalim ve fasık yapmaz mı? Bu yapılan savaşta herşey mubahtır kaidesine mi giriyor?

 Fıkıh kitaplarında özr sahibi için şöyle diyor: "Öğleden başka dört nemâzdan birinin vakti girmeden evvel aldığı abdest ile, bu nemâzı kılamaz" Çünkü her vakit çıkışda abdest bozuluyor. Peki öğle için bu vakit ne zaman başlıyor? Yani sabah aldığı abdest herhalde güneş doğunca bozuluyordur ama öğleyi kılmak için alacağı abdesti en erken ne zaman alabiliyor, işrak vaktinde mi?

 Fıkıh kitaplarında şöyle diyor: "Bir veyâ iki ayağı mestden çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti temâmlamış olur. Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fekat, her iki sûretde de, yeniden abdest almak dahâ iyi olur denildi. Çünki, muvâlât hanefîde sünnet, mâlikî mezhebinde ise farzdır." Burada mesh çıkar çıkmaz yıkamak kastedilmeyip, aradan zaman geçmesi durumunu kastederek tekrar abdest almak iyi olur mu denilmek isteniyor? Çünkü ayaktan meshi çıkardığı gibi ayaklarını yıkasa abdest sahihtir. Eğer anladığım kastediliyorsa o halde abdest ibadetini belli bir zaman diliminde yapmasak da abdest almış olacağımız anlamı çıkmıyor mu? Bir kişi ayaklar hariç bütün abdest azalarını yıkasa, aradan 1 saat geçse sonra ayaklarını yıkasa bu kişi Hanefî'de abdest almış olur mu?

 Bir Şâfiî, ağzını ve burnunu yıkadıktan sonra gusle niyet ederek denize atlasa tertib farzı yerine gelmiş, gusledilmiş olur mu? Yani tertib deyince azaların sırayla yıkanması anlaşılıyor, tüm azalar aynı anda ıslanınca da tertib yine yerine geliyor mu?

 Çıplak hayvan üzerinde giderken uyuyanın abdesti, hayvan yokuş ya da düz gidiyorsa bozmazken, iniş aşağı giderken niçin bozuyor? Buradaki mesele nedir? Hayvan çıplak olmazsa, üzerinde semer olursa ne fark var? Burada anlatılmak istenen hayvanın üzerine uzanma şekli midir?

 Her 100 senede bir müceddid geliyor. Peki her yüz senede bir tane mi geliyor? Neticede bunlar kesin belli kişiler değil. Aynı yüzyılda farklı kişiler için müceddid deniyor. Müceddidlerin kim olduğuna dair kabul gören bir söz yok mu?

 Bazı fıkıh kitaplarında “Bir müslümana bir farzı öğretmek; haram işlememesi ve kaza kılmaya devam etmesi şartıyla; namaz kazalarına keffaret olur” diyor. Bu emr-i marufa teşvik için söylenmiş bir söz mü, yoksa bir emri maruf ve neyhi münker yapmak gerçekten namaz kazaları dâhil bütün günahların affedilmesini sağlar mı?

 İçki satan yerlerden alış veriş edilmemesinin sebebi nedir, böyle yerlerden alış veriş yapmanın hükmü nedir? Bu gibi yerlerdeki mallar mülki habis olup, buralardan alış-veriş yapmak câiz olmuş olmaz mı?

 Hadîs-i şerifte "Îmânında veyâ ibâdetinde bid'at, bozukluk bulunan bir kimseye, Allah için sert bakanın kalbini, Allahü teâlâ îmânla doldurur ve korkudan korur" ve yine "Bir kimse, bir bid'at meydâna çıkarsa veyâ bir bid'ati işlese, Allahü teâlânın ve meleklerin ve bütün insanların la'neti, onun üzerine olsun. Onun ne farzları, ne de, nâfile ibâdetleri kabûl olmaz" diyor. Burada yazanlardan sadece itikadında değil, ibadetinde de bid'at olana sert bakmak ve onları da bid'at ehli kabul etmek gerektiği, onların da ibadetlerinin kabul olunmayacağı anlaşılmıyor mu?

 Fukahâ-yı Seb'a’nın diğer fıkh âlimlerinden farkı nedir? Niçin tâbiînden ve sahâbîlerden farklı olarak ayrıca zikrediliyorlar? Zaten çoğu sahâbî veya tâbiînden değil mi?

 İbni Teymiyye kâfirler ebediyen cehennemde kalmayacak deyince kâfir oluyor da, neden İmam-ı Azam ile "büyük günah işleyenin kâfir olacağını" tartışan "Bağdat'ın büyük âlimleri" kâfir olmuyor? Veya sofiyye-yi aliyye büyükleri Allahü teâlâ'nın sıfatları için Zât-ı ilahînin aynıdır diyerek niçin bid'at ehli olmuyorlar? Birisi hata edince bid'at ehli veya kâfir olduğuna hükmedildiği halde, başka bir âlim aynı şeyi yaptığı zaman "Bu konuda yanılmış ama kendisi ehl-i sünnet âlimidir" denilebiliyor? Bu fark nedir?

 Hutbenin farzı nedir?

 Fıkıh kitaplarında "Farzları ve vâcibleri nafile olarak yapmak, müekked sünnetleri yapmakdan daha çok sevap olur" yazıyor. Farzları ve vâcibleri nâfile olarak yapmak ne demektir? Kılmış olduğu farzı iade veya kaza etmesi gerekmediği halde tekrar kılması mı? Eğer öyleyse bu neden müekked sünnetten daha sevap oluyor?

 Bazıları İsrail’in Filistin’de yaptıklarını gerekçe göstererek Yahudilere ait şirketlerin mamullerini almamak lâzımdır; aksi takdirde Filistin’de masumların öldürülmesinde senin de bir payın olur diyor. Nasıl hareket etmek gerekir?

 Hazreti Ayşe'nin nişan, evlenme ve zifafa girme yaşları için kitaplardaki kaviller nedir?

 Bir kişi yazlıkta evlense, 6 ay yazlıkta, 6 ay da şehirde otursa, bu kişinin vatan-ı aslîsi şehirdeki evi mi olur, yoksa yazlığı mı?

 Üç mekruh vakitte, secde-i tilâvet ve secde-i sehv câiz olmadığına göre, bir kişi ikindiyi kerahat vaktinde kılıyor olsa, secde-i sehv gerektiren bir iş yapsa, namazı secde-i sehv yapmadan mı bitirir? Bu kişi vâcibi terkettiği için o namazı iâde etmesi ona vâcib olmaz mı?

 Rükü’yu unutan ve secdeye giden bir kişinin namazı kurtarma şansı var mı? Örneğin rükü’yu unutup secdeye gitse, doğrulup bir rükü’ yapıp sonra secdeleri tekrar etmeden namazı tamamlasa sahih olur mu? Yoksa tertibe de riâyet etmesi gerektiği için secdeleri de tekrar mı yapmalıdır? Eğer rükü’yu yapmadığını başka rek’atte hatırlarsa ne yapar? Namazı bitirdikten sonra hatırlarsa iâde etmesi mi gerekir? Namaz vakti çıktıktan sonra hatırlarsa kazâsı gerekir mi?

 Fıkıh kitaplarında İmam Ebu Yusuf'un Cuma namazı kıldıktan sonra, abdest aldığı kuyuda fare ölüsü görüldüğü söylendi. “Medîne’deki kardeşlerimize göre guslümüz sahihtir. Çünki, hadîs-i şerîfte, kulleteyn mikdarı suya necâset karışınca, üç sıfatından biri değişmedikçe necs olmaz buyuruldu” dediği ve namazını kurtarmak için başka mezhebi taklit ettiği bir hâdise anlatılıyor. Normalde bir müctehidin başka bir müctehidi taklid etmemesi gerekmez mi?

 Baldız ile hürmet-i müsahere olursa nikâh düşer mi?

 Ötenazi hep çok tartışılıyor, dinimiz bu konuda ne diyor?

 Hanefî mezhebinde biri 20 günden fazla kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gitti. Mukim olarak öğlenin farzını kılmaya başladı. Birinci rekâttayken, arkadaşı geldi, acilen İstanbul'a geri dönüyoruz, namazı kıl hareket ediyoruz dedi. O namazı seferi olarak iki rekât mı kılmalı? Eğer 3. veya 4. rek’atte bu durum olursa ne yapar? Namazı kıldıktan sonra olsa iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra olsa kaza eder mi?

 Bir Hanefî, 10 gün kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gidiyor. Seferi olarak öğlenin farzını kılmaya başlıyor. Birinci rek’attayken, 20 gün kalmaya karar veriyor. O namazı mukim olarak 4 rek’at mı kılmalı? Eğer namazı bitirdikten sonra karar verirse iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra karar verirse kaza eder mi?

 Birisinden şöyle işittim: “Yatsıyı kıldıktan sonra vitri başka elbise ile kılan, yatsıyı kıldığı elbisenin necis olduğunu görse, vitri de iade eder. Çünkü vitrin vakti, yatsı namazından sonra başlar, sabaha kadar devam eder. Ancak, ben o namazı yani necasetli elbise ile kıldığım yatsı namazını Mâlikî mezhebine göre kıldım diye niyet ederse, iki namazı da iade etmesi gerekmez. Çünkü Mâlikî’de necis elbise namaza mani değildir.” Vitir namazının vakti yatsı namazını kıldıktan sonra mı başlar; yoksa yatsıdan sonra kılınması sadece efdal midir? Önce vitir, sonra yatsı kılınabilir mi?

 Seferî olan veya nisab miktarı malı olmayan, fakat kurban günü nisab miktarı malı olacağını bilen kişi, bu durumda iken kurban vekâleti verse vâcib sevabı alır mı?

 Talebe yurtlarına vekâleti verilen kurbanı, kesildikten sonra yurt idaresi satıp, yerine talebelerin gıda ihtiyaçlarını temin etse câiz midir? Vacib yerine gelmiş olur mu?

 Giriş çıkış günleri hariç 4 günlüğüne Mısır’a giden; 3 tam gün Kâhire’de kaldıktan sonra sefer mesâfesindeki İskenderiye’ye gidip dönen kimsenin vaziyeti nedir?

 İş için Cidde’ye gidecek olan kimse mîkatı ihramsız geçebilir mi?

 Kurban satıcısı kurbanınızı keserim, yüzerim, etini tartarım, ne kadar gelirse o kadar alırım diyor. Bu câiz mi?

 Sabah namazını cemaatle kazâ eden açık mı, gizli mi okur?

 İmam yatsıyı tek başına kılarken kendisine uyulsa, kıraati nasıl yapacak?

 Bir akrabam oğlum askerden gelirse bir kurban keseceğim demiş. Kurban kesmeyip parasını fakirlere verebilir mi?

<<  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 >>