Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Hazret-i Ali ve diğer sahâbiler arasındaki mücadeleyi sadece ictihad farklılığına bağlamak kâfi midir? Bunun ayaklanma gibi fıkhî hükmü yok mudur?

Cevap;
Hazret-i Aişe, Talha, Zübeyr gibi sahâbiler, ayaklanmış değildi. İstemedikleri halde bir hercümercin içinde isyancı mesabesinde tutuldular. Şam Vâlisi Hazret-i Muaviye, Halife Hazret-i Osman’ın katillerine kısas yapmadığı için Hazret-i Ali’nin meşru halifelik hakkını kaybettiği ictihadına vardı. Hazret-i Peygamber’in “Halife olduğun zaman adaletle ve yumuşaklıkla hükmet” sözünden halifeliğinin zamanının geldiğine hükmetti ve kendisini halife ilan etti. Âlimler, Hazret-i Muaviye ilk zamanlar bâgî hükmünde idi; Hazret-i Hasen’in halifeliği kendisine devredip herkes kendisine biat etikten sonra meşru halife oldu demiştir. Çünki hadis-i şerifte Hazret-i Ali’nin ordusunda bulunan ve Sıffîn Harbi’nde şehid düşen Ammar bin Yâsir için "Seni bâgiler öldürecek" buyurulmuştu. Ehl-i sünnet itikadına göre sahâbe-i kiram udûldür. Yani günah işlemekle adalet vafsını kaybetmez. Sahâbiler hem müctehiddir; hem de onların dünyevî kusurlarının Resulullah ile sohbetlerinin hatırına affedildiği hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Bu bakımdan sair insanlarla aynı statüde mütalaa edilemezler. Bu sebeple malum hadiselere ictihad farklılığı deyip geçmek en iyisidir.

12 Ağustos 2012 Pazar

    Geri Dön