Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Bir kimsenin kendisinden evvel ölen oğlunun çocuğu amcası varsa Kur’an-ı kerimde yazmadığı halde vâris olamıyor. Haksızlığa uğruyor. Bunun bir delili var mıdır?

Cevap;
Kur’an-ı kerîmde Nisâ sûresinde 11 ve 12. âyet-i kerîmelerde ölenin mirasını çocuklarının alacağı bildirilmektedir. Torundan bahis yoktur. Hazret-i Peygamber, mirasçıların kim olduklarını ve mirasa hak kazanış sırasını bildirmiştir. Yani mirasçıların eshâb-ı ferâiz, asabe ve zevü’l-erham olarak sıralanışı sünnetle sabittir. Hangi mirasçının hangi mirasçıyı hacbedeceği, yani mirastan mahrum edeceği; dede ve ninenin mirasçılığı, velâ yoluyla mirasçılık, miras mânileri hep sünnetle sâbittir. Abdullah bin Abbas’ın bildirdiği bir haberde, “Hisselerini eshab-ı ferâize veriniz. Bundan kalanı da ölüye en yakın erkek hısımına aittir” buyuruluyor. Görülüyor ki, oğul var ise, oğlun oğlunun veya kızın çocuklarının hisse alamayacağı sünnet ile sabittir. Çünki oğul, ölüye en yakın erkek akrabadır. Torun sonra gelir. Ama ölünün yalnızca kızı veya kızları varsa, bunlar eshab-ı feraizdendir. Kalan, asabe sıfatıyla oğlun oğluna verilir. Bu da icma ile sabittir. Oğul varken oğlun oğlunun miras alamayacağı kıyas ile de sabittir. Akıl bunu gerektirir. Çünki yakın akraba, uzak akrabayı mahrum eder. Maamafih dede yetimi denilen oğlun çocukları, ölen babalarından miras almış olabilirler. Bu takdirde zaten dedelerinin mirasına ihtiyaçları yoktur. Kaldı ki dede isterse bunlara üçte birden vasıyette bulunabilir. Dedelerinin vasıyette bulunmadığı torunları dedesinden daha çok düşünmek abestir. Üstelik bu çocuklar küçük veya bakıma muhtaç ise, nafakası akrabasına aittir. Çocuk dedesinden miras almasa bile, amcası tarafından geçimi temin edilecektir. Dede yetimini, şâri’ teâlâdan daha çok himâyeye kalkışmak, cüretkârlık olmaz mı?

21 Haziran 2010 Pazartesi

    Geri Dön