Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sualler:

 Bir insanın yaptığı hatadan, günahtan, kul hakkından veya aldığı bedduadan dolayı çocuğu veya torunu çeker deniyor. Bu doğru mudur? Eğer doğru ise Fâtır suresinin “Kimse kimsenin cezasını çekmez” meâlindeki 18. âyeti ile tezat arzetmez mi?

 Bir evde anne, erkek ve kız evlat yaşıyor. Erkek evlat çalışıyor, anne ve kızın da gelirleri var. Bunların müşterek bir bütçesi var, buradan hepsi ihtiyaçlarını alıyor. Erkek evlat, asabi mizaçlı biridir. Sinirlenince ve başka sebeplerle hep hakkını haram ediyor; sonra sinirleri yatışınca tövbe ettim, tüm hakkımı da helâl ettim diyor. Buna göre, hakkını haram edince, daha önceden kullanılmasına izin verdiği kendi eşyalarını ve eve herkesin yemesi için aldığı yiyecekleri, herkesin kullanması için aldığı eşyaları, kız kardeşin yemesi ve kullanması helal olur mu? Haram ettikten sonra eve aldığı şeyleri kız kardeşin yemesi ve kullanması helal olur mu? Daha sonra tövbe ettim ve tüm hakkımı helal ettim deyince, haram ettiği haklarını helal etmiş olur mu?

 Geçenlerde katıldığım bir seminerde, seminer veren kişi, İslâmiyette telkin diye bir şey olmadığını, bunun diğer İslâm cemiyetlerinde de görülmediğini, bize mahsus bulunduğunu, bunun bir yozlaşma sayılacağını, âdetâ hocaların ölüye kopya verdiğini alaycı bir üslûp ile anlattı. Benim işittiğim ve okuduğum kadarıyla telkin meşru bir şeydir. Bunun hakikatini ve telkinin tarihçesini varsa kaynaklarıyla bildirir misiniz?

 Erkek ve kadın için kaşlarını almak caiz midir?

 Cenâzede siyah matem elbisesi giymek câiz midir?

 Hastanede hastamız vardır. Yatağın mevkii ve koluna takılı serum kordonları sebebiyle hastanın kıbleye dönmesi mümkün değildir. Namazını nasıl kılacaktır?

 Bir arkadaş meclisinde dinî mevzular da konuşuldu. Ben kimseye sormadan ve gizlice bu sohbeti kaydettim. Böyle yapmam uygun mudur?

 İmamla aynı hizada namaza durdum. Ayak topuğum imamın topuğundan ileride değil fakat ayağım uzun olduğu için parmaklarım imamın parmaklarını geçerse namaz sahih olur mu?

 Özürleri birbirine benzeyenler ve bir özrü olan iki özrü olana birbirlerine imam olabilir. Peki bir özrü olup da özürleri ayrı ayrı olan [mesela birisi idrar kaçırıyordur, birisi peltektir.] Böyle kimselerin birbirlerine uyması caiz midir?

 Sırtı eğri ve kambur birinin, sırtı düz sağlıklı olan birine imam olması caiz mi?

 Gördüğüm bazı kimseler [erkekler] namazda başın etrafına mendil, tülbent bağlıyorlar ve tepeleri açık kalacak şekilde namazlarını kılıyorlar. Böyle namaz kılmaları caiz midir?

 Erkeklerin uzamış olan saçlarını arkadan toplayarak namaz kılmaları mekruh olur mu?

 Erkeklerin İpek seccade ile namaz kılmaları caiz olur mu? Velev ki bir ihtiyaç olmasın.

 Namazda bir özür sebebiyle olmaksızın elbiseyi [mesela ceketi] giyinmeyip omuzlar üzerine alarak namaz kılmak mekruh olur mu?

 Kılıca, bıçağa silaha karşı namaz kılmak mekruh olur mu? Bunları kıble istikametine koymak doğru olur mu?

 Namazda üflemenin hangi derecesi mekruh hangi derecesi namazı bozar?

 Namazda dizleri yere koymadan elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden evvel kaldırmak mekruh mudur?

 Unutarak abdestsiz namaz kılmışım. Namaz vakti çıktıktan sonra hatırladım kaza edecekmiyim?

 Hanefi mezhebindeyim Farz namazların ilk iki rekatinde Fatiha okumak, bir sûre veya üç ayet okumak vaciptir. Sünnet ve vacip namazların her rekatında kıraat farzdır. Farz, vacip veya nafile namazlarda kıraatin farz olan mikdarı nedir? Yani ne kadar okursam kıraat farzı yerine gelir? Bu hususta sitede iki farklı kavil okudum. Fetva yönünü ve kurtarır taraflarını nakledermisiniz?

 İftitah tekbirini yanlış alan yani allahü ekber dışında mesela ( La ilahe illallah ) ( Sübhanallah ) ( Ya Allah ) gibi allahü ekber lafzından gayri alan bir kimse namazın herhangi rekâtında bunu hatırlarsa ne yapması lazım? Secde-i sehv lazım gelir mi? Maliki mezhebini taklid eden ne yapması gerekir?

 Nafile veya sünnet namazlarda kıbleye dönmenin hükmü farz namazları gibimidir?

 Kıble yönünde şüphe eden bir kimse kıbleyi tayin hususunda güvenilir bir şahsın sözünü dinlemeyip kendi kanaatine göre hareket etse ve kıbleye isabet etmemiş olsa namazını iade eder mi? Güvenilir bir şahsın kıble tarafını bildirmesi; kendi araştırmamızda daha mı iyidir?

 Öğretmenim. Her il yahud ilçede il milli eğitim ya da ilçe milli eğitim müdürleri maaş ödemeleri hakkında muayyen müddetler için bankalar ile anlaşmaktadır. Bankalar kendilerinden maaş alan öğretmenlere promosyon olarak muayyen mikdar para vermektedir. Bunların alınmasında dinen bir mahzur var mıdır?

 Mülk süresi 2. âyetinde tı durağında amelâ olarak durmak gerekirken amel diye durulsa namaz bozulur mu?

 Mesbuk namaza durunca subhaneke okur mu? Yoksa imam selam verdikten sonra mı kalkıp okur?

 Mesbuk yanlışlıkla selam verirse ne yapar? Namazı iade etmesi gerekir mi? Yoksa sehv secdesi mi yapmak gerekir?

 Fıkıh kitaplarında şöyle diyor: “İman artar azalır demek küfürdür. Amma kemal yakin itibariyle olursa küfr olmaz. Bir kimseye sen mü’min misin deseler o da inşallah dese te’vil edemezse küfr olur”. Bu sözleri açıklar mısınız?

 Fıkıh kitaplarının küfr bahsinde “toplanan vergiler sultanın mülkü sanmak küfr olur” diyor. Bu hüküm İslâm devleti için mi câridir?

 Bazen sevmediğimiz düşman olduğumuz kişiler için bunu öldürmek lazım, bunun gibileri asmak, kesmek lâzım gibi laflar kullanıyoruz. Böyle söylemek mahzurlu mudur?

 Fıkıh kitaplarında Cuma namazının eda şartları sayılırken “câmi kapılarını herkese açık tutmak” yazıyor. Bu hüküm sadece Cuma namazı için midir? Mesela bazı talebe yurtlarında veya işyeri mescidlerinde Cuma namazı kılınıyor. Cuma namazı kılınırken bu mescid herkese açıktır; fakat diğer zamanlarda dışarıdan gelen biri istediği gibi giremez. O zaman bu hüküm yerine getirilmiş olur mu?

 Fıkıh kitaplarında namazı devlet reisi veya vâlinin izni ile kılmak, Cuma namazının eda şartı olarak sayılıyor. Bu hüküm şeriat devleti için mi geçerlidir?

 Fıkıh kitaplarında namazı şehirde kılmak Cuma namazının eda şartı olarak sayılıyor. Şehir de cemaati en büyük câmiye sığmayan yer, olarak tarif edilmiş. Burada şehirden ve en büyük câmiden kasıt nedir?

 Fıkıh kitaplarında cemaat istese de imam farz namaz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması mekruhdur, diyor. Bu hüküm sadece farz namazlar için mi câridir, yoksa sünnet kıldırırken de mekruh olur mu? Meselâ bazı câmilerde terâvih namazı hatimle kılınıyor. Bu mekruh mudur?

 Tuvalete muska ile girilebilir mi? Kur’an-ı kerim âyeti olursa ne yapmak lâzımdır?

 Zimmî kâfirlerin dârülislâmda fâizcilik yapması câiz midir? Osmanlı Devleti’nde Galata bankerleri tefecilik yapmıyorlar mıydı? Eğer yapıyorlarsa, devlet buna neden izin vermiştir?

 Fıkıh kitaplarında "Satranç ve her oyunu oynayanlara selâm verilmez" ve "Gıybet edenlere selâm verilmez" yazıyor, bu zamanda bu tür oyunları oynamayan ve gıybet etmeyen yok gibidir. Bizim bu halde ne yapmamız gerekir? Fitne ihtimali varsa selâm vermek câiz olur mu?

 Anadilde eğitimin engellenmesinin insan haklarına aykırı olduğu söyleniyor. Bu hususta İslâmiyette, bilhassa tarihteki İslâm memleketlerinde ve çok milletli Osmanlı Devleti’nde vaziyet nedir?

 Parlak erkek çocuğa bakmak günah mıdır?

 İlk teşehhüde ettehıyyatünün yarısından az bir kısmını okudum. Kalan kısmını o anda hatırlayamadım namaz sonunda secde-i sehv yapacak mıydım?

 Fâtiha'nın yarısını veya bitimine yakın kısmını okuyan kimse, kalanını unutsa sonra hatırlasa ve Fâtiha'yı tekrar okusa, bu kimse, Fâtiha'yı iki defa okumuş sayılır mı? Secde-i sehv lazım gelir mi?

 Seferî olan dört rekâtlı namazları iki rek’at kılması gerekirken üçüncü rek’ate kalkarsa secde-i sehv lâzım oluyor. Sehven, unutarak üçüncü rek’ate kalkan bir kimse üçüncü rekâtın hemen başında fatihadan önce veya kıyamın her hangi birinde, rükû’unda veya secdesinde bu hükmü hatırlamış olsa selâm verip namazdan çıkar mı? Yoksa normal dört rekât kılıp selam mı verir?

 Namazda secde-i sehv yaparken yanlışlıkla iki secde yerine bir secde yaptım. Secde-i sehv yerine gelmiş oldu mu?

 Secde-i sehv icap eden bir davranışta bulunan İmamın abdesti bozulup yerine vekil tayin ederse secde-i sehv cemaattan sâkıt olur mu? Bu durumda ne yapılması lazım gelir?

 Secde-i sehvlerde bir rükün miktarını “üç kere sübhanallah diyecek kadar zaman” diye mi kayıtlamak gerekir?

 İmamın gizli okunması gereken namazlarda açıktan okuması, açıktan okuması gereken namazlarda gizli okuması secde-i sehvi gerektiriyor. Peki, gizli ve âşikâre okumanın asgari miktarı nedir ki secde-i sehv icap etsin ve etmesin?

 Cemaate namaz kıldırmakta olan bir kimse, iki rek'atini kıldıktan sonra, ikinci secdede, bir rek'at mi, yoksa iki rek'at mi kıldığı hususunda veya dört rek'at mi yoksa üç rek'at mi kıldığı hususunda şüpheye düşerse nasıl hareket etmesi gerekir?

 Bir kimse, namazı, üç rek'at mi yoksa dört rek'at mi kıldığı hususunda şüpheye düşse ve bir müddet düşündükten sonra, kat’i olarak, üç rek'at kılmış olduğunu anlayıp bilse; bu halde düşünmesi, kendisinin, bir rükün edâ edecek kadar geri bırakmamış ise, sehiv secdesi yapması gerekir mi? Düşünmesi üç kere sübhanallah diyecek kadar sürse secde-i sehv yapması lâzım gelir mi?

 Bir kimse, vitir namazında kıyamda ayakta iken, ikinci rek'atte mi yoksa üçüncü rek'atte mi olduğu hakkında şüpheye düşse, herhangi bir karara hükmedemese nasıl hareket eder?

 Bir kimse, sabah namazında ikinci rek'ati mi, yoksa üçüncü rek'ati mi kıldığı hususunda şüpheye düşse ve araştırması da bir netice vermezse; bu halde, eğer ayakta ise, [üçüncü rek’atin secdesini yapmadan] hemen oturup tehiyyat, salli, barik ve rabbena okuyup secde-i sehv yapsa namazını kurtarmış olur mu?

 Fıkıh kitaplarında namaz kılmak için elbise bulamayan kimse oturarak, rükû ve secdesi için ima (işaret) ederek namazını kılar buyuruluyor. Bu kimse oturup tek eliyle de avret mahallini mi kapatacak?

 Dört rek’at niyetiyle nâfile namaza başlayıp herhangi bir sebeple iki kılıp selâm verince kılınmayan iki rek’at üzerimize vâcib oluyor. Bu nâfileyi edâ veya kazâ edince baştan dört mü kılacağız, iki mi kılacağız? Nasıl niyet edeceğiz?

 Kız arkadaşımla evlenmeyi düşünüyoruz. Ancak bu zamana kadar günah işlememek için nikâhlanmak istiyoruz. Ancak bunu ailelerimize ve çevreye duyuramayız. Bunun mahzuru var mıdır?

 Zekât vermek üzere vekil edilen kimse, bu zekâtı kendi ailesine verebilir mi?

 Zekât vekili, kendisine verilen zekât malı veya parasını, emredilen kişiye vermezse veya kendi parasıyla karıştırırsa, yahud kaybederse veya harcarsa, zekâtın vaziyeti ne olur?

 Mescide giren kimse selâm verecek midir?

 Selâm vermekte bir öncelik var mıdır?

 Selâmı veren bir kişi, selâm verilenler çok kişi olursa; selâmı kim alacaktır?

 İki kişi aynı anda birbirine selâm verirlerse selâmı hangisi alacaktır?

 Selâm alırken bazen “aleyküm selâm”, bazen de “ve aleyküm selâm” deniyor. Hangisi doğrudur?

 Tek bir kişiye selâm verirken niye “Esselâmü aleyke” (Selâm üzerine olsun) değil de “Esselâmü aleyküm” (Selâm üzerinize olsun) deniyor?

 Selâm verene sadece “ve aleyküm selâm” mı demelidir, yoksa “ve aleyküm selâm ve rahmetullah” mı demelidir?

 Selâmın sünnete uygun verilişi “Selâmün aleyküm” diye midir, “Esselâmü aleyküm” diye midir?

 Selâm vermek mi, selâm almak mı daha mı sevaptır?

 Evliyâdan Bişr-i Hâfî’nin, sokakta başı açık yürüdüğü rivâyet olunuyor. Bunu belirtmeye niçin ihtiyaç duyulmuş olabilir?

 Bir fıkıh kitabında Mîzânü’l-kübrâ adlı kitaptan naklen diyor ki: “Bütün mezheblerde, yapılması kolay işler (ruhsat) bulunduğu gibi, yapılması güç (azîmet) olan işler de vardır. Azîmet olan işi yapabilecek kimsenin, kolay işi yapmağa kalkışması, din ile oynamak olur. Azîmeti yapmaktan âciz olan, özürlü olan kimsenin ruhsat olanı yapması câiz olur. Böyle kimsenin ruhsat olanı yapması, azîmet yapmış gibi çok sevap olur. Âciz olmayanın, kendi mezhebindeki ruhsatları yapmaması, azîmetleri yapması vâcibdir. Hattâ, kendi mezhebinde yalnız ruhsatı bulunan işin, başka mezhebde azîmeti varsa, o azîmeti yapması vâcib olur.” Şu halde, Hanefî mezhebindeki bir kimse elbisesindeki dirhemden az necâseti, Şâfii mezhebi buna ruhsat vermediği için temizlemeye mecbur mudur?

 A, B’ye olan 100 lira borcunu C’ye havâle ediyor. C, ödediği bu parayı sonra dönüp A’dan alacaktır. B ile C anlaşıp 80 lira veya 120 lira ödediği zaman, A’dan bu kadar para isteyebilir mi, yoksa sadece havale olunan 100 lirayı mı isteyebilir? Havâle kabul eden ile havâleyi alan uyuşarak, havâle olunan borçtan az veya çok verirse, havâle verenden, bu verdiği mikdarı istiyebilir mi?

 Bir fıkıh kitabında Hadîka’dan naklen diyor ki: “Zamanımızda helâl ve haramı gözetmek, hattâ Ebülleys-i Semerkandî’nin en kolay olan fetvâsına bile uymak çok güç oldu. Bu fetvâya göre, malının çoğunun halâl olduğu sanılan kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alış veriş ve kirâlamak câiz olur. Malının çoğu helâl olduğu sanılmayan kimse ile bunlar câiz olmaz. Çünki, harâm olduğu bilinen mal elden ele geçince, haramlığı yok olmaz” diyor. Şu halde bugün bir insanın malının çoğunun helâl olduğu nasıl anlaşılacaktır?

 Altın veya gümüşün kâğıt para ile satışının veresiye olması câiz midir?

 Fülûs aynı sayıda fülûs karşılığında satılınca, yani kâğıt para bozdurulursa, ikisinin de ayrılmadan önce kabz edilmeleri lâzım mıdır?

 Canlı resmi, namaz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekrûh olur mu?

 Takiyye nedir, müdârâ ve müdâhene ile münasebeti var mıdır? Bu çerçevede Hazret-i Peygamber aleyhisselâmın, Ammar bin Yasîr’e müşriklerin işkencelerinden kurtulmak için istediklerini söylemesine izin vermesini nasıl anlamalıyız?

 "Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah" cümlesinin mânâsı nedir? Mânâsını düşünmeden okursak fâidelerine kavuşamaz mıyız?

 "Vazife şehidi" tabiri mahzurlu mudur?

 Erkeklerin altın liralara da mı dokunmaları haramdır?

 İslâm dinine inanmayanlar öldükten sonra, bunlar için, "Belki tevbe etmiştir, küfrden vaz geçmiştir" demek boştur deniyor. Buna göre İslâmiyete çok büyük düşmanlıklar eden ve tevbe alâmeti olmayan belli bir kâfir için "Allahü teâlâ biliyor ki bu kâfir olarak öldü, cehennemliktir" denilebilir mi? Yani zâhiren kâfir olarak ölmüştür ama, gerçekte can boğaza gelmeden tevbe etmiş olamaz mı?

 İnanılacak şeylerde, bilmemek ile inkâr farklı şeyler midir? "Günah işlediğimde Allahü teâlâ görüyor muydu?" diye soran sahâbî ile Allahü teâlânın gördüğünü inkâr eden kişi arasındaki fark nedir?

 İmam Gazalî hazretlerinin Kıyâmet ve Âhiret halleri adlı kitabında Nuh aleyhisselâm için neden resullerin ilki deniyor?

 Gusl abdesti sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, sehv secdesi gerekip gerekmediğine karar veremeyip, gerekmediği halde secde-i sehv yaparsa, selâmı çıkmak niyetiyle vermemiş ve Mâlikî’de farz olan selâmı geciktirmiş oluyor. Namaz sahih oluyor mu? Böyle karar veremediğimiz zaman secde-i sehv yapmak mı, yapmamak mı daha ihtiyatlı olur? Eğer yapmak ihtiyatlı ise kaç tane selamdan sonra sehv secdesine gitmek en ihtiyatlı olur?

 Borç olarak değil de, âriyet olarak birine mal verdiğimizde, zaman tayini fâiz olur mu? Alan kişi şu vakit getiririm dese ve biz hiçbir şey demesek yine de zaman tayin edilmiş olur mu?

 Allahü teâlânın, peygamberlerin isimlerini anarak dilenenlere bir şey vermemek, Allahü teâlâya ya da peygamberlere hürmetsizlik mi olur? Bunlara nasıl davranmalı?

 Bir arkadaş kargosunu göndermemi rica etti ve o işin yaklaşık ücretinde bir mikdar parayı bana hediye etti. Bu fâiz oldu mu? Çünki iş yapmamı emredince, bana borçlanmış olabilir. Gerçi başta hediye etmesi şart koşulmamıştı. Bu hediyeyi işi yapmadan önce vermesi rüşvet olur mu?

 Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, kart sahibine parayı ödeyeceğimiz zamanı tayin etmek mi, etmemek mi gerekir? Sonra öderim denmemişse borç olmaz mı? Bu borç muaccel (âcil) midir? Ve alacaklısından hediye almak câiz olmadığı için, bu kişiye bir şey ikram etmek caiz olur mu? Bu kişiyle samimi arkadaş olmak, öteden beri birbirine bir şey hediye etmek cevaba tesir eder mi?

 Hadis-i şerifte, "Her vâki olanda bir hayır vardır. Allahın ihtiyar ettiği her şeyde bir hayır vardır" diye geçiyor. Mesela bir günah işlendi. "Tevbe eder, affedilmek için ağlar vs" kastedilip, bunda da bir hayır vardır denebilir mi?

 Açıkça küfr olan bir şey için, acaba küfr müdür diye düşünmek, yani bilmemek küfr olur mu?

 İslâmiyetin adlî tıp ilmi hakkındaki hükümleri nelerdir? Hususiyetle otopsi, ölü muayenesi câiz midir? Bugünki doktorların, adlî tıpçıların veya savcıların bu işle iştigal ettiklerini düşünürsek, bu mesleği yapanların mesuliyeti olur mu?

 İmama sonraki rekâtlarda yetişildiğinde, ilk oturuşta sadece ettehıyyatü okunması gerekiyormuş. Ben salli-bârikleri de okumuşum. Bir şey lâzım gelir mi?

 “Hanımı, annesi yahud yabancı bir kadın; namaz kılan bir erkeğin dokuz ayak ilerisinde ise, o erkeğin namazı sahih olur” deniyor. Dokuz ayak nasıl bir ölçü birimidir? Yani kadın erkekten tam olarak ne kadar uzaklıkta olacak?

 İmam 4. Rek’ate kalkmayı unutup 3. rekâtın sonunda oturdu. İkaz ettik ama anlamadı. Namazın sonunda dört kıldım dedi. İyi biliyoruz ki 3 rek’at kıldırdı. Bizim ve imamın namazları ne oldu?

 İbni Abidin’de “Câmide kaybettiği şeyi aramak mekruhtur” buyuruluyor. Câmide ayakkabımızı, kaybolan şemsiyemizi, anahtarımızı veya poşetimizi veya herhangi bir eşyamızı kaybetmişsek aramamız da mekruh olur mu?

 Câmiye itikâf niyetiyle girilir. İki rekât namaz veya vakit girmişse vaktin farzı kılınır. Sonra bir şey yenebilir, uyunabilir buyruluyor. İtikâfa niyet ettikten sonra namaz kılma şartı itikâfın şartlarından mıdır? Yani bir kimse itikâfa niyet edip câmiye girse, namaz kılmadan uyuyup, yiyip içemez mi?

 Mukim veya misafirin, câmide itikâfa niyet etmeden mübâh olan bir şeyi insanları rahatsız etmeden konuşması câiz midir?

 Sitede “Fıkıh kitaplarında sünnet ile farz arasında 15 ayeti kerime okuyacak kadar beklenir, sonra farza kalkılır buyuruluyor” deniyor. Bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz farzdan sonra hemen son sünnete kalkardı buyuruluyor. Bu iki ifadeyi nasıl anlamak lâzımdır?

 Sitede “Sünnet ile farz arasında konuşulmayacağı dua ve tesbih söylenmeyeceği bunun bidat olacağı bildirildikten sonra Hindüvânî gibi bazı âlimlere göre kısa dua ve tesbihler okuyabileceği yazılıdır. Peki bir İslâm âlimi bir şeye câiz demişse, o şeye bid’at denir mi? Veya cumhur ulemâ sünnet ile farz arasında bir şey okumak Hanefî mezhebinde bid’at olur, sünneti ıskat eder demiş ise, Hindüvânî’nin nakline dayanarak bu işe câiz denir mi?

 Bir özür sebebiyle gusl abdesti meselesinde Mâlikî mezhebini taklid eden kimse için, namazda yellenmek ile abdest bozulur mu?

 Ayakta çekirdek, dondurma, mısır ve benzeri şeyleri yemek, su içmek mekruh mudur?

 İstihâre bir başkası yerine yapılabilir mi? Mesela anne, kızının yerine; baba, oğlunun yerine istihâreye yatabilir mi?

 Kadın, beyinden izinsiz olarak tütün içebilir mi?

 Bazı âlimlere göre iman gidince ameller de gitmez. Tevbe istiğfar edince geri döner diye işittim. Doğru mudur?

 İslâm hukukunda eşcinselliğin hükmü nedir? Hukukuken cezalandırılan bir suç mudur? Genetik midir, yoksa tercihe dayalı bir şey midir? Eşcinselliğin genetik olması ile tercih hakkı olması arasında ne gibi hüküm farklılığı vardır?

 Muteber kitaplarda ezân okunurken Azîz Allah denir diye bir ifade geçiyor mu?

<<  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 >>