Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Dürr-i Yektâ adlı fıkıh kitabında diyor ki, “Tarikat şeyhi olduğunu söyleyen bazı mülhid ve zındıklar, câhil müslümanlara, (Sana namazı bağışladım. Artık kılma) yahud (Allahın ve Peygamberin emr ettiği namaz, herkesin yaptığı, yatıp kalkmak ve belli şeyleri okumak değildir. Allahın ismini zikr etmek ve Onun büyüklüğünü düşünmek demektir) derse, namazı inkâr ve müslümanları ifsâd etmiş olur. Mahkeme kararı ile katli lâzım olur. Tutuldukdan sonra yaptığı tevbesi kabul olmaz.” Her günahın tevbesi kabul olunduğuna, mürted de tevbe ettiği zaman tekrar Müslüman sayıldığına göre, bu ifadeyi nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
İşlenen her günah, usulüne ve şartlarına uygun yapılan tevbe ile affolunur. Bu aynı zamanda bir suç ise, tevbe, cezayı düşürmez. Ancak irtidad suçunda, mürtede tevbe teklif edilir. Kabul ederse, ceza düşer. Bu üç defaya kadar böyle devam eder. Sonra artık tevbesi kabul edilmez. Dürr-i Yektâ’daki ifadeye göre, “Müteşeyyih, telbîs edip, namaz ile vücud bulacak şeyleri namazı inkâra vesile kılarak müslümanların akaidini ifsâda say eylediği şer’an sâbit olsa, veliyyülemrin (hükümdarın) emri ile katli lâzımdır. Ve bu hal üzere olduğu bilinip, tutulduktan sonra tevbesine itimad olunmadığından tevbesi dahi kabul olunmaz. Ama bu kötü halinden tevbe ve rücuundan sonra tutulsa, katl olunmaz.” diyor (s. 38). Tutulmak, mahkeme huzuruna çıkarmak demektir. Tevbesi, Allah katında makbul olsa bile, işlediği suçun cezasını görür. Buradaki ceza, günahın değil, suçun karşılığıdır.

04 Ekim 2012 Perşembe

    Geri Dön