Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sualler:

 Birisi şu soruyu bilene cebimden ne kadar çıkarsa vereceğim dese bilenin alması caiz midir? (Mikdar mechul olduğu için) Böyle söylemek adağa girer mi? Eğer adağa giriyorsa alan kişi de zenginse bu parayı ne yapacak?

 Öğle ve yatsıyı tek başına kılan kişi, daha sonra cemaat sevabı için tekrar kılınca tekrar vaktin farzına mı, yoksa nafileye mi niyet edecektir? Belki tek başına kıldığı sahih olmamışsa, nasıl niyet etmeli ki onun yerine geçsin?

 Eskiden çalışırken her ay kazandıklarımın kırkta birini fakirlere vermeye niyet etmiştim. Kazandıklarımın kırkta birini hesaplayıp dağıtıyordum. Fakirlere verirken de kazandıklarımın bir kısmını vermeye niyet etmiştim diyordum. “Adadım” dediğimi hatırlamıyorum. Ama kesin emin değilim. Bunları kâğıt para olarak vermiştim. Şimdi çalışmıyorum. Geçmişte vermiş olduğum bu kâğıt paraları tekrar altın veya gümüş olarak mı vermem gerekir?

 Kızımın yel sıkıştırma problemi var. Hemen hemen her namazda yel sıkıştırıyor. Hanefî mezhebinde ama gusl sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid ediyor. Bazen tutamayıp namazda kaçtığı oluyormuş. Bu hal namazını ve abdestini bozar mı?

 Ayrılmış olduğum beyim, çocuklarıma ve bana yememiz için kendi zeytinliklerinden zeytin, zeytinyağı ve kendi yaptıkları sabunlardan gönderiyor. Ama kesinlikle biliyoruz ki zeytinlerinin uşrunu vermiyor. Ayrıca zeytinlerini para kazanmak niyetiyle satıyor, bunun da zekâtını vermiyor. Biz gönderdiği mallarının onda birini ayırıp fakirlere veriyoruz. Bu şekilde kullanmamız helâl olur mu? Kullanmamak mı efdaldir?

 Zammı sureyi okumayı unutunca, rükû’dan geri dönüp, elleri tekrar bağlamadan ve zammı sureyi okuyup tekrar rükû yapıp secde-i sehv mi yaparız; yoksa geri dönemeden namazı bitirip en son secde-i sehv mi yaparız?

 Dişlerimizin arasına sıkışan bir yiyecek oluyor ve çıkaramadığımız zaman namazda üç kere bu yiyeceği dişlerimizin arasında kaldığı için çiğnemiş olsak namaz bozulur mu? Mâlikî mezhebinde hüküm değişir mi?

 Kıbleye karşı namaza durduğumuzda secdeden kalkarken göğsümüz biraz sağa ya da sola çevrilse, ama yine iki kaşımız arasındaki açı kıbleyi içine alıyor olsa, namaz bozulur mu? Mâlikî mezhebinde hüküm değişir mi?

 Bildiğim kadarıyla Mâlikî mezhebinde rükû ve secdede tümânînet farzdır. Rükû’da bir yerimizi kaşısak ya da sağa sola, öne arkaya doğru dengemizi tam kuramadığımız zaman sallansak, secdede biraz hareket etsek, bunlar namazı bozar mı? Hiç hareket etmemek mi gerekiyor?

 Bir gazeteci her ay gazete parası toplamak için geliyor. Bizde de ekseriya bozuk para olmuyor. Bütün para veriyoruz. Gazeteci bunu ileriki bakkaldan bozdurup getireyim diyor. Paramızı alıp gidiyor. Geldiği zaman verdiğimiz paradan kendisine gazete parasını daha önceden almış oluyor ve bize sadece para üstünü veriyor. Biz de kabul ediyoruz. Bu alışveriş sahih oluyor mu? Biz demeden kendiliğinden paramızdan gazete parasını almış ve paramızı hemen bozduramadığı için ileriki bakkala gidiyor. Yani bozdurma işlemi de peşin olmamış oluyor.

 Vitir namazını kılarken, son rek’atte, kıyamda zammı sureyi okumadan rükû’ya gittik. Rükû’da farkedip tekrar kıyama geri döndük ve ellerimizi tekrar bağlamadık, salık bir şekilde kaldı. Zammı sureyi okuduk ve kunut tekbiri alıp ellerimizi salık hâlinden kaldırıp bağladık. Kunut dualarını okuduk. Tekrar rükû’ yaptık. Namaz bitince de secde-i sehv yaptık. Bu doğru oldu mu?

 Oruçluyken elimize, yüzümüze, tüm vücudumuza zeytinyağı sürebilir miyiz? Oruç bozulur mu? Sürebiliyorsak, dudağımız zeytinyağlı iken abdest alsak oruç bozulur mu? Zeytinyağlı elimizle taharetlensek oruç bozulur mu?

 Evlenmelerine izin verilmeyen ve tahsil müddetlerinde kadınlarla münasebet kurmaları yasak olan yeniçerilere, her fetih sonrası (klasik olarak 3 gün boyunca) fethedilen yerlerde tecavüz ve yağmanın serbest bırakıldığına dair bir rivayetin aslı var mıdır?

 Anladığım kadarıyla, kadınlardaki mutad beyaz akıntı Mâlikî mezhebinde abdesti bozmuyor, Hanefî’de bozuyor, Bunun icin Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî bu özründen dolayı her vakit çıktığında abdest alması gerekiyor. Yani öğlen aldığı abdest ile ikindi namazını kılamaz. Eğer kılarsa namazı kabul olmaz. Anladığım doğru mudur?

 Kadınlarda hayzın dışında her gün gelen beyaz renkteki akıntı Hanefî mezhebinde abdesti bozduğu için Mâlikî mezhebini taklid ediyorum. Mâlikî mezhebini taklid ettiğim için vakit çıktıktan sonra tekrar abdest almam gerekiyor mu? Yani öğle vaktinde aldığım abdest ile ikindi namazını kılabilir miyim? Tabiî ki öğle vaktinde akıntım gelmiş oluyor. Abdestimi bozan başka bir sebep de olmuyor. Bir de kadınlardaki bu akıntı Mâlikî mezhebinde de özür müdür, yoksa kan gibi abdesti bozmuyor mu? Mâlikî mezhebinde olanlar, özürlü oldukları bir halde, her vakit çıktığında bu özür sebebi ile tekrar abdest alıyorlar mı?

 Diğer üç mezhebde rük’ûya giderken ve kavmeye dönerken eller kulaklara kaldırılıyor da, Hanefî mezhebinde kaldırılmıyor? Rükûya giderken ve kavmeye dönerken elleri kulağa kadar kaldıranlar, Hazret-i Ömer’in rivayetine göre yapıyormuş. Hanefî mezhebinde ise İbn Mes’ud hazretlerinin rivâyeti esas alınıyormuş. Peygamber efendimize Hazreti İbn Mes’ud mu, Hazret-i Ömer mi daha yakındır?

 “Salâten tüncin┠duasını Peygamber efendimiz okumuş mudur?

 Bedeninin yarısı olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

 Müslüman olup olmadığı belli olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

 Bir kabre iki, üç meyyit konabilir mi?

 İdrarını tutamayan bir hasta, 4 rek’atlik namazda iki rek’atini ayakta kıldı. 3. rek’atte idrar sıkıştırdığı için hemen oturup rükû’ ve secdeleri ima ile yapabilir mi?

 Abdest sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid eden bir kimse, sağ ayağını ayakkabısından çıkarıp çorabını çıkardıktan sonra ayağını yıkasa sonra kurulasa ve daha sonra ayakkabısını giyip sol ayağına geçse muvâlâta uymuş olur mu?

 Dışarıda yemek yerken dikkat çekmemek için çatalı sol el ile kullanarak yemek yemek uygun mudur?

 Hastane, hasta için gerekli kanı kendi stoklarından kullanmışsa ve kullanılan kanların yerine kan bulunmasını hasta yakınlarından istemişse, hastaneye gidip kan vermek uygun olur mu?

 Özürlü olan kimse yere secde edemeyip fakat 25 cm.den az yükseğe secde edebiliyorsa 25 cm.den az yükseğe mi secde eder, yoksa ima ile mi kılar?

 Bir yere dayanıp tekbir alacak kadar dahi ayakta duramayan hasta, oturarak ima ile namaz kıldığında secde edebiliyorsa secde eder mi, yoksa secdeyi de ima ile mı yapar?

 Secde edemeyen hasta ayakta durabiliyorsa, iftitah tekbirini ayakta mı alır, yoksa oturarak mı tekbir alır?

 ''Allahü teâlâ'' yerine ''Allah teâlâ'' demekle, iftitah tekbirinde ''Allahü ekber'' yerine ''Allah ekber'' demek arasında Arapça kaideleri açısından fark var mıdır?

 Hakkında hürmet-i müsahere meydana gelen Hanefî’nin, bu şekilde hürmet-i müsahereyi kabul etmeyen Şâfiî mezhebine göre nikâh tazelemesi mi gerekir?

 Memlekete gitmek için bilet alacaktım. Param olmadığını fark ettim.Biletçiye vaziyeti izah ettim, kabul etmedi. Tam o sırada birisi “Parasını ben veririm, ver bileti” dedi. Bileti aldım. O yardım eden adam gitti. Biletçi dedi ki: “Memleketten gelince bana şu kadar lira vereceksin” dedi. Ben de tamam dedim, ama hâlâ vermedim. Çünki bu parayı yardım eden adama vermeyeceği, cebine atacağı yüzde yüzdür.

 Bir ilmihalde şu ifade geçiyor: "Malından bir mikdarını sadaka vermeyi adayan kimse, bu sadakayı zekât malından verir. Ticaret malı yoksa, altın veya gümüşten geçerli olanı verir. Başka mallardan veremez. Mikdar bildirmedi ise, her cins zekât malından mâlik olduklarının hepsini verir. Kâğıd ve her metal para, zekât malı değildirler. Altın ve gümüşten para olarak geçerli olanın karşılığı olarak kullanılan senedlerdir. Bunların yerine, kıymetleri kadar, altın, gümüş verilir. Evini veya belli bir malını sadaka etmeyi adayan kimse, bunu veyâ kıymeti kadar altın, gümüş sadaka verir." Bu ifadeye göre bir kimse, her ay kazandığımın onda birini fakirlere vermeye niyet etse, bunu altın ve gümüş olarak mı vermesi gerekir? Sadaka olarak adamak ile vermeye niyet etmek ya da vermeye karar vermek aynı şey midir? Aynı yerde şu ifade de geçiyor: "Bir kişinin bir malı iki kişiye hibe etmesi câiz olmaz; ama bir malın iki fakire sadaka verilmesi câizdir. Fakire hibe edince sadaka olur." Bu cümlelerde iki farklı izahat var. Birisinde iki kişiye hediye edilmez, ama öbüründe hibe edilir diyor. Farkı izah eder misiniz?

 Bir ilmihalde şu ifade geçiyor: "Bir kişinin bir malı iki veya daha fazla kişiye hibe etmesi câiz olmaz. Taksîmi mümkin ise, ayırıp, parçalarını her birine ayrı ayrı vermelidir. Bunun için, bağışınn yardım kurumuna değil, kurumun başkanına yapılması lâzımdır. Bağış, hükmî şahsa değil, hakîkî şahsa verilince, sahîh olur." Bu ifadeye göre bir vakıf, cemiyet veya kitabevine yapılan bağışlar, müesseseye yapıldığı için sahih olmuyor mu? Doğrusu nasıl olmalıdır ki bağışlar sahih olsun?

 Rabbimiz 18 bin âlemin yaratıcısı deniliyor. 18 bin âlem ne demektir? Buna bir delil var mıdır?

 Kıyamette sadece yer mi değişecek? Yoksa 9 gezegenin hepsi değişecek mi?

 Mukaddes kitapların, suhufların hepsi Arap dilinde miydi? Arap dilinde ise, niye Arap dilinde nâzil oldu?

 Birinden alacağım var. Alacağımı istemeye gittiğimde “Param yok, ama milli piyongo bileti aldım” dedi. Bileti bana verdi. “Çıkarsa senin” dedi. Biletten çıkan parayı kullanmak câiz midir veya ne kadarını kullanabilirim?

 "Fetvâyı müftüler verseler de sen kalbine danış" sözünün aslı nedir? Ne mânâya gelmektedir?

 Şirk-i celî ne demektir?

 Rükû’da iken sağ ayak sol ayak yanına mı getirilir? Yoksa sol ayağın topuğu sağ ayağın topuğuna mı değdirilir?

 Kim milyoner olmak ister adlı yarışmada, elinde olan parayı ortaya koyup, yeni suali cevaplama bahis mevzuu olduğundan, uygun mudur?

 Namazda iken kıl, tüy vb. şeyler ağzımıza dışarıdan kaçsa, bu namazı bozar mı? Elimizle çıkarmamız şart mıdır? Yutsak bir zararı olur mu?

 Oruçlu iken dudak üzerine sıçrayan tükürüğümüzü yalamak ya da abdest sonrası dudak üzerinde kalan damlacıkları yutmak orucu bozar mı?

 Eğer bir rek’atin de namaz vakti içinde kılınmamış olduğunu anladığımızda, bu namazı tekrar kılmamız gerekiyor mu? Yoksa bu namaz kazâ yerine geçip sahih oldu mu?

 Bazen namazımız bazı zaruretlerden dolayı son dakikaya kalıyor. Mâlikî mezhebinde bir namazın sahih olması için, bir rek’atinin namaz vakti içinde kılınmış olması gerekiyormuş. Vakit çıkmadan namaza durduk ve namaz bittiğinde vaktin çıkmış olduğunu gördük. Geçen dakikayı rek’at sayısına böldük. Meselâ bir rek’ati vakit içinde kılmış olduğumuzu anladık. O zaman namaz sahih midir?

 Namazda son oturuşta esselâmü aleyküm dedik, ama sağ tarafa başımızı çevirmeyi unuttuk. Daha sonra başımızı sağa çevirip tekrar selâm verdik. Bu şekilde namaz, sahih olur mu?

 İmam Rabbânî hazretlerinin Mektubat’ında İbrahim aleyhisselâmın dininin ve milletinin bütün diğer dinlerden ve milletlerden üstün olduğu, bunun için bizim peygamberimiz aleyhisselâm onun milletine uymak emir olunmuştur yazıyor. En üstün din İslâmiyyet değil midir? Bunun izahı nasıl olur?

 Müslüman müslümanın gözlerine uzun baksa (rahatsız edecek derecede) edepsizlik olur mu?

 Her gün yatsı namazından sonra hemen yatıyorum. Saat 3’te kalkıp ders çalışıyorum. Öğlen 11’re kadar. Ama bir bakmışım çok az ders çalışmışım. Her gün öyle oluyor. Vaktin bereketli olması için ne yapmak lazım?

 Alın yazısı, yani kader değişir mi? Ezeldeki takdir neyse o olur deniliyor. Ezeldeki takdir asla değişmez mi?

 Bir televizyon programında “Mi’râc gecesi Peygamber Efendimiz Allahü teâlâyı kendi derecesine göre görmüştür; yoksa mahlûk, yani yaratılmış olan, sonsuzu nasıl ihata edebilir?” denildi. Allahü teâlâya sonsuz demekle neyi kastettiler? Sonsuz büyüklüğünde demek de uygun bir ifade olur mu?

 Küçük yaştaki çocuğuna şehvetle dokunsa hürmet-i müsahere olmaz deniyor. Hürmet-i müsahere sadece büyüklerle mi olur?

 Altınlarımı beyime hediye ettim deyip zekâtını vermemek olur mu?

 Fâsık akraba ziyaret edilir mi? Fâsığın ölçüsü nedir?

 Depremden dolayı İstanbul’a geldim Van’da bir borcum var ama adama ulaşamıyorum ne yapmam lazım?

 Âdeti 17 gün temizlik, 9 gün kan olan bir kadının, kan ve temizlik günleri şöyledir: 17 gün temiz - 9 gün kan - 19 gün temiz - 13 gün kan - 15 gün temiz - 8 gün kan – 14 gün temiz - 15 gün kan. Bunu tahlil eder misiniz?

 Gümüş saat ve tesbih kullanmanın bir mahzuru var mıdır? Yüzükdeki gibi belli bir grama kadar izin verilmiş midir?

 22 Aralık 2010 tarihli, gazeteye de çıkmış olan Şah İsmail ile ilgili yazınızda, İsmail’in neseben Kürd olduğunu yazmışsınız. Mümkünse yazınızda kullandığınız ve bu bilginin geçtiği kaynağı öğrenmek isterim.

 Kazâ namazlarını bitiremeden ölenin hiç mi kurtuluşu yoktur? Yani kesinlikle namaz borçları kadar yanar mı, yoksa affedilebilir mi?

 Basit bir kavgada hanım “O zaman yatakları ayıralım” dedi. Ben de “Ayır, ayırırsan ayır” dedim. Boşama kastı yoktu. Nikâhımıza zarar gelmiş olur mu?

 Sabah namazında uzun sureler veya ayetler okumak şart mıdır? Kısa okursak olmaz mı?

 İçinde tapar gibi kelimeler geçen şarkıyı dinleyen küfre mi girer mi?

 Had ve ta’zir suçlarında Allah hakkını ihlâl eden suçlar aleniyete intikal etmedikçe suç teşkil etmezler. Bunlardan gayrimeşru delil de elde edilemez. Ancak gayrımeşru delil elde etmek için dahi olsa hakkullahı ihlal eden bir suç (meselâ zina suçu) aleniyete intikal ettirilse, bu suçtan ötürü ceza verilmeyecek midir? İslâm hukuku bu şekilde ortaya çıkan bir hakikate gözlerini yumacak mıdır? Burada bahis mevzuu suçun aleniyet kesbetmesi dolayısıyla amme nizamının bozulduğu göz ardı mı edilecektir?

 Osmanlıda hutbelerde Türkçe kullanılıyor muydu, yani sadece Arapça mı okunurdu?

 Günlük sarı akıntıları meniden ayırmak için şöyle denilebilir mi: “Meni vediye benzer ve vedi gibi çok gelir”

 Âdeti ilk örnekte 17 temiz 9 kan olan bir kadın. Kan ve temizlik günleri şöyledir: 17 temiz - 9 kan - 18 temiz - 11 kan - 16 temiz - 13 kan - 9 temiz - 7 kan - 3 temiz - 2 kan. Bunu çözümler misiniz?

 Bazı tarih kitaplarında Hazret-i Muaviye'nin câmilerde Hazret-i Ali ve Ehl-i beyte küfür ve lânet ettirdiği yazıyor. Bir sahabenin böyle bir teşebbüste bulunması bana ne İslâmî, ne tarihî, ne de mantıkî geliyor. Ben bu kaynakların sıhhatinden şüphe etmekle beraber, sizin bu mevzudaki kanaatlerinizi öğrenmek istiyorum.

 Kavânîn ve düstur eserlerinin mahiyeti nedir?

 el-Ehadisu'l-Arbain fi Vucubi Ta'ati Emiri'l-Mü'minin. (Beirut: 1312/1893) isimli eseri Sultan Hamid toplatmış mıdır?

 Eşimle nikâhımız kayınpederin yanında ve rızasıyla imam tarafından kıyıldı. Şâhidlerimiz iki kadın ile bir erkekti. Babam, kayınpederim ve nikâhı kıyan hoca efendi de nikâhımıza şâhid sayılır mı? Nikâhımız Şâfiî mezhebine uygun mudur?

 Hanefî ve Şâfiî mezhebinde, vedi ve mezy çıkınca cünüb olunmuyor. Peki Mâlikî mezhebini taklid eden kimsenin, vedi ve mezy çıkınca gusl etmesi gerekir mi

 Sabah abdest aldım, sonra ayak tırnaklarımı kesip mest giydim. Gün boyu bir iki kere abdest yeniledim. Mest üzerine mesh ettim. Gece yatmadan önce mesti çıkardım. Baktım ayak parmağımın ucu kanamış ve kan biraz yayılmış. Ne zaman kanadığını bilmiyorum. Abdestiz namaz kılmış olur muyum? Namazlar kazaya kaldı mı?

 Şapka nasıl çıktı? Hangi kiliseden çıkmıştı?

 Bazı ilan sitelerinde online mağaza açma imkânı vardır. Yıllık belli bir ücret ödenir. Mağaza açınca, satmak istenen mamuller orada tanıtılır. İsteyen kredi kartıyla girip site üzerinden satın alabilir. Bu mağazalar kapıda ödeme yoluyla da yollayabilir. Site üzerinden kredi kartıyla alışveriş yapınca, o ilan sitesi %2 gibi bir komisyon kesiyor ve komisyonu kestikten sonra kalan meblağı satıcının hesabına yatırıyor. Bu komisyon kesip satış yaptırması sahih midir?

 Kapıda ödeme yoluyla internet üzerinden alışveriş yapmak sahih midir? Yani mamulün resimlerini görüyoruz; hususiyetlerini biliyoruz; kargocu getiriyor; parasını kargocuya veriyoruz veya kredi kartı çektiriyoruz. Bu şekilde satın almak sahih midir? Bu şekilde mamul satmak isteyenler, nelere dikkat etmelidir? Kargo şirketini vekil mi etmelidir?

 Komşum bana bakkaldan bazı şeyler almam hususunda sipariş verdi. Ben de alıp götürdüm ve hediye ettim dedim. Kabul etmedi ve parasını vermekte ısrarcı oldu. Ben de parayı aldım. Başta hediye ettim dediğim için, bu siparişler ve para kimin malı sayılır?

 İlmihalde "Zengin veya fakir, mevcut koyununu veya kurban niyeti ile satın almadıkları koyunu kurban kesmek niyet etseler, kesmeleri vâcib olmaz, keserlerse, nâfile olur" diyor. Bu ne mânâya geliyor? Yani zenginin kendi sürüsünden kestiği hayvan, kurban olmuyor mu?

 İslâmiyette servet ne dereceye kadar meşrudur? Cemiyette ihtiyaç sahipleri varsa, bu servetin hükmü nedir? Bu cemiyetin ihtiyaç sınırı nasıl belirlenir? Tüm dünyadaki Müslümanlar mı göz önüne alınıp bir ortalama oluşturulacak? Harcamanın ölçüsü nedir? Buna ihtiyaç diye cevap verilecekse ihtiyacın ölçüsü nedir? O cemiyetin yaşama seviyesine bakılarak bu tayin edilecekse, o cemiyette lüks ve refah seviyesi çok yüksek ise, bu, müslümana lüks yaşama hakkı verir mi? Aynı şekilde “zekâtımı veriyorum, öyleyse istediğimi yaparım” diyebilir mi? Bunu meşru yollarla harcaması bakımından değil, harcama sınırı, lüks, israf bakımından soruyorum. Bakara suresi 219. âyet-i kerimesindeki ihtiyaç fazlasının verilmesini nasıl anlamalıyız? Yine Kur’an-ı kerimde geçen “altın ve gümüşü kenz yapıp (yığıp) Allah oylunda harcamayanların vay hâline” hükmünü bu meyanda nasıl anlamalıyız? Avrupa’nın tek yedi yıldızlı otelini İslâmî câmia içinden birileri yapıyor. O kadar lükse, israfa, orada üç kuruşa çalıştırılan insanlara bakmadan o otelin mescidi olduğu için, kadın-erkek ayrı havuzu olduğu için, lobisinde enstürmantal ilahi vb. çaldığı için İslamî otel mi olacak orası? Bir de sahabe arasında da mülkiyet, servet konusunun tartışıldığı, Ebu Zer’in farklı görüşte olduğu söyleniyor ve “İslâmî sosyalizm” diyenler hep bunu misal gösteriyor. İşçinin hakkı nasıl belirlenir? Bunun bir alt sınırı var mıdır? Hadis-i şerifte yediğinden yedirmesi vs gibi mevzulara değiniliyor. İşci hakkından bahsediliyor. Bunun tatbikatı nasıl olacaktır?

 Kına gecelerinde hanımlar damacana, tava gibi bazı ev eşyalarına vurup ses çıkartarak oynuyorlarmış. Bu caiz midir?

 "Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vâcib, başka yerlerini örtmesi edebdir" deniyor. Bu erkek için de cari midir?

 Süt çocuğunun ağız dolusu olmayan kusmuğu necaset değil midir?

 Evlerde, yıkama özelliği de olan makineler ile halı yıkanınca necâset temizlenmiş olur mu?

 Başkasının abdest alırken ıslattığı bir terliği başkası giyip de ayağı ıslansa necaset bulaşmış olur mu?

 "Mâ-i müstamel, peştemala, elbiseye, kurnaya sıçrarsa ve necâset temizlemekte kullanılan her su, iğne ucu kadar sıçrarsa, kabı ve elbiseyi pisletmez" deniyor. Daha fazlası pisletir mi denilmek isteniyor?

 İlmihalde “Abdestte veya guslde kullanılan su (mâ-i müstamel), İmâm-ı a'zama göre kaba necâsettir. Ebû Yûsuf’a göre, hafif necâsettir. İmâm-ı Muhammed’e göre temizdir” deniyor. Başka bir yerde ise “Mâ-i müstamel, yani abdestte veya guslde kullanılan yahud kurbet olarak kullanılan su, meselâ, yemekten önce ve sonra, sünnet olduğu için el yıkamakta kullanılan su, yıkanan uzuvdan ayrılınca necis olur. Bazı âlimlere göre, başka uzva, elbiseye, yere düştükten sonra necis olur. İlk düştüğü yeri kirletmez” deniyor. Yani temiz diyen İmam-ı Muhammed’e göre de yerden sıçrayıp elbiseye değen abdest suyu necis midir?

 Temiz ve necâsetli sıvı karışımların temiz kabul edildiğini okudum. Buna göre alkol ihtiva eden parfümler sürülü halde namaz kılmak uygun olur mu? Olursa sevabı azalır mı?

 Fıkıh kitaplarında "Birlikte yapılamayan şeyler otuzdört tanedir. Başında ağrı olup mesh edemeyen, abdest için; yıkanamayan da, gusl için teyemmüm edebilir denildi ise de, her ikisinin de sâkıt olacağını bildiren fetvâ daha evvel verilmiş olduğundan, bu sözle amel olunmaz" deniyor. Ne sâkıt oluyor?

 "Kur'an-ı kerimi yapışık olmayan bir şey içinde, mesela çantada iken tutmak caizdir" ifadesine göre mushaf ile birlikte satılan içine mushafın girdiği kutular da böyle midir?

 Eldeki veya yüzdeki bir yara kanadığında yara bandı ile kapatılıp üzerine mesh ederek hemen abdest alınabilir mi, yoksa kanın durmasını veya vaktin sonunu beklemek gerekir mi? Seferînin durumu da aynı mıdır?

 İlmihal’de ödünç vermek bahsinde “Al, sarf et diye verilip, hediye olduğu söylenmeyen para, teslim edilince, ödünç verilmiş olur. Al, giy diyerek verilen elbise, hediye olur” şeklinde bir cümle geçiyor. Meselâ hava soğuk, arkadaşım benim montumu ödünç almak niyeti ile istiyor, “Senin montunu alabilir miyim?” diyor, ben de ödünç vermek niyeti ile “Al, giy!” dediğim takdirde, bu hediye mi oluyor? Yoksa bir önceki cümlede geçen para mevzuu gibi montu geri getirince ödünç verilmiş mi oluyor?

 Hazret-i Peygamber, Selimeoğullarının mescidinde Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılarken Bakara suresinin 144. âyet-i kerimesi geliyor ve Peygamber Efendimiz yönünü Kâbe’ye dönüyor. Bu yaklaşık 180 derecelik bir harekettir. Tabî olarak cemaat Peygamber Efendimizin önünde kalıyorlar. Bu halde nasıl hareket ediyorlar?

 İstanbul’daki Eshab-ı Kiram efendilerimizin kabirlerinin yerleri kat’î midir? Öyle ise hangilerinin kabirleri, hangilerinin makamları öğrenebilir miyiz?

 Mâlikî mezhebinde kadınlardan, meselâ hâmilelikte veya başka sebeple önden gelen bevl, meni mezi, hayz ve nifas dışındaki akıntılar abdesti bozar mı?

 Mâlikî’de ve Şâfiî mezhebine göre nikâhta şahitler âdil olmalıdır diye geçiyor. Bunlardaki adaletten maksat nedir?

 Ehl-i kitap kadınla nikâhın sahih olması için, Hazret-i İsa'ya ilah demeyen bir Hıristiyan mı olması gerekir? Öyle ise bunu araştırmak veya kadına sormak gerekir mi? Müslüman olduğunu söyleyen, fakat daha ziyade Hıristiyan gibi yaşayan ve davranan bir kadınla nikâhın vaziyeti nedir? Kadının ağzını arayıp Hıristiyanlığa inandığını söylese, bu kadın mürted hükmünde mi olur, Hıristiyan hükmünde mi?

 Bir kimse, kelime-i şahadet getirip müslüman olan bir Alman kadın ile evlendi. O zamandan beri kadında tek bir İslâm alâmeti mevcut değildir. Bu kadından ayrılırsa, çocuklar babadan kopma tehlikesi vardır. Bu halde çocuklara İslâmî terbiye veremezse, baba şer'an mes’ul müdür?

 Erkek evleneceği kızın sözüne inanarak, onu bâkire diye nikâhlasa ve nikâhtan (bir ay veya bir sene) sonra kızın daha önce nikâhlı olduğu ve talâk da verilmediği iddiası ortaya çıksa, nikâhları bozulur mu? Veya erkek kızı boşamak zorunda mıdır? Yoksa araştırma yapması mı gerekir? Eğer boşaması gerekiyorsa veya araştırma sonunda iddialar doğru çıkarsa mehr vermesi gerekir mi?

 Hem mehr-i muacceli, hem de mehr-i müecceli kızın da rızası ile çok az bir miktarda tayin etmek, meselâ her ikisi için 10'ar euro tayin edilse câiz midir?

 Hanefî’de mehr konuşulmazsa, mehr-i misl lazım olur. Mehr-i misl için kadının baba tarafından akrabasına verilen kadar deniliyor. Peki bu miktar bilinmiyorsa en az ne kadar verilir?

 Erkek şâhidlere kızı göstererek yanında "Bu benim karımdır" dese, kız da sadece "Evet" dese, nikâh sahih olur mu? Kız hiç bir şey demezse ne olur? Veya Hanefî’de tezvic ve nikâh kelimeleri şart olmadığından, erkek iki şâhide kızı göstererek "Bu bana ait" dese, kız da orada "Evet" dese, nikâh olur mu?

 Hanefî’de nikâh akdinin sıhhati için mâzi sigası (geçmiş zaman kipi) kullanmak şart mıdır? Meselâ "Seni karılığa alıyorum" dense, kadın da "Kabul ediyorum" dese nikâh olur mu?

<<  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 >>